ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Dini Konular > Dini makale ve yazılar  > Efendimizin Çocukları İsimlendirmede Uyguladığı Yöntem
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Efendimizin Çocukları İsimlendirmede Uyguladığı Yöntem  (Okunma Sayısı 813 defa)
10 Ekim 2010, 10:36:12
Eflaki
Gökte oturan melek
Tecrübeli Üyeler
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 9.997



« : 10 Ekim 2010, 10:36:12 »



Efendimiz’in Çocukları İsimlendirmede Uyguladığı Yöntem


Arapça menşeli bir kelime olan “isim“; “alâmet, yükseklik, yüce mevki, yüksek mertebe” gibi mânâlara gelmekte olup, cevher ya da arazı belirleyen lafızdır.1 “İsim” kelimesi Türkçemizde “ad” kelimesi ile aynı mânâda kullanılır.

Meşhur müfessirlerimizden Elmalılı Hamdi Yazır, “isim” aslında sözlük anlamıyla bir şeyin zihinde doğmasını sağlayan işaret ve alâmet olup, örfte tek başına anlaşılır bir mânâya delâlet eden kelime diye tarif edilir demektedir. “İsmin” çoğulu “esma” veya “esâmî“dir ve bunlar tamamen Türkçemize mâl olmuş kelimelerdir.2

Kur’ân-ı Kerîm’de ‘İsim’ Kelimesi

Kur’ân-ı Kerîm’de “isim” kavramı türevleri ile birlikte yetmiş bir âyet-i kerîmede geçmektedir. Biz burada daha çok Bakara Sûresi otuz birinci âyet-i kerîmesinin mânâsı üzerinde durmaya çalışacağız. Söz konusu âyet-i kerîme meâlen şöyledir: “Allah Âdem’e bütün isimleri öğretti. Müteakiben önce onları meleklere göstererek: ‘İddianızda tutarlı iseniz haydi Bana şunları isimleriyle bir bildirin bakalım!’ dedi.” (Bakara, 2/31)

Elmalılı’nın bu âyet-i kerîme ile ilgili yorumlarını biraz sadeleştirerek vermek istiyoruz: Allah (cc) öğrettiği bu isimleri ya kendi koyup Âdem’in ruhuna nakş ve ilham etti veya Âdem’e bu isimleri gerektiğinde koyup kullanacağı özel bir yeteneği haiz ruh üflemeyi takdir etti. Birinci mânâ açık, ikincisi ise ihtimal dâhilindedir. “Öğretti” kelimesinden Hz. Âdem’in dilin esası olan isimleri birdenbire bir anlatma ile bilmiş olmayıp, terbiyenin sırrı hükmünce bir yetenek ile az çok bir tedric yani azar azar ilerleme içinde bellemiş olduğu anlaşılır.

Bu isimler nelerdir? Genelleştirmenin kapsamı ne kadardır? Yani bütün eşyanın isimleri midir? Yoksa birtakım bilinen isimlerin toplamı mıdır? İlmî tabiriyle “el-esmâ” kelimesindeki “elif lâm” genelleme için midir? Yoksa “Allah’ın öğretmesini murat ettiği isimler” mânâsına mıdır? Bu noktada tefsircilerden birkaç görüş vardır:

1- Bu isimler, insanların tanışmalarına, anlaşmalarına sebep olan bütün isimlerdir. İnsan, hayvan, yer, deniz, dağ, eşek ve diğerleri, hepsi (İbn Abbas’dan Dahhâk). Karga, güvercin ve her şeyin ismi (Mücahid). Her şeyin ismi, deve, inek, koyuna varıncaya kadar (Said b. Cübeyr). Her şeyin ismi, hattâ şu, bu, abdestsizlik bile (İbnü Abbas’dan Said b. Ma’bed). Her sınıf halkın ismi ve cinsine çevrilmesi, şu dağ, bu deniz, şu şöyle, diye her şeyin ismi (Katâde). Bunların özeti, bütün dillerin aslı olan dilin hepsi oluyor. Ve “elif lâm” genelleştirmeye hamlediliyor. Bundan kıyamete kadar olmuş, olacak bütün şeylerin isimleri mânâsını anlayanlar da olmuştur.

2- Meleklerin isimleri (Rabi’ ve daha diğerleri).

3- Zürriyetinin isimleri (İbnü Zeyd’den, İbn Vehb’den Yunus b. Abdi’l-Alâ ve diğerleri). Bu iki şekilde de “elif lâm” ahd içindir ve bunun karinesi gelecek olan “aradahum/onlara arz etti” kelimesindeki zamir ile gösterilmiştir. Çünkü tağlib muhtemel olmakla beraber zamirinin akıl sahipleri için olduğu açıktır. Ve bu karineye göre bazı tefsirciler hem meleklerin isimlerini ve hem nesillerin ismini kapsamasını (yani ikinci ve üçüncü görüşü) toplamışlardır. Bu isimleri, Allah’ın isimleri diye telâkki etmeye bu zamir engeldir.

4- Esmâ (isimler)dan murad dil değil, eşyanın duyguları, diğer deyimle o duygulardan oluşan ilmî suret (biçim)lerdir, diye de tefsir edilmiştir. Fakat bunun ilimden çok kelâm, hiç olmazsa kelâm-ı nefsî (zata mahsus kelâm) olan zihin olması gerekir. Her ne olursa olsun burada kesin olan nokta, Hz. Âdem’e -az veya çok- lisan öğretilmiş ve onun ilim ve kelâm sıfatlarına mazhar kılınmış olması, kelâm ve dil meselesinin hilâfet işinde önemli yerinin bulunmasıdır.

İşte Allah Teâlâ Âdem’e böyle isimleri öğretti. Öğretimden bir müddet sonra da bu isimlerin müsemmalarını (yani delalet ettikleri zâtları) meleklere arz etti. Buradaki “hüm/onlara” zamirinde bir dil inceliği vardır ki, lisanımızda bulunmaz. “He” zamiri yerine “hüm” zamirinin kullanılması, arz olunan şeylerin “akıl sahibi” olduğunu açıkça göstermektedir. Ve isimleri şarta bağlatan karine de budur. Bu zamirin meleklere ait olması ve o isimlerin meleklerin isimleri olması ihtimali, isimlerin meleklere arz edilmiş olması sebebi ile ihtimal dışı kalmaktadır. Şu halde en açık mânâ, ad verilmiş olanların Hz. Âdem’den sonra gelecek olan “nesillerin adları” olmasıdır. Âyet-i kerîmede daha önce anılan “el-esmâ/isimler” kelimesi ile de insan isimlerinin kastedilmiş olduğu anlaşılır. Bununla birlikte, sadece insan değil bütün eşyaya ait isimlerin öğretilip de, meleklere sadece insan isimlerinin sorulmuş (arz) olması da ihtimal dâhilindedir. Fakat her iki halde böyle olmak için nesillerin yaratılmış olması gerekir. Hâlbuki ayette henüz Hz. Havva’nın bile yaratıldığına işaret yoktur. Bu sorunun cevabı meşhur bir hadîs ile açıklanmaktadır. Şöyle ki: Hz Âdem’in nesilleri meleklere, küçük zerreler misâlinde arz edilmişlerdir.3

Bu hadîs insan neslinin o zaman Âdem’de henüz tohum hâlinde (yani gelecekte bütün Âdemoğullarını temsil eden ilk mânevî tohumcuklar şeklinde) bulunduklarını anlatır. Bu olayların yoğun cisimler âleminde olmayıp, Hz. Âdem’in ruhunun takdiri veya ruhunun esîr gibi yumuşak bir cisim hâlinde olduğu düşünülebilir. Esîrden meydana getirilmiş bu cismin atom altı parçacıklarında, kıyamete kadar gelecek Âdemoğlunun birbirine bağlı temessülleri (görüntüleri) veya Hz. Âdem’in ruhunda gelecek nesillerin mânevî suretleri, isimlerin meleklere arz olunmasına ait yan mânâlar olarak düşünülebilir. Arz hâdisesinin, Hz. Âdem’in yeryüzüne inmeden önce olması da, bu şekilde düşünmemiz için açık bir karine demektir. Bu açıdan meleklere isimlerin sorulması, hissî bir arz değil, ilmî bir arz olmuş olur.4

İsim/Ad Koyma

Medenî hukukta ad, kişileri birbirinden ayırmaya ve tanıtmaya yarayan sözcük olup, doğan her çocuğa bir ad koyma zorunluluğu vardır. 1587 sayılı nüfus kanununa göre millî kültürümüze, ahlâkî kurallarımıza, gelenek ve göreneklerimize uygun olmayan veya kamuoyunu incitici adlar konulamaz.5 Türklerin İslâmiyet’i kabulünden önceki isimleri yırtıcı hayvan, yırtıcı kuş ve dış tesirlere dayanıklı maddelerden seçilmiş, genelde çocuklara Bozkurt, Arslan, Şahin, Doğan, Timur/Demir, Kaya ve Gökhan gibi adlar verilmiştir.

İslâmiyet’ten önceki Araplar da hayatın zorlukları ve özellikle düşman karşısında dayanıklı, güçlü ve cesur olmak, düşmana korku salmak gibi arzu ve düşüncelerle çocuklarına Galip, Zalim, Mukatil/Savaşçı, Esed/Arslan, Leys/Yiğit, Zi’b/Kurt, Hacer/Taş, Sahr/Kaya gibi adlar koymuşlardır.6

Efendimiz’in (sas) Yeni Doğan Çocuklara İsim Koyması

Çocuğa isim koyarken sağ kulağına ezan, sol kulağına ise kâmet okunur. Nitekim Ebu Rafi’nin anlattığına göre Hz. Fatıma (r. anha) oğlu Hasan’ı (r.a.) doğurduğu zaman, Resûlullah’ın (sas) kulağına ezan ve ihlâs suresini okuduğunu, hurma ile tahnik edip ismini koyduğunu belirtmektedir.7

Hz. Aişe (r. anhâ) anlatıyor: “Yeni doğan çocuklar Hz. Peygamber’e (sas) getirilirdi. O da mübarek olmaları için dua eder, tahnikte bulunurdu.”8

Esma Binti Ebu Bekir anlatıyor: “Mekke’de Abdullah İbnu Zübeyr’e (ra) hamile kalmıştım. Doğum yaklaşmıştı ki, Mekke’yi terk ettim ve Medine’ye geldim. Abdullah’ı orada dünyaya getirdim. Doğunca, bebeği alıp Resûlullah’a (sas) götürdüm, kucağına bıraktım. Resûlullah (sas) bir hurma istedi, ağzında çiğneyerek ezdikten sonra, (yumuşattığı o) hurma ile çocuğun damağını oğdu, hakkında bereketle dua etti ve Abdullah ismini verdi. Müslüman aileden ilk doğan çocuk bu idi. (Medine’de bütün Müslümanlar) onun doğumuna çok sevindiler. Çünkü “Yahudiler size sihir yaptılar, asla doğum yapamayacaksınız.” diye bir şayia çıkarılmıştı.”9

Ebu Musa anlatıyor: Bir oğlum doğmuştu. Hemen Resûlullah’a (sas) getirdim, İbrahim ismini verip bir hurma ile tahnikte bulundu. Sonra da “Mübarek olsun” diye dua buyurdu ve çocuğu bana geri verdi. İbrahim, Ebu Musa’nın en büyük evlâdı idi.10

[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Efendimizin Çocukları İsimlendirmede Uyguladığı Yöntem
« Posted on: 23 Ağustos 2019, 07:23:18 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Efendimizin Çocukları İsimlendirmede Uyguladığı Yöntem rüya tabiri,Efendimizin Çocukları İsimlendirmede Uyguladığı Yöntem mekke canlı, Efendimizin Çocukları İsimlendirmede Uyguladığı Yöntem kabe canlı yayın, Efendimizin Çocukları İsimlendirmede Uyguladığı Yöntem Üç boyutlu kuran oku Efendimizin Çocukları İsimlendirmede Uyguladığı Yöntem kuran ı kerim, Efendimizin Çocukları İsimlendirmede Uyguladığı Yöntem peygamber kıssaları,Efendimizin Çocukları İsimlendirmede Uyguladığı Yöntem ilitam ders soruları, Efendimizin Çocukları İsimlendirmede Uyguladığı Yöntemönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &