๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ => Dini makale ve yazılar => Konuyu başlatan: Zehibe üzerinde 01 Aralık 2010, 17:36:12



Konu Başlığı: İliklerine Kadar İman
Gönderen: Zehibe üzerinde 01 Aralık 2010, 17:36:12
İliklerine Kadar İman

Şemsettin Kırış

İman denince çoğumuz amentüde belirtilen altı esasa inanmayı anlarız. Halbuki imanın anlamı sadece bu değil. İmanı bütün veçheleriyle ve tezahürleriyle tahlil ettiğimizde karşımıza kocaman bir hayat çıkar. İslam'da iman ve hayat iç içedir. Hayatımız, imanımızın aynıyla yansımasıdır. İmanımız ne seviyede ise hayatımızın İslamiliği de o seviyededir. İki Cihan Güneşi Efendimiz, çok sevdiği Ammar bin Yasir (r.a.) hakkında "O İliklerine kadar imanla doludur."1 buyurmuşlar. Bu söz sahabenin imanı konusunda bize önemli ipuçları vermektedir.

Sahabe-i Kiram. O nesli ve o neslin imanını iyi anlamak gerekir. Öyle güçlü bir iman ki bu, baba ile oğul imanı uğruna karşı karşıya gelebiliyor ve savaşabiliyor. Bedir savaşındayız. Rasûlullah'ın hakkında "bu ümmetin emîni" dediği büyük sahabi Ebu Ubeyde bin Cerrah (r.a.) müşriklerin safında yer alan babasıyla karşı karşıya gelmemek için çırpınıyor. Babası ise ne yazık ki nasipsiz. Tek suçu Müslüman olmak olan oğlunu kendi elleriyle boğazlamaya yeminli. Hep oğlunun üstüne gidiyor. Sonunda Ebu Ubeyde dayanamıyor, babasıyla vuruşuyor ve yere seriyor. Yüreği anlatılmaz hüzünle doluyor Ebu Ubeyde'nin. İman konusunda ne büyük bir imtihan geçiriyor Ebu Ubeyde. Bunu günümüz insanın havsalası almıyor.O nesli ve o neslin imanını iyi okumalı ve iyi anlamalı. İman etlerine, kemiklerine, İliklerine hatta tırnaklarına sirayet etmiş olan bu nesli iyi tanımalı. Bilal-i Habeşî (r.a.)'ye kızgın güneşin altında üzerine konan kocaman taşlara rağmen "ehad, ehad" dedirten bu iman olsa gerek. Kabe'de açıkça Kur'an okuduğu için dövülen Abdullah bin Mesud'u tekrar dövülünceye ve kanlar içinde yere yıkılıncaya dek yeniden okumaya sevk eden de yine bu, îman olsa gerek.

Sahabenin îmanı bir sevgi seline dönüşmüş. Allah'a ve Rasûlü'ne olan bir sevgi seline. Birçok sahabi "Anam babam sana feda olsun." demiş koşmuş Rasûlullah'ın yanına. Saadet çağında bir kimsenin imanı Allah'ı ve Rasûl'ünü sevmesiyle ölçülürmüş. Fahr-i Kainatın huzurunda bir gün içki içtiği için ceza tatbik edilen bir sahabiye lanet ediliyor. Efendimiz müdahale ediyor ve diyor ki: "Ona lanet etmeyiniz. O Allah'ı ve Rasûl'ünü seviyor."(2)

Ashab-ı Kiramdan Ka'b bin Malik (r.a.)'de Tebük Seferi'ne mazeretsiz katılmadığı için kendisiyle konuşmayan amcasının oğlu Ebu Katade'ye hitaben "Ey Ebu Katade Allah'ı ve Rasulü'nü ne kadar çok sevdiğimi bilmez misin?" diyor. Kendisinin münafık olmadığını, imanında samîmî olduğunu bu şekilde anlatmak istiyor. Ashab Allah'ı ve Rasûl'ünü sevmemeyi münafıklık olarak görüyor ve bundan çok korkuyor. İmansızlıktan korktuğu kadar münafıklıktan da korkuyor. Cenab-ı Peygamber (s.a.)'in hakkında "Şeytan onu görse yolunu değiştirir." dediği Hazret-i Ömer bile münafıklıktan korkmuş. Rasûlullah'ın münafıkların isimlerini söylediği Huzeyfe el-Yemanî (r.a.)'ye "Ben de onlardan mıyım?" diye sormuş. Sahabede iman, Allah'a ve Rasûlü'ne karşı sürekli bir sevgi ve nifak konusunda sürekli bir duyarlılık halinde tebarüz etmiş. Müslüman olduk diye kendilerini güvencede hissetmemişler, gaflete düşmemişler.

İliklerimize, hatta tırnaklarımıza kadar sirayet etmiş olan bir imana ne kadar muhtacız. Böyle bir imana talip olmalıyız.

Dipnot: 1) Nesaî, iman 17, 2) Buhari, menakibü'l-ensar 43.