ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Dini Konular > Dini makale ve yazılar  > Fikir ve düşünce dostu
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Fikir ve düşünce dostu  (Okunma Sayısı 443 defa)
21 Kasım 2010, 15:07:03
Sümeyye

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29.261



Site
« : 21 Kasım 2010, 15:07:03 »



Fikir Ve Düşünce Dostu


Taşra’da kitap seven bir insan için en büyük dost, bir başka kitap okurudur. Sait Abi Malatya’daki şansımdı. Onu caddede, sokakta elindeki kitapları göğsüne yaslayarak yürürken görürdüm. Kitap ve dergi, ayrılmaz bir parçasıydı. Büyük çarşıda depo şeklindeki bürosuna  her uğradığımda  tek başına ise mutlaka dergi ve kitap okurdu. Bulunduğu yerin ihtişamı onun için pek önemli değildi.

Çok okurdu. Okumak, İslam’ın ilk emridir denildiğinde “Rabbin adıyla okumak” ilk emirdir, diye düzeltirdi.

Tenkitlerini toplumun bir kesimi kaldıramıyordu. Sait Abi tenkiti gerçeğe giden yol olarak görüyordu. “Abi  milletin gönlü kırılıyor, milletin hatırı kalıyor, biraz yumuşak olsak” diyenlere  “Hakkın gönlünün kırılması daha mı iyi? Gerçeği gündeme getirdiğimizden dolayı hakkı batıla karıştıra gelen mistik ve hurafeci kesimlerde saldırılara uğramak işten bile değil. Ama ne var ki mümin insanların değil hafız-ı hakikimiz olan yüce rabbimizin rızasına  talip olmalıdır.” diye cevap verirdi. 

Sait Abi sosyal yönü gelişkin biriydi. Hangi topluluk  düzenlemiş  olursa olsun, az buçuk fikir veren herhangi bir toplantıda onu her zaman görmek mümkündü. Toplantı salonunda, eleştirilerini ve tenkitlerini sıralamaktan da geri durmazdı. Cem vakfının Sabancı Kültür Merkezi’nde düzenlediği Yaşar Nuri Öztürk’ün de katıldığı bir konferansta dinleyiciler, fikir olarak kendisinden çok uzak olmalarına rağmen  toplantıya katılıp   tenkitlerini yüksek sesle dile getirmekten geri durmadı. 

Birçok siyasi ile şahsi tanışıklıkları vardı. Sena TV’de az buçuk ilgilendiğim için biliyorum. Türkeş’in Malatya’da bir toplantısına Sait Abi de katılmıştı. Sait Abi’yi gören Türkeş, onun yanına geldi ve çok eskiden tanışan  iki dost gibi  kucaklaştılar. 1996 yılında Malatya’ya gelen Erbakan’la belediye binasında karşılaştıklarında Erbakan, Sait Abi’ye “Sohbetlerini özledik” dedi. Sena TV’deki yaptığım bir söyleşide Korkut Özal ve Recai Kutan, yetişmelerinde Sait Abi’nin terzi dükkânının etkisine işaret etmişlerdi.

Sait Abi  tüm tenkitçi yönüne rağmen sosyal yanı güçlü  ve aktif biriydi. Islahatçı Demokrasi Partisinin İl başkanlığını yaptığım zamanlarda parti bürosuna uğrar sohbet ederdi. Bir gün bir arkadaş “Hocam size göre milliyetçilik nedir? diye bir soru sorunca “Size göre ne demek İslam’a göre bunu  öğrenmeliyiz.” dedi.

 

DÜŞÜNCELER DÜŞLEDİM

Sait Abi kendisini nasıl tanıtırdı? “Talebeyim” derdi. Bir de anlatmaktan zevk aldığı bir hatırasını naklederdi: Bir toplantıda kendini tanıtan biri “ Ben genel müdür…” bir diğeri “Ben müsteşar…” Tanıtma sırası kendisine gelince “Ben terzi Sait Çekmegil” toplantıda hazır bulunanlar “Estagfirullah!  Estagfirullah!” diye bu tanıtım şekline itiraz ederlermiş. O “terziliğin parası bereketli olur işi bunca yıldır bırakmış durumdayım. Fakat hala terzihaneler kadar arayıcı fikir alışverişi yapabilecek hiçbir sanat yuvası bile düşünemiyorum. ” derdi. O’nun asıl uğraşı alanı düşünceler düşlemekti. Bunu eserinde çok güzel ifade ediyor:

“Yorganımın altında, çatı katında… Hyde Park’ta, sokakta Nurnbberg’te Hitleri telin eden parkta, Paris’te Paris camiinde, Mekke-i Mükeremme’de ve Medine-i Münevvere’de… İzmir’de, İstanbul’da, Ankara’da, en çok da Malatya’da… Kimsenin olmadığı küçük hücre mücre gibi yerlerde… Bir de Allah bağışlasın Huzur-ı İlahide. Nerede kendi başıma kaldımsa orada düşündüm düşündüm zikrettim. Bu uğurda ne yoruldum ne de usanç duydum.

Düşünebilmek için yalnızlığı, düşünebildiklerimi arz etmek ve tenkite açmak için toplumu seçtim.” (Düşünceler Düşledim s.5)

 

 

Sait Abinin hayatının son yıllarında yazdığı “Düşünceler Düşledim” isimli kitabı, (Ağustos 1997) küçük hacimli ancak mana ve fikir bakımından çok değerli baştan sona vecizeleriyle, çarpıcı tespitleriyle dolu bir eserdir.

O, özellikle Osmanlıların son zamanında başlayan taklitçi, düşünce üretmeyen âlimlerin acıklı hallerini yazdı:”Harp ve Sulh adlı eserin yazarı Tolstoy İslamiyeti öğrenmek için günün hilafet merkezine mektup yazdığı halde cevap alamamışsa, Japon Imparatoru Mikado, milletine İslamiyeti öğretecek âlimleri temin etmek için dönemin halifesine mürecaat ettiği halde koca Istanbul’da tebliğ ferasetini taşıyacak mütefekkir bir bir ilim ehlinin bulunmaması ne acı…”(s 10)

“İzim”ler çare mi? “Panislamizm ve panturanizm gibi reçetelerde de. Çünkü İnsanların çoğu ebedi saadeti öne alma ferasetini anlayacak halde değillerdi. Böyle bir hengâmede Bediüzzaman “Dünya için din feda edilemez” diye haykırmıştı.(s11)

Karanlığın insanlarının “Aydınlanma Çağı” dediği, Rönesans entellerinin batıl bir dini Allah’ın dini sanarak, dine arka dönüşü, batıyı iyice batırmış, doğunun da aklını karıştırmış bulunuyor.(s 21)

Düşünmeyen insanın hali nicedir? “Düşünmeyen adam sloganlarla güdülür, düşünen insan yolunu seçmekte hürdür. Düşünen insan muhakkik olur, düşünmeyen mukallit olur. 

Okumak gözleri satır üzerinde gezdirip durmak değildir. Gazel okumak hiç değildir. Okumak anlamak, anlatmak; duyurmak gibi manalar taşıyor olsa gerek.(s 22)

Arnold Toynbee: “Bir millet için en büyük felaket tarihinin düşmanlar tarafından yazılmasıdır.” Dermiş, doğru. Toynbee bu doğruyu hatırlatıyor. Ya bu tarih tahkiksiz , muhakemesiz; nakilcilikten başka bir şey düşünmeyen dostları tarafından yazılmışsa?...(s 23)

 

Hz İsa’ya atfedilen bir söz naklediliyor “Ben ölüleri diriltmekten aciz kalmadım; fakat ahmakları adam etmekten aciz kaldım.”(s 26)

Avamın kınaması, havasın susması kalabalıkları ne hale getirmiştir; görülüp üzerinde düşünülmeye değmez mi? Kandil günlerinden, mevlit şenliklerinden başka bir şey bilmeyen dedeler, nineler ve benzerleri çoğunlukla fikir edinmekten kaçan tembellerdir. Prof Dr Hilmi Ziya Ülken “Tembellik can sıkıntısından ölmektir.”demiş. Ya zihin tembelliği nedir? Ebeden ölüp gitme değil de nedir?

Aklını (güzel) kullanmayana yanaşmayanın pislik içerisinde kalacağını Kitab-ı Mübin haber veriyor.(10/100) Hem bu ceza daha dünyada iken veriliyor.”( s 29)

Sait Abi, müminleri akıllarını kullanmaya, düşünmeye teşvik etmekle geçti. Müslümanları ölçülü olmaya çağırdı.

Fıkıhsızlık bir felaketti. Fıkıh konusundaki yazılarında mezhep imamlarının düşüncelerini de sundu “ Mezhep sahibi büyük İmam Ebu Hanife (r.a.) fıkhı şöyle tarif etmiş “Fıkıh ümmetin ittifak ve ihtilaflarını bilmektir.( s43)

Medine-i Münevvere’nin büyük fakihi Resulün mescidinde vermiş olduğu bir nutkunda “Resullah’tan başka hiç kimse yok ki, sözü alınır veya reddolunur olmasın” demiş, doğru söylemiş (s 44)

“Hz İsa’nın doğumundan önce, 485–410 yılları arasında yaşamış Protageras “Bir yerde yangın ve ölçüsüzlük varsa, yangını bırakın, ölçüsüzlüğü söndürün” demiş.

Terazisi olmayan bakkal, mezrosu olmayan terzi, miyarı olmayan kuyumcu, metresi olmayan tüccar ve kanunnamesi olmayan hâkim nasıl bocalar kalırsa, ölçüsü olmayan insan da zırvalar durur. 

Çok yaygın, onun bunun kerametine mal edilerek anlatılan bir menkıbe var: Namaz kıllan insanın aklından geçeni bilmek!  Sait Abi Düşünceleri düşledim isimli eserinde, buna benzer birinin nefis bir kritiğini yapmış ”Bir de şunları düşünelim; adam ölçüsünün vahyi ilahi olduğunu söylerken onu anlamaya çalışarak fakih olmaya çalışmasa kişioğlu ne yapar? Ne yapacak, yer yer saçmalar durur.

Mesela vahyen tebliğ edilmiştir: “gaybı Allah’tan başka kimse bilmez.”(27/65) Güya vahye bağlı sığ adam, beğendiği kimseyi büyütmek için bir hikâye uydurarak diyor ki Yavuz Selim, namaz kılarken kendisine selam veren bir zata öfkelenir. Ancak kızılan o zat Yavuz’a mukabil karşı çıkarak:“Siz namaz kılmıyordunuz ki,”Şu duvara bir pencere açtırsam diye düşünüyordunuz.” dedirtiliyor takvim arkalarında. Ancak kritersiz yazar, adamı büyüteyim derken nasıl küçülttüğünün farkına bile varmıyor. Çünkü yukarıdaki ayetten, yani gaybı kalpte geçenleri Allah’tan başka kimsenin bilmeyeceği esas ölçüden gafildir.” (s 63-64)

Düşüncenin yolunu saptıran panteist “ Vahdet-i Vücutçular” nerede, fikrin ufkunu daima açık tutan Rabbaniler nerede? Bir “Enel Hak” diyen Hallaçlara bir de “Enel Abd” diyen Ebu Hanifelere bak.” (s 69)


Bilal Sürgeç

 
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Fikir ve düşünce dostu
« Posted on: 19 Eylül 2019, 15:25:50 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Fikir ve düşünce dostu rüya tabiri,Fikir ve düşünce dostu mekke canlı, Fikir ve düşünce dostu kabe canlı yayın, Fikir ve düşünce dostu Üç boyutlu kuran oku Fikir ve düşünce dostu kuran ı kerim, Fikir ve düşünce dostu peygamber kıssaları,Fikir ve düşünce dostu ilitam ders soruları, Fikir ve düşünce dostuönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &