ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Dini Konular > Dini makale ve yazılar  > İnsan
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: İnsan  (Okunma Sayısı 477 defa)
22 Kasım 2010, 18:21:04
Zehibe

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 31.682



Site
« : 22 Kasım 2010, 18:21:04 »



İnsan

Prof. Dr. Yunus Çengel

Nevada Üniversitesi, Reno, ABD


 

Bitkiler, hayvanlar ve melekler

Canlılar âlemine baktığımızda önce ne yaptığını bilmeyen ve kendi varlıklarının bile şuurunda olmayan ama akılları hayrette bırakan işler yapan enaniyetsiz bitkileri görürüz. Çamurlu su içen ve ömrünü kavurucu güneş altında geçiren bir kiraz ağacı mütebessim çehresiyle ve dallarına astığı leziz, hijyenik ve sanat harikası meyveleriyle kendini rahmanî bir sofra yapıp şefkatli bir anne gibi insan ve hayvanları adeta bir ziyafete davet etmektedir.

Elmasta yansıyan pırıltıların gözleri kamaştırdığı gibi, kiraz ağacında yansıyan o sevgi, şefkat, ihsan, ikram, sanat ve güzellik de insanların mânâ merkezi olan kalplerini büyülemekte, ve dilden evvel ruha nezih bir lezzet vermektedir. Hele bir de bakışlar o yansıyan hasletlerin baki kaynağına intikal edebilirse, lezzet de bakileşmekte ve ulvileşmektedir. Ağız değirmenindeki geçici maddî zevk, kalplere sunulan bu daimi manevî lezzetin yanında sönük kalır. Eğer o kiraz ağacının biraz şuuru olsaydı, bu rahmanî iltifat ve şereften ve misafirlerinin takdir, teşekkür ve memnuniyetlerinden gelen lezzetten herhalde mest olurdu. Ve adeta cisimleşmiş şefkat olan dallarıyla misafirlerini kucaklardı. İşte gerçek insanlık, kirazı kalp ile yemektir. Bunları görmezden gelip insanı bir torba molekül olarak gören maddeci görüşü rehber edinmek ise gerçekten büyük bir mahrumiyettir.

Medeniyet harikası makineleri andıran hayvanların bitkilerden farkı, hayatını devam ettirmesini sağlayan yeme-içme ve neslinin devamını netice veren karşı cinse meyil gibi lezzetli arzulardan oluşan bir nefisleri olması ve belki pek şuurunda olmadan bu nefsî arzularının peşinde koşarken belli görevleri yerine getirmeleri ve dünyayı şenlendirmeleridir. Hayvanların özelliği beden merkezli olmaları ve temel dürtülerini takip etmeleridir. Hayvanlar bu dünyaya adeta ne yapacaklarını bilerek gelmekte ve birkaç aylık hatta bazen sadece birkaç saatlik bir “çocukluk” devresinden sonra yıllarca ihtisas yapmış uzmanlar gibi görevlerinin başına geçmektedirler. Yaptıkları işlerde bir lezzet olmalı ki şevkle çalışıp durmaktadırlar.

Tüm semavî dinlerin varlığından bahsettiği ama gözle görülmediği için materyalist felsefenin reddettiği ve o yüzden sadece bir kavram olarak baktığı diğer bir varlık türü de meleklerdir. Meleklerin özelliği bedensiz latif varlıklar olması, nefisleri ve dolayısıyla nefsî arzuları olmaması, isyan ve kötülüklerden uzak olmaları, gıdalarının mânâ ve dolayısıyla lezzetlerinin manevî ve ulvî olmasıdır. Yani hayvanlara nefis, meleklere ise kalp merkezli varlıklar olarak bakılabilir. Hayvan ve meleklerin makamları sabittir ve mertebece ilerleme veya gerilemeleri söz konusu değildir.

 

İnsan: hayvan ve melek çamurlarından yoğrulmuş bir hamur

Bu bakış ışığında insanın yaratılış ağacındaki yeri herhalde netleşmeye başlamıştır: İnsan, hayvan ve melek çamurlarından yoğrulmuş, değişime ve gelişime açık, karmaşık bir varlıktır. Evet insan, sadece bedenindeki organlara ve nefsindeki arzulara bakılırsa, materyalist felsefenin dediği gibi gelişkin bir hayvandır. O da bir hayvan gibi yer ve içer ve kendisine menfaat ve maddî haz sağlayan şeylerin peşinde koşar. Ama sevgi, şefkat, adalet, cömertlik, güzellik, mükemmellik, sanat, ilim, ve ikram gibi herbiri bir mide olan sayısız duygularına ve bunlarla ilgili hazlarına bakılacak olursa, insan adeta maddeye bürünüp görünmüş madde-dışı bir varlık olur.

Örneğin bir şefkat madeni olan anneler için melek tabirinin kullanılması ve “Benim annem bir melek” gibi ifadeler ne kadar uygun düşmektedir. Gülün güzelliğini seyretmekten alınan lezzet, gülü yemekten alınabilecek lezzetten ne kadar nezih ve yüksektir. Aklın bilgi ile meşguliyetinden ve bilgi ışıklarıyla varlıkların iç yapısını görüp keşfetmesinden doğan lezzetin yerini ne alabilir? Durum böyle iken ‘sırf-madde’ görüşünde çakılı kalıp inatla madde ötesine gözleri kapamayı anlamak mümkün değildir.

İnsan, hayvanlar gibi, yemek yemeyi sever ve yemekten bir haz alır. Ama hayvanlardan farklı olarak insanlardaki en yüksek ve kalıcı lezzet yemekte değil ikram etmektedir. İkram eden kişi midesine hiçbir şey girmediği halde, sofradaki tüm misafirlerin aldığı lezzetten daha fazla lezzet alır. Bu, insanlardaki kalp veya melek boyutudur. Demek yemek yemek hayvanlık, ikram etmek ise insanlıktır.

Hayvanlık seviyesini aşamayanlar, aç birinin, cebindeki son kuruşla aldığı bir simiti tanımadığı biriyle paylaşmasını anlayamazlar. Çünkü bu davranış, maddeci felsefenin ders verdiği menfaat ve haz merkezli her türlü temel öğretiye aykırıdır. Kalbi ölmemiş olanlar tasdik edecektir ki, insanın içini sürurla dolduran gerçek lezzet, simitin yenen değil paylaşılan yarısındadır. Bir annenin bebeğinin iştahla yemeğini yemesini seyretmesinden aldığı lezzet, acaba hangi yemekte vardır?

Batı’da yapılan, gerçek mutluluğun vermekte olduğunu gösteren araştırmalar, maddeci görüşü tekzip ederken insanlığın kalp boyutunu da teyit etmektedir. Ayrıca, madde yani beden olarak boy ve kilo gibi küçük şeyler dışında iki insan arasında neredeyse hiç bir fark yoktur. Ama rastgele iki insan arasındaki fark, iki hayvan türü arasındaki farktan daha büyüktür. Örneğin bir kişi koyun gibi uysal olurken bir başkası keçi gibi inatçı olabilmektedir. Biri arı gibi bal yaparken diğeri yılan gibi zehir akıtabilmektedir. Bu ve benzeri örnekler gösteriyor ki insanı insan yapan bedenindeki maddesi değil, madde ötesi yani mânâ boyutudur.

İnsanı hayvandan ayıran temel bir özellik de değişen bir varlık olmasıdır. Bedenleri minnacık olan bebekler melek gibi masum ve sevimli varlıklardır. İnsanın çocukluk döneminin neredeyse 20 yıl olduğu ve insanlar arasındaki muhtelif gelişmişlik seviyeleri arasındaki devasa fark dikkate alınırsa, insanın bu dünyaya hayvanlar gibi rahatça monoton bir hayat sürmek için değil mücadele ederek yükselmek ve fıtratına ekilen madde-dışı meyil ve kabiliyet çekirdeklerini geliştirerek bir ağaca çevirmek için geldikleri görülür. Yani insanın gerçek değeri vücudunun toprağı değil, bu toprakta açtırdığı mânâ gülleridir. O yüzden bir kişi için “büyük insan” tabiri kullanıldığında kaç kilo olduğu değil, ne yaptığı sorulur. Zaten ölen bir insanın bedeninin değersiz bir şey gibi dağılmak üzere toprağa bırakılması bunu sembolize eder.

[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: İnsan
« Posted on: 22 Eylül 2019, 23:18:55 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: İnsan rüya tabiri,İnsan mekke canlı, İnsan kabe canlı yayın, İnsan Üç boyutlu kuran oku İnsan kuran ı kerim, İnsan peygamber kıssaları,İnsan ilitam ders soruları, İnsanönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &