ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Dini Konular > Dini makale ve yazılar  > İzzet-Zillet
Sayfa: 1 [2]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: İzzet-Zillet  (Okunma Sayısı 4541 defa)
09 Ağustos 2009, 20:48:43
Zehibe

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 31.684



Site
« Yanıtla #5 : 09 Ağustos 2009, 20:48:43 »



Esmâu’l-Hüsnâdan el-Azîz, el-Muızz ve el-Müzill İsimleri


El-Aziz: İzzet sahibi, yüce, büyük, her şeye gâlip olan, mağlûp edilmesi imkânsız olan kimse. Allah Teâlâ'nın esmâ-i hüsnâsından, doksan dokuz güzel isminden biridir. Allah'ın emir ve irâdesine karşı koyacak yoktur. O her şeye gâlip gelir. O'nu mağlûp edecek hiç bir kuvvet yoktur. Allah'ın bu ismi Kur'an-ı Kerîm'de bazen "Doğrusu Allah'ın âyetlerini inkâr edenler için şiddetli azap vardır. Allah güçlüdür, intikam sahibidir, " (3/Âl-i İmrân, 4) âyetinde olduğu gibi, azap ve intikam yerinde gelmiştir. Fakat bir çok yerde "hakîm": hikmet sahibi ismiyle beraber zikredilmiştir (2/Bakara, 209, 220, 228, 240, 260). Bunun mânâsı; ‘Allah azîzdir, gücü her şeye yeter, her şeye gâlip gelir, fakat hikmeti ile kötülerin cezâsını te’hir eder’ demektir.

Kıymetli, değerli seçkin izzet sahibi, muhterem, kuvvetli, üstün, yüce, şeref sahibi, bulunmaz derecede az ve nâdir olmak; her şeye gücü yetmek, hiç bir zaman yenilmemek. Aziz, Arapça "azze" kökünden gelmekte olup, "ızz" masdarından bir sıfattır, "eızze" ve "eızzâ" şeklinde gelen kalıpları da vardır.

Istılahta ise; "Aziz" Yüce Allah'ın isimlerinden birisidir. O'nun mutlak hâkimiyet ve üstünlüğünü ifade eder. O hiç bir şekil ve sûrette asla yenilgiye uğramayan, her şeye gücü yetendir. O, haksızlık yapılamayacak kadar güçlüdür. O en üstündür, en yücedir, şeref ve izzet sahibidir.

İzzet; tam olarak zilletin, yani aşağılık, düşüklük ve âcizliğin zıddıdır. Aziz ve izzet ile bunların zıddı olan zelil ve zillet kelimeleri halk arasında da kullanılmakta ve genellikle aynı lugat anlamını korumaktadır. Bir hitap sözcüğü olarak kullandığımız "aziz" kelimesi, hitap ettiğimiz topluluğa veya kişiye bir şeref ve üstünlük atfetmekte ve bir iltifat ifâde etmektedir. Aynı zamanda bir saygı ve bağlılık sözcüğüdür.

Yüce Allah'ın isimlerinden olan "el-Aziz" ismi, Kur'ân-ı Kerîm'de doksan bir yerde geçmektedir. Fakat hiç bir yerde tek başına zikredilmemiş; daima Esmâ-ı Hüsnâ'dan diğer bir isimle beraber vârid olmuştur. Bunların başında el-Hakîm gelmektedir ki, toplam kırk yedi yerde beraber geçmektedir. Bunu on beş yer ile el-Alîm, daha sonra sırasıyla el-Kavî, er-Rahîm, Zuntikâm, el-Hamîd, el-Gaffâr, el-Cebbâr, el-Gafûr, el-Vehhâb, el-Kerîm ve el-Muktedir isimleri takip eder. Aziz isminin geçtiği doksan bir âyetin ellisi Mekkî, kırk biri ise Medenî'dir. Burada dikkati çeken önemli bir husus da, Yüce Allah'ın azamet ve kudretini ifade eden bu Aziz sıfatının daha ziyade Cemâl sıfatlarıyla beraber zikredilmesidir. Bu doksan bir ayetin on üçünde Zuntikâm, el-Kavî ve el-Cebbâr isimleriyle yani Celâl sıfatlarıyla beraber geçmektedir. Geriye kalan yetmişsekiz ayette ise Cemâl sıfatlarıyla beraber geçmektedir. O ne kadar merhametli ve ne kadar affedicidir. Zirâ O azîzdir, izzet sahibidir, kullarına en çok acıyandır.

Aziz isminin geçtiği ayetlerden birkaç tanesi şunlardır: 2/Bakara, 129, 209, 220, 228, 240 ve 260; 3/Âl-i İmrân, 6, 18, 62 ve 126; 11/Hûd, 66; 26/Şuarâ, 9 ve 68; 34/Sebe’, 6; 38/Sâd, 9 ve 22; 40/Mü’min, 2; 44/Duhân, 49. (4)

“Allah'ı, sakın elçilerine verdiği sözden dönen sanma. Gerçekten Allah azizdir, intikam sahibidir.” (14/İbrâhim, 47). Allah'ın 'Aziz' sıfatı, O'nun hiçbir zaman mağlup edilemeyeceğini, her zaman gâlip olanın Kendisi olduğunu ifade eder. Allah kâinatta mutlak kuvvet sahibidir ve O'ndan üstün hiçbir güç, hiçbir kuvvet yoktur. Kâinattaki tüm düzeni, insanların sırrını kavramaya güç yetiremedikleri veya yeni yeni keşfedebildikleri her türlü kanunu yaratan Allah'tır. Ve bunun yanı sıra yeryüzünde bulunan her canlıyı yaratan da O'dur. Allah'ın kâinatta Kendini gösteren sonsuz gücü ve kudreti karşısında, yarattıklarının âcizliği ise apaçıktır. Yarattığı tüm varlıklar ancak O'nun emriyle hareket edebilmekte, yaşamlarını sürdürebilmekte, belirli bir düzen içinde var olabilmektedirler.

Kuşkusuz bu âcizlik yeryüzüne hâkim olduğunu zanneden insan için de geçerlidir. Bir insan ne kadar güçlü, zengin ve itibar sahibi olsa da, Allah karşısında âcizdir, güçsüzdür. Ne malı, ne parası, ne de ona itibar eden insanların sayısı, onu Allah'a karşı koruyamaz. Ancak Allah'a teslim olan, O'nun emirlerine uygun yaşayan, rızâsını kazanmaya çalışanlar hariç... Allah Kuran'da her zaman kendi taraftarlarına üstünlük vereceğini vaat etmiştir.

Azîz, ızz masdarından sıfattır. Izz bazen galebe, bazen şiddet ve kuvvet, bazen değer yüksekliği veya nâdir olmak anlamlarına gelir. Allah’ın bu vasfını târif eden zâtlar, bu mânâları göz önünde tutarlar. El-Hattâbî, birinci olarak, “Kendisine üstün gelinemeyen Güçlü”, ikinci olarak da “Eşi, benzeri olmayan” tarzında tanımlar. Et-Taberî, yalnız galebe ve kuvvet mânâları üzerinde durarak, “İrâde ettiği hiçbir şey Kendisine mümtenî olmayan, cezâlandıracağı ve intikam alacağı hiçbir kimsenin elinden kurtulamadığı” şeklinde târif eder. Gazzâlî’nin, sadece üçüncü anlamı göz önüne alarak, “Ender, ulaşılması güç olan” olarak tanımlayıp galebe ve kudret mânâlarını hiç düşünmemiş olması şaşırtıcıdır.

Izz maddesinin Kur’an’da fiil şekilleri çok azdır. Sadece 3 âyette vârid olmuştur: Fe azzeznâ (takviye ettik) (36/Yâsîn, 14), Tuızzu (azîz edersin) (3/Âl-i İmrân, 26) fiillerinde fâil Allah’tır. Azzenî (bana üstün geldi) (38/Sâd, 23)’de ise fiil, insana izâfe edilmiştir. Bu kökten isim olan “izzet” ise 11 yerde görünür; 6’sı Allah hakkındadır. Bu âyetlerde: İblis Allah’ın izzetine kasem eder (38/Sâd, 82), “bütün izzetin Allah’a âit olduğu” bildirilir (35/Fâtır, 10; 10/Yûnus, 65). Allah, Rabbu’l-ızzeh (izzet sahibi Rab)dir (37/Sâffât, 180). Medenî olan bir âyette “izzet Allah’ın, Rasûlü’nün ve mü’minlerindir” buyrulur (63/Münâfıkun, 8). Aziz olan Allah’a tabiyyet cihetiyle, böylece mahluklara da bu sıfat verilmiş olmaktadır. Bu şart gerçekleşmezse, izzet “kibir” mânâsına gelen mezmûm bir vasıf olur (2/Bakara, 206); 38/Sâd, 2). Bir âyetten de, Firavunlar Mısır’ında yeminin, tanrılaştırılan Firavun’un “izzeti” üzerine yapıldığını öğreniyoruz (26/Şuarâ, 44). Bu kökün ism-i tafdîl şekli, e’azz, üç yerde mukayese ifâde eder; “daha güçlü”, “daha kıymetli” anlamlarından (63/Münâfıkun, 8; 11/Hûd, 92; 18/Kehf, 34), Allah hakkında olmaksızın getirilmiştir. Müennes ism-i tafdîl şekli el-Uzzâ, müşriklerin taptığı bir putun adıdır (53/Necm, 19). Hadis-i şerifte “Ve mâ kaderullahe hakka kadrihî...” (6/En’âm, 91) âyetinin tefsirinde Cenâb-ı Allah’ın “Ene’l-Azîzu, ene’l-Cebbâru, ene’l-Mütekebbir = Azîz Benim, Cebbar Benim, Mütekebbir Benim” buyurduğu bildirilmektedir.

Bu kökün az kullanılmasına rağmen “Azîz” sıfatı çok görünür. 99 yerden 90’a yakını hep Allah’ı tavsif eder. İzzet masdarının başta saydığımız belli başlı üç anlamı, sıfat şeklinde de vâriddir. Aziz vasfı, büyük bir ekseriyetle Allah’ın mutlak kudret ve üstünlüğünü belirten muhtevâlarda yer alır: “Tan yerini ağartan, geceyi dinlenme zamanı, güneş ve ayı vakit ölçüsü kılandır. İşte bu, Azîz, Kadîr olanın nizâmıdır.” (6/En’âm, 96) gibi birçok âyette durum böyledir. Fakat meselâ Zu’ntikam ismine bitiştiğinde, galebe mânâsı ağırlık kazanır: “... Alllah’ın rasullerine verdiği sözden cayacağını sanma; doğrusu Allah Aziz u Zu’ntikamdır” (14/İbrâhim, 47), yani mutlak gâlip ve cezâlandırandır. Üçüncü anlam olan “ender olmak, eşi benzeri bulunmamak” ise, Allah’tan başka şeyler hakkında gelmiştir: “Andolsun, size, içinizden azîz bir rasûl geldi” (9/Tevbe, 128); “Muhakkak ki O, azîz bir Kitab’dır.” (41/Fussılet, 41) gibi. Fakat Allah hakkında, sarîh olarak böyle bir muhtevâda geldiğine rastlamadık. Azîz, bazen güç, zor anlamına da kullanılmıştır: “Dilerse sizi ortadan kaldırır ve yeni mahlûklar getirir. Bu, Allah’a güç (azîz) değildir.” (35/Fâtır, 17) âyetinde görüldüğü gibi. Bu ismin Allah hakkında kullanılması şu özellikleri gösterir:

Münferid olarak hiç gelmemiştir.

İlk olarak 27. sıradaki el-Burûc sûresiyle başlayarak, vahyin bütün safhalarında görünmüştür.

Esmâ-i hüsnâdan en fazla Hakîm ismine iktiran etmiştir: “Azîz Hakîm” 16 defa Mekke, 31 defa ise Medine’de görünür. Mekkî olanların ekseriya tâbî (sıfat) durumda irad edildiği görülür.

“Azîz Rahîm” şekli 13 defa görünüp, Mekke devrine inhisar eder.

“Azîz Alîm” yalnız Mekke’ye inhisar olup 6 âyette yer alır. Bu 6 zikirden 4’ünde mevsufsuz, yani özel isim durumundadır.

“Kavî Azîz” şekli 2 Mekkî, 5 Medenî âyette yer alır.

“Azîz Zu’ntikam” 2 Mekkî, 2 Medenî âyette gelmiştir.

“Azîz Ğaffâr” sadece 3 Mekkî âyette bulunur.

“Azîz Hamîd” 3 Mekkî âyette görülür.

“Azîz Ğafûr” 2 Mekkî âyette bulunur.

“Azîz Vehhâb” sadece 1 Mekkî âyette vârid olmuştur.

“Azîz Muktedir” yalnız bir defa Mekke’de vârid olur; özel isim durumundadır.

Demek ki “Azîz” ismi, esmâ-i hüsnâdan değişik 10 isimle terkip edilerek geniş bir alana yayılmıştır. Bu isimler bazen birbirini te’yid eder (“Kavî Azîz”, “Azîz Muktedir”, “Azîz Zu’ntikam”), birçok hallerde birbirini dengeler (“Azîz Hakîm”, “Azîz Rahîm”, “Azîz Ğafûr”, “Azîz Ğaffâr”) veya âyetin muhtevâsını hülâsa etmek gibi başka özellikler ortaya koyarlar.

Hamîd, Rahîm, Alîm, Ğafûr, Vehhâb, Muktedir, Ğaffâr isimleriyle birleştirilmesi Mekkî sûrelere mahsustur. Medenî sûrelerde yeni şekiller ortaya çıkmamış, ancak Kavî, Zu’ntikam, Hakîm isimleriyle terkip edilmesi orada da devam etmiştir. “Azîz Hakîm” neredeyse tek şekil halinde kalmıştır. Bu şekil 47 defa görünmesine rağmen, mevsufsuz olarak hiç gelmemiştir. Halbuki çok az sayıda iktiran ettiği müteaddit isimlerle mevsufsuz özel isim durumunda kullanılmıştır. Toplam olarak 10 kadar âyette özel isim durumunda görünür ki, bu onu, er-Rahmân, Rabbu’l-âlemîn vasıflarından sonra, en fazla mevsufsuz kullanılan isim durumuna getirir. Dolayısıyla ulûhiyetin başlıca husûsiyetlerinden birini if...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.034


View Profile
Re: İzzet-Zillet
« Posted on: 19 Şubat 2019, 11:21:35 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: İzzet-Zillet rüya tabiri,İzzet-Zillet mekke canlı, İzzet-Zillet kabe canlı yayın, İzzet-Zillet Üç boyutlu kuran oku İzzet-Zillet kuran ı kerim, İzzet-Zillet peygamber kıssaları,İzzet-Zillet ilitam ders soruları, İzzet-Zilletönlisans arapça,
Logged
09 Ağustos 2009, 20:49:47
Zehibe

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 31.684



Site
« Yanıtla #6 : 09 Ağustos 2009, 20:49:47 »

Kur’ân-ı Kerim’de İzzet ve Zillet Kavramı


İzzet ve türevleri Kur’ân-ı Kerim’de toplam 120 yerde geçer. Bunlardan “el-Izzetu” 10 yerde, “Azîz” ismi ise 99 yerde kullanılır. Zillet ve türevleri ise toplam 24 yerde kullanılır.

“(Verilen nimetlere karşılık, soğan-sarımsak cinsinden yemekler isteyen İsrâiloğulları) Üzerlerine zillet/alçaklık ve meskenet/yoksulluk damgası vuruldu. Allah’ın gazabına uğradılar...” (2/Bakara, 61)

“(O münâfıklara ‘Allah’tan kork!’ denilince, işlediği günahlar sebebiyle izzet-i nefis (benlik ve gurur) kendisini yakalar (da, daha çok günah işler). Cezâ ve azap olarak ona Cehennem yetişir. Ne kötü yataktır o!” (2/Bakara, 206)

“De ki: "Ey mülkün sahibi Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden de onu çeker alırsın, dilediğini aziz eder yüceltirsin, dilediğini zelil eder alçaltırsın. Hayır Senin elindedir. Muhakkak ki, Sen her şeye kaadirsin.” (3/Âl-i İmrân, 26)

“Her nerede bulunurlarsa bulunsunlar -Allah'ın ipine ve insanların ipine (ahdine, sisteme) sığınanlar başka- onlara (yahûdilere) zillet (horluk damgası) vurulmuştur. Onlar, Allah'tan bir gazaba uğradılar da üzerlerine aşağılanma (damgası) vuruldu. Bu, Allah'ın âyetlerini inkâr etmeleri ve peygamberleri haksız yere öldürmeleri nedeniyledir. (Yine) Bu, isyan etmeleri ve haddi aşmaları dolayısıyladır.” (3/Âl-i İmrân, 112)

“Andolsun, sizler güçsüz (ezille) olduğunuz halde Allah, Bedir’de size yardım etmişti. Öyle ise Allah’tan ittika edip sakının ki O’na şükretmiş olasınız.” (3/Âl-i İmrân, 123)

“Mü’minleri bırakıp da kâfirleri velî/dost edinenler, onların yanında izzet (güç ve şeref) mi arıyorlar? Bilsinler ki bütün izzet, yalnızca Allah’a âittir.” (4/Nisâ, 139)

“Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse (bilsin ki); Allah, sevdiği ve kendisini seven, mü’minlere karşı alçakgönüllü (şefkatli -ezilleh-), kâfirlere karşı onurlu ve zorlu (eızzeh) bir toplum getirecektir. (Bunlar) Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar (Hiçbir kimsenin kınamasına aldırmazlar). Bu, Allah’ın, dilediğine verdiği lütfudur. Allah’ın lütfu ve ilmi geniştir.” (5/Mâide, 54)

“Şüphesiz, buzağıyı (tanrı) edinenlere Rablerinden bir gazab ve dünya hayatında bir zillet yetişecektir. İşte Biz, yalan düzüp uyduranları böyle cezalandırırız.” (7/A’râf, 152)

“İhsân/Güzellik yapan, güzel amel işleyenlere daha güzeli ve fazlası vardır. Onların yüzlerini ne bir toz (kara leke) sarar, ne bir zillet/horluk (gelir). İşte onlar cennet ehlidirler; orada süresiz kalacaklardır. Kötülükler kazanıp kötü amel işlemiş olanlar ise; her bir kötülüğün karşılığı, kendi misliyledir. Bunları bir de zillet kaplayacaktır. Onları Allah'tan (O’nun azâbından kurtaracak) hiçbir koruyucu yoktur. Onların yüzleri (kapkara olmuş), sanki bir karanlık gecenin parçalarına bürünmüş gibidir. İşte bunlar ateşin halkıdırlar; orada süresiz kalacaklardır.” (10/Yûnus, 26-27)

“Onların sözleri seni üzmesin. Çünkü bütün izzet (güç ve üstünlük) Allah'ındır. O, (her şeyi) işitendir, bilendir.” (10/Yûnus, 65)

“(Şuayb ‘Ey kavmim, size göre benim rahtım/kabilem Allah’tan daha mı azizdir/şereflidir ki, (aşiretimin hatırı için beni öldürmüyorsunuz da) onu (Allah’ın emirlerini) arkanıza atılmış (değersiz) bir şey kabul ediyorsunuz? Şüphesiz ki Rabbim yapmakta olduklarınızı çepeçevre kuşatıcıdır’ dedi.” (11/Hûd, 92)

“Onların (ana-babanın) üzerlerine merhametle kanat ger ve ‘Rabbim, küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirip terbiye ettilerse, Sen de onlara merhamet et!’ diye duâ et.” (17/İsrâ, 24)

“Çocuk edinmeyen, hâkimiyette ortağı bulunmayan, aczinden (züllden) ötürü bir velîye de ihtiyacı olmayan Allah’a hamdederim’ de ve O’nun için gereği gibi tekbir getir.” (17/İsrâ, 111)

“Onlar, kendilerine bir itibar ve kuvvet (vesîlesi -ızz-) olsun diye Allah’tan başka tanrılar edindiler.” (19/Meryem, 81)

“Eğer Biz, bundan önce onları helâk etseydik, muhakkak ki şöyle diyeceklerdi: ‘Yâ Rabbi! Bize bir rasûl/elçi gönderseydin de, şu zillete/aşağılığa ve rüsvaylığa düşmeden önce âyetlerine tâbî olup uysaydık!” (20/Tâhâ, 134)

“Bunun üzerine (Firavun’un sihirbazları) iplerini ve değneklerini attılar ve ‘Firavun’un kudreti ve hakkı için (bi-izzet-i Fir’avn) elbette biz gâlip geleceğiz’ dediler.” (26/Şuarâ, 44)

“Melîke (Saba kraliçesi), ‘hükümdarlar bir memlekete girdilermi, orayı perişan ederler ve halkının azizlerini/ulularını zelîl/hakîr hâle getirirler. (Herhalde) Onlar da böyle yapacaklardır’ dedi.” (27/Neml, 34)

“(Süleyman şöyle dedi: ‘Ey elçi!) Onlara var (söyle); iyi bilsinler ki, kendilerine asla karşı koyamayacakları ordularla gelir, onları muhakkak sûrette hor ve hakir halde (ezilleten) oradan çıkarırız.” (27/Neml, 37)

“Kim izzet (ve şeref) istiyorsa, bilsin ki, bütün izzet Allah'ındır. O’na ancak güzel sözler yükselir (ulaşır). Onları da Allah’a sâlih amel ulaştırır. Kötülükleri tasarlayıp düzenleyenler ise; onlar için şiddetli biz azap vardır. Onların tasarladıkları tuzak boşa çıkıp bozulur.” (35/Fâtır, 10)

“Bu hayvanları onların emrine âmâde kıldık (zellelnâ -zelîl kıldık-). Onların bazısını binek olarak kullanırlar, bazını besin olarak yerler.” (36/Yâsîn, 72)

“Senin izzet (kudret ve şeref) sahibi Rabbin, onların isnâd etmekte oldukları vasıflardan yücedir, münezzehtir.” (37/Sâffât, 180)

“O şanlı Kur’an’a yemin ederim ki, küfredenler, (iddia ettiklerinin) aksine, bir izzet (gurur) ve tefrika içindedirler.” (38/Sâd, 2)

“(İblis) Dedi ki: ‘Senin izzetin adına (mutlak kudretine) andolsun ki, ben onların tümünü mutlaka azdırıp kışkırtacağım." (38/Sâd, 82)

“Ateşe arzolunurlarken onların zilletten/aşağılıktan başlarını öne eğerek göz ucuyla gizli gizli baktıklarını göreceksin. İman edenler de, ‘işte asıl ziyana uğrayanlar, kıyâmet günü kendilerini ve âilelerini ziyana sokanlardır’ diyecekler. Kesinlikle bilin ki, zâlimler, sürekli bir azap içindedirler.” (42/Şûrâ, 45)

“Hiç şüphesiz Allah'a ve Rasûlü'ne karşı (onların koydukları sınırları tanımayıp kendileri sınır koymaya kalkışmakla) başkaldıranlar; işte onlar, en çok zillete düşenler arasında olanlardır. Allah ‘elbette Ben ve rasullerim/elçilerim gâlip geleceğiz’ diye yazmıştır. Şüphesiz Allah güçlüdür, azizdir/gâliptir.” (58/Mücâdele, 20-21)

“Onlar (münâfıklar) ‘Andolsun, Medine'ye bir dönecek olursak, gücü ve onuru çok olan (eazz -en aziz olan-), düşkün ve zayıf olanı (ezell) elbette oradan sürüp çıkaracaktır’ diyorlardı. Halbuki izzet (güç, onur ve üstünlük) Allah'ın, O'nun Rasûlü'nün ve mü'minlerindir. Fakat münâfıklar bunu bilmiyorlar.” (63/Münâfıkun, 8)

“Yeryüzünü size boyun eğdiren (zelûl kılan) O’dur. Şu halde yerin sırtlarında dolaşın ve Allah’ın rızkından yiyin. Dönüş ancak O’nadır.” (67/Mülk, 15)

“Gözleri korkudan ve dehşetten düşük bir halde, kendilerini de zillet sarıp kuşatmıştır. Oysa onlar, (daha önce) sapasağlam iken secdeye dâvet edilirlerdi (fakat yine secde etmiyorlardı).” (68/Kalem, 43)

“O gün onlar, sanki dikili bir şeye koşuyorlar gibi, gözleri horluktan aşağı düşmüş ve kendileri zillete bürünmüş bir halde kabirlerinden fırlaya fırlaya çıkarlar. İşte bu, onların tehdit edilegeldikleri gündür!” (70/Meâric, 44)

[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
09 Ağustos 2009, 20:50:38
Zehibe

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 31.684



Site
« Yanıtla #7 : 09 Ağustos 2009, 20:50:38 »

Azizler ve Zeliller


İzzet, ancak Allah'tandır, kimde ne izzet varsa, O'nun ihsânı... Zillet de ancak Allah'tan, kimde ne zillet varsa O'nun vergisi... İzzet tâcı da zillet gömleği de O'nun hazinesinde... Bunları mahlûkatına sıra sıra giydirir... Önceki günün azizleri, dün zelil oldular. Bugünkü azizler de zilleti tatmak için yarını bekliyorlar... Etrafımız, bu iki ayrı tecellînin misalleriyle kaynaşmada...

Bir meyve ağacı yazın yaprak, çiçek açar, meyvelerle bezenir; seyrine doyum olmaz. Kış geldimi her şeyini soyunur, kuru bir iskelet kalır. Başına karlar yağar, gölgesinde kimsecikler oturmaz. Şu var ki, o ne ihtişamıyla mağrur olur, ne de perişanlığıyla mahzun. Bu haliyle bize şu dersi verir:

"Ben Allah'ın askeriyim. Beni yokluktan varlık âlemine O çıkardı. Dilerse dallarımda izzet çiçeklerini açtırır; isterse üzerime zillet karları yağdırır. Benim iç dünyam her iki halde de değişmez. Ben O'nu daima tesbih ederim. Mevsimlerin değişmesiyle tesbihim de değişir, o kadar. Gerçekte sizin de benden pek farklı bir yanınız yok. Siz de çekirdek, fidan devrelerinden geçtiniz; olgunluğa erdiniz. Sizde de çeşitli çiçekler açtı. İlminiz, sanatınız, servetiniz ayrı birer çiçek gibi. Benden farkınız şu ki, siz bu güzelliklerinizle mağrur oldunuz. Takdirden hoşlandınız, tenkidden üzüldünüz. Gün gelir, sizin de devranınız döner, gücünüz kuvvetiniz azalır, sıhhatiniz bozulur. Hayatınızdan bu çiçekler döküldükçe siz üzülür, mahzun olursunuz, derken iyice ihtiyarlarsınız. Sizi seyredenler, 'ne halden ne hâle düştü' diye mırıldanırlar. Siz bundan çok rahatsız olursunuz. Takdire alıştırdığınız nefsiniz, bu hâle tahammül edemez. Halbuki ben, izzeti de zilleti de Allah'tan bildiğim için, insanların övmesi ile yermesini bir tutarım. Siz bunu kolay kolay başaramazsınız. Nefsiniz buna mânidir. Şeytanınız buna fırsat vermek istemez."

Bu izzet ve zillet safhalarından geçen, sadece meyve ağaçları değildir. Güneş de doğarken azizdir, batarken zelil... Bahar gelirken azizdir, giderken zelil... İnsan yürürken azizdir, uyurken zelil... Bir meyvenin gündüz ve gece iplikleriyle dokunması gibi, insan ömrü de izzet ve zillet cilveleriyle nakışlanıyor, örülüyor, şekil alıyor. Nutfede zillet hâkim, alekada ona göre bir izzet cilvesi var. Dokuzuncu ayın sonunda insan, o rahim âleminin en izzetli devresini yaşamakta... Derken dünyaya geliyor ve bu yeni hayatın en zelil devresine adım atıyor.

Çocukluk, gençlik derken olgunlukta bir izzet tecellîsi görülüyor. Onu tâkip eden ihtiyarlık, zillet ve hakaret yüklü... Derken ölüm... Zilletin doruk noktası ve imanla göçenler için izzetin ilk basamağı... Önünü göremeyen ihtiyar, ölünce Cenneti seyre başlıyor. Bu izzeti bir yeni zillet tâkip ediyor: Surdan korkma ve mahşere fırlama safhası...

Mahşer: Dünyanın mahsül verdiği bütün azizlerin zelillerle karışık olduğu müstesnâ meydan, eşsiz toplantı, benzersiz muhâsebe. Herkeste heyecan, herkeste korku! İnsan dünyada ne kadar izzet taslamışsa, orada o kadar zillet çekecek... Başını burada ne kadar dikmişse orada o kadar fazla eğecek... Ne kadar harcamışsa, o kadar hesap verecek. Ve sonunda bütün azizler bir yana, bütün zeliller bir yana ayrılacak. Mü'minler, Allah'ın azizler diyarı olarak terbiye ettiği Cennete doğru şevkle yol alırken, münkir ve müşrikler, zeliller diyarında, Cehenneme düşecekler... "İzzet ve zilletin ancak Allah'tan olduğu" hakikati bütün haşmetiyle görünecek.

Evet, Muizz ve Müzill ancak Allah'tır, izzet veren de, zelil eden de O'dur. Başa izzet veren O olduğu gibi, ayakları en aşağı atan da yine O. Kulun Allah'a en yakın olduğu secde ânında, başla ayak bir hizaya gelir. İzzetle zillet birleşir, kahırla lütuf bir olur. O âzâlar, bu halleriyle, "Muizz ve Müzill ancak Allah'tır" derler.

Karıncalar yerde sürünürken, arılar havada rakseder. Onlar da bu halleriyle "izzet ve zillet ancak Allah'tandır" mânâsını birlikte yâd ederler. Derken bir de bakarsınız, birkaç karınca bir arının cesedini sürüklemekte, yuvalarına taşımaktalar. Azizle zelil yer değiştirmiş... Bu manzara da aynı hakikati haykırır: Muizz ve Müzill ancak Allah'tır.

Otobüste veya takside koltuğumuza kurulurken, bu izzetin Allah'tan geldiğini düşünmeliyiz. Az sonra bir trafik kazasında vefat edebiliriz. Ve bedenimiz bu defa bir başka vâsıtanın bagajına atılır, diğer eşyalar gibi...

Öyle ise üzerimizde izzetin tecellî ettiği dönemleri çok iyi değerlendirmek mecbûriyetindeyiz. Aziz iken Hakk'ın dergâhında zelil olalım ki, zelil olduğumuzda O'nun lütfuyla yine izzete kavuşalım. (6)

[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
09 Ağustos 2009, 20:51:30
Zehibe

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 31.684



Site
« Yanıtla #8 : 09 Ağustos 2009, 20:51:30 »

Allah'ın İzzeti ile İzzetlenmek


İnsan eşref-i mahlûkat... Ahsen-i takvîm sırrı ile mücehhez varlık... Arzın halîfesi, ulvî emânetin yükleneni... Hâlık'ın mükerrem ve muhterem eseri... Allah izzetli kıldığı insanı izzetli görmek ister... Menşe-i iman olan bir izzetle yeryüzünde varolmanın bir anlamı da, izzet ve zillet kavgasında onurlu bir duruştur... Muiz olan Allah mü'minlerin izzetini oldukça önemsiyor. Meselenin ciddiyetini Kur'an âyetlerine mürâcaat ile anlamak mümkün...

İşte Benî Müstalik Gazvesi... Müreysî suyunun başında İbn Ubeyy es-Selûl... Fitnenin başı, şedid münâfık. İslâm saflarını çözme, nifak tohumlarını ekme hesabında. Ensarı muhâcirîne karşı tahrik ediyor. Kavmiyetçilik gayreti ile zehrini kusuyor: "Medine'ye dönersek izzet sahibi olan şerefliler, zelil olan alçakları dışarı atacak!" Mü'minlerin izzetine uzanan çirkin bir dil... Olaya bizâtihî Allah müdâhale ediyor ve Kur'an'a konu oluyor. Mü'minlerin şerefine yönelik bu saldırı Allah'a yapılmış bir isyan olarak değerlendiriliyor. Çünkü, mü'mindeki izzet Yüce Allah'ın izzetinden alınmadır. O İlâhî izzet ki kendisi zayıf düşmez ve bulunduğu kimseyi de düşürmez. Eğilmez, bükülmez. Ve Kur'an'ın konuyu ele alış tarzı: "Onlar; 'şayet Medine'ye dönersek andolsun ki izzetliler zelil olanları oradan çıkaracaktır' diyorlardı. Halbuki izzet Allah'ın, Rasûlünün ve mü'minlerindir. Fakat münâfıklar bunu bilmezler." (Münâfıkun, 8)

İzzeti kimlik edinen o müslümanların dünyasında zillete hayat hakkı yoktu. Aynı olayda Hz. Ömer (r.a.)'in ictihadı: "Yâ Rasûlallah, bırak şu münâfığın boynunu vurayım!" İman edenlere bu düzeyde yapılan bir hareketi ancak kılıç temizler görüşünde. Allah Rasûlü siyâseten bunu uygun görmez. İbn Übey es-Selûl'ün oğlu, sâdık ve sâlih mü'min Abdullah (r.a.): "Ey Allah'ın Rasûlü, babamın cezâsı eğer ölüm ise bu göreve gönüllü olarak ben tâlibim. Tâ ki diğer bir kardeşimin eliyle gerçekleşecek infâz ile ona karşı içimde yanlış bir duygu oluşmasın." Böylesine onurlu ve kararlı bir tavır... İşte Allah'ın izzeti ile izzetlenmek. Kuvvet ve cesâretin menbaı. Erdem ve onur hâlesi.

"İzzet Allah'ındır, rasûlünündür, mü'minlerindir." O halde izzet nedir, zillet nedir biliyor muyuz? İzzet; cesaret iksiri, özgürlük bilinci, kendini aşabilme gücü, ulvî olanı süflî olana tercih melekesi. Yani başı dik tutabilme becerisi. Zillet; tutsaklık ruhu, dünyevî tutku, beşerî korku. Kısaca Bâkî'ye değil; fânîlere boyun eğmek...

İşte Kur'an ahlâkı ile ahlâklanmak isteyenlere Kur'an'ın öğretisi, izzet sahneleri; Hz. İbrâhim (Aleyhisselam)... Allah'a baş kaldıran Nemrut'un neler yapacağını bile bile haykırıyordu: "Yuh olsun size ve Allah'tan başka taptıklarınıza! Hâlâ akıllanmayacak mısınız?" (Enbiyâ, 67). Karşı karşıya kaldığı ateş-i Nemrut da olsa tavrında bir tereddüt mümkün mü? Allah'tan gelen, baş-göz üstüne... Aynı İbrâhim (Aleyhisselam) günü gelince, elindeki bıçağı İsmail'in boynuna tereddütsüz çalacaktı. Böylece millet-i İbrâhim için İbrâhimî izzet dersi verilmiş olacaktı. Bu izzeti çağa taşıyan el-Halil kentinde, İbrâhim Mescidindeki aziz cemaat...

Ashâb-ı Uhdûd... Erdem ve onurun, kan ve ateş hendeğinde sınanması. Emin adımlarla, yılmadan yürümek... Ateşten kurtulmak için ateşe yürümek... Ebedî izzet için giyilen ateşten gömlek... "Kahrolsun ashâb-ı uhdûd" (Burûc, 4) seyrede dursun... Onlar izzetlerine gölge düşürmeden dimdik ayakta; mütevekkil ve mutmain. Verilmek istenen mesaj; ölümün üstüne yürümek...

Aynı izzeti Hz. Yusuf (Aleyhisselam.) kuyuda ve zindanda kuşanacak, Ashâb-ı Kehf mağarada uyku halinde yakalayacaktı. Muhammedî terbiye ile izzet bulanların ödedikleri bedel... İşte Kerbelâ... Aziz ve asil bir neslin geçit alanı. İzzetin zilleti dize getirdiği sahne... Parola: "Heyhât minnâ'z-zilleh: Zillet bizden uzaktır!" Toprağa düşen 72 can... Ve gövdesinden ayrı düşen başlar. Hz Hüseyin (RadiyAllahu Anh.)'in kesilmiş başı. Allah Rasûlü'nün (Sallallahu Aleyhi Vesellem.) okşadığı, öptüğü, sevdiği baş... Kimi zaman kucağında taşıdığı, kokladığı, kolladığı Cennet gülü Hüseyin... Yerde toz-toprak içinde, çünkü İslâmî izzet öyle gerektiriyordu. Zulme öfkeli, tuğyâna tahammülsüz bu baş kılıçla kesildi ama zulme eğilmedi, Yezid'in hesabı tutmadı. Dâvâya baş koydu. "Başıma dert alırım" korkusuna kapılmadı. Hüseynî mektep böyle oluştu. Muallimesi Zeynep, onur kıvılcımı... Mazlumların yüz akı, zâlimlerin baş ağrısı... İşte Kerbelâ'dan Hüseyin'in çağrısı, çağları aşan evrensel mesaj... Ve suyunu susuz Kerbelâ'dan alan nesiller...

Zilleti doğuran ve besleyen işleyiş ise Kur'an'ın tesbiti ile: "O (Firavun) kavmini küçümsedi, onlar ise boyun eğdiler..." (Zuhruf, 54). Zilletin temelinde boyun eğmek, uysal bir bağlılık mevcut. Firavun'un gücünü, horladığı toplumun tepkisizliğinden, eylemsizliğinden aldığı açık bir gerçek... Dün böyle olduğu gibi bugün de böyle değil mi? Anlaşılan o ki, aşağılandığı halde boyun eğen toplumlar oldukça, Firavunlar da iktidarlarını sürdüreceklerdir. Velev ki yüzde doksanı kendilerini İslâm'a nispet eden bir toplum olsa...

Bu tesbitler doğrultusunda acaba fiilî durumumuz nedir? Kendi gerçeğimizi görebilecek miyiz? Bizlere dayatılan zelil ve sefil bir hayatın izahı mümkün mü? Bu ne zillet? Biz buna lâyık mıyız? Yâ Rabbi, ne zamana kadar başımız eğik kalacağız? Gözlerimizin içine bakakalan, "İmam Hatibim!, Kur'an Kursum!, Medresem!, Mescidim!" diyen yavrularımızdan gözlerimizi nasıl kaçıracağız? Başımızı hangi tarafa döndüreceğiz? Üniversite kapılarında başörtüsü direnişini sürdüren, izzet ve iffet sembolü, yağmurun altında sırılsıklam, ıslak gözlü boynu bükük bacılar karşımızda... Başımız eğik, kalbimiz ezik...

Câmilerde bile yakamızı bırakmayan meskenet... Ve mihrâba sirâyet eden zillet. Uydu aracılığıyla cemaati uyutma taktik ve teknikleri... Aile boyu tutkunu olduğumuz ekran. Yuvamıza sıçrayan çirkef... Yüz kızartıcı görüntüler. Yarınlarda da bizleri yüzsüzleştirmez mi acaba? Başımızı ekrandan çevirip Kur'an’a yönelebilecek tâkati kendimizde görebilecek miyiz?

Endişemiz, dünyevî mahcûbiyetin uhrevî mahcûbiyete dönüşmesidir. Gözlerimiz harama kaymasın diye başımız önümüzde mi yürüyüp duracağız? Başımızı kaldıramayacak mıyız? Ekonomi dünyasında girişimcilerimizin, akîdelerinin öngördüğü ilke ve ahlâk ile müslümanların yüzünü ağartmaları gerekmiyor mu? Kapitalizmin sürüklemesine karşı izzetli bir duruşu bekleme hakkımız yok mu? Dâvâ adına politik arenada kürek çekenler, postmodern darbe sürecinde Rabbimiz'in şu uyarısını hatırlamak istemiyor mu dersiniz? "Mü'minleri bırakıp kâfirleri mi dost ediniyorlar? Onların yanında izzet mi arıyorlar? Bilsinler ki bütün izzet yalnızca Allah'a âittir." (4/Nisâ, 39). Ve müslüman bulunduğu her platformda izzeti ile var olmak mecbûriyetinde değil midir? Silik ve sönük bir varlık, yok oluştan beter olmaz mı?

Tüm bunları düşünürken; Filistin'de intifâda çocuğunun attığı taş, sanki başımıza değecek gibi. Evrensel bir sorumluluğun ağırlığı kuşatıyor çepeçevre dünyamızı, başımızı kaldıramıyoruz. "Kaldır başını, gör beni!" diyor. Aynı dünyanın insanıyız... Aynı zulme mâruz mazlumlarız. Aynı peygamberin ümmeti. Aynı Kitab'ın muhâtabı olan bizler... Yoksa?

Başımızı kaldırıp kendimize ördüğümüz dünyanın dışına uzanabilmek... Beton yığını binaların gurbetinde yalnızlaşan boynu büküklerin dünyası ile tanışmak... Başımıza gelen her musîbet kendi ellerimizle işlediklerimizden dolayı değil mi? (Şûrâ, 30). Bizler değil miyiz birbirimizin etini yiyen? Rüzgârımızı götüren nizâlarımız, cedelleşmelerimiz son buldu mu acaba? Atâlet, zâfiyet ve zillet neyin ürünü? Kardeşlik hukuku, uhuvvet, muhabbet, merhamet kimler için? Gıybet, haset, zan, tecessüs... Yaralı gönüller, sönen ümitler, tükenen özgüven... Kim kimin yüzüne nasıl bakacak? Kardeşinin izzet-i nefsini kendine tercih etmeden...

"İman etmedikçe Cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş sayılmazsınız" buyuruyor mürebbî-i âhir zaman. Kendi izzetini kardeşinin izzetinde bulan bir kişilik... Evet, izzetimizi zedeleyen korkularımız, tutkularımız, tutarsızlarımız ne zamana kadar? Zilleti kimlik edinme sefâletinden kurtulamayacak mıyız? Başı eğiklerin, boynu büküklere vereceği ne olabilir ki? Elbette başı dik tutmanın bir riski, izzetli duruşun ödenmesi gereken bir bedeli vardı. O halde, izzeti hangi zeminde arayacağız? Bürokratik tırmanışta mı? Ekonomik büyümede mi? Kaypak ve kaygan demokratik platformlarda mı? Evet, Nasıl yakalayacağız izzeti? Sünerek mi? Sürünerek mi? Yoksa, ayağa kalkıp yürüyerek mi? Evet, yürümek... Kehf'e, Uhud'a, Kızıldeniz'e, ateş-i Nemrut'a, Yesrib'e... Ya da oturmak..."O halde oturun oturanlarla beraber..." (9/Tevbe, 46). Elinde mendil, başı tülbentliler gibi... Zelil ve sefil...

Onurumuz... Nedir onurumuz? Ciromuz mu, üretim rekoltemiz mi, sicil notumuz mu? İnsan hak ve hürriyetini kime emânet edeceğiz? ABD'nin insafına mı? BM'ye mi? Uluslar arası Af Örgütü'ne mi? Barış Gücüne mi? Ama, tüm olumsuzluklara rağmen, imtihan sürecimiz işlediğine göre, ne pahasına olursa olsun, başımızı kaldırabilmeliyiz. Mezellet ve meskenet duvarını aşarak... Ye'se ve yenilgiye yenik düşmeyecek bir izzetle bilenmek... Secdeye kapanarak aklamalıyız alnımızı. Allah'a yakınlaşarak, Kitab'a tutunarak...

"Andolsun, size içinde şerefiniz bulunan bir Kitap indirdik. Hâlâ akıllanmaz mısınız?" (Enbiyâ, 10). İşte şeref: Vahiyle akıllanmak... Akılla vahyi zorlamak değil... Rabbin huzurunda bel bükerek, kıyâma yol aramak... "Rükû edenlerle beraber rükû ediniz." (2/Bakara, 43). Saf tutarak, hablullah'a tutunarak savunma siperlerini tahkim ederek... "Muhammed, Allah'ın Rasûlüdür. Beraberinde bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidir. Onları rükûya varırken, secde ederken görürsün. Allah'ın lütuf ve rızâsını isterler. Onların nişanları yüzlerinde...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Sayfa: 1 [2]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &