ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Dini Konular > Dini makale ve yazılar  > Denizin yakarisi
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Denizin yakarisi  (Okunma Sayısı 503 defa)
07 Eylül 2010, 17:53:03
Sümeyye

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29.261



Site
« : 07 Eylül 2010, 17:53:03 »



Denizin yakarisi

Ruhum ve kalbim dehşetli sıkıntılar yaşıyordu. Sonsuz bir çukura düşmüş, karanlıklar içinde tutunacak bir dalımın olmayışının ızdırabını yaşıyordum sanki. Hiçbir şey teselli vermiyordu bana.
 




YATAĞIMDAN FIRLAYARAK odanın içinde dolaşmaya başladım. Ne yapacağımı bilmez bir haldeydim. İçimdeki sıkıntıyı gidermek istiyordum. Fakat aklıma yapacak hiçbir şey gelmiyordu. Çaresiz bir halde yumruklarımı sıkıp bir off.. çektim. “Nedir bu hal? Ne oluyor bana?” diye düşünürken, odanın dağınıklığı gözüme ilişti. Ayaklarımın dibinde oraya-buraya atılmış elbiseler, bir yanda devrilmiş bir halde duran tabure, yanda üzerine havlu atılmış sandalye, duvar kenarında solmaya yüz tutmuş çiçekler, ortada kitapları etrafa saçılmış kitaplık ve hemen karşısında üzerinde bir sürü kaset ve bir de walkman bulunan dağınık bir sedir. Her yerden karışıklık ve boşvermişlik okunuyordu. İçim dışıma dönmüş, odanın içine yansımış gibiydi. Odaya bakıp kendi içimi seyrediyordum sanki.

Bir teselli bulurum ümidiyle kitaplığa yaklaşıp, bir kitap aldım. Sayfalar önceleri yavaşça gözlerimin önünden geçerken birden hızlanmaya başladı. Daha sonra bir diğer kitaba uzandım, derken bir diğerinden başka bir diğerine... Sıkıntım azalacak yerde daha da artıyordu. Elimdeki kitabı fırlattım ve kapıyı hızla çarparak odayı terk ettim.

Aklıma oyalanacak birşey gelir gibi oldu ve derhal diğer odaya yöneldim.

Odaya girişim birşeylerden kaçıp bir sığınağa koşan birinin hali gibi geldi bana. Bir müddet yarı karanlık odanın içinde oyalandım, fakat aradığımı orada da bulamamıştım. Zira ne aradığımı bilmiyor veya bilmek istemiyordum. Odanın içinde bir müddet daha oyalandım, sonra bir “off..” daha çekerek mutfağa yöneldim. “Birşeyler yersem rahatlarım” diye düşünüyordum. Tencerenin kapağını açıp soğuktan yağları donmuş yemeği görünce “Şimdi bunu kim ısıtacak?” diye iç geçirdim. Isıtmaktan üşenip bir parça ekmek kopardım ve yemeğe bandırdım. Ekmeği ağzıma atıp hızlıca atıp yutmaya kalkınca, lokma boğazımda kaldı. Hemen bir bardak su doldurup bardağı ağzıma götürürken, ellerimin titreyişini farkettim. Bardak neredeyse yere düşecekti. “Ne oluyor bana böyle? Ne bu halim?”diye söylenerek, tekrar odama döndüm.

Ruhum ve kalbim dehşetli sıkıntılar yaşıyordu. Sonsuz bir çukura düşmüş, karanlıklar içinde tutunacak bir dalımın olmayışının ızdırabını yaşıyordum sanki. Hiçbir şey teselli vermiyordu bana. Uyumayı denedim, fakat nafile. Kafamda “Niye şöyle, niye böyle? Falanca bunu niye öyle yaptı?” gibisinden sorular, zihnimde onca vesvese ve şüphe, hayalimde bunca endişe ve günahlarımla nasıl uyuyabilirdim ki...

Derken doğrulup yine kitaplığın başına oturdum. Birşeyler yazmayı denedim, fakat kağıtları boş yere karalayıp çöp kutusunu doldurmaktan ileri gidemedim. Sonunda bulunduğum hali yazmak geldi aklıma ve aşağıdaki satırları karaladım.

Kara bir sessizlik kuşattı her yanımı

Gözlerim açık fakat göremiyorum hiçbir şeyi

Duyuyorum fakat anlamıyorum sesleri

Boşlukta soluyor kalbim, yaşıyorum yokluğun yoksulluğunu.

Kağıt parçalarını bir kenara bırakıp tekrar yatağıma uzandım. Şimdi kendimi daha rahat hissediyordum. Tam uyuklamak üzere idim ki, garip birşey oldu. O da ne ! Tavan aşağıya çöküyordu sanki. Sadece çökmüyor, üstelik daralıyordu da. Bir an, küçükken sık sık gördüğüm bir rüyayı hatırlayıp “tabut” diye haykırarak dehşete kapıldım.Mazi birden gözümün önünde canlandı. Akşamları annem beni yatağıma yatırıp ışığı söndürdüğünde içimi derin bir korku sarar, odanın daraldığını hissederdim. Kendimi o düşünceden uzaklaştırıp uyuduğumda ise, rüyamda musalla taşı benzeri birşeyin üzerine yatırılmış olduğumu düşünür ve üzerime doğru yüzlerce tabutun geldiğini görürdüm. Korku içinde yatağımdan fırlayıp ağlamaya başlar, babam veya annem gelip teskin edinceye kadar da susmazdım. Şimdi çocukluğumda yaşadığım o duyguları tekrar yaşıyordum.

“Yoksa bütün bu olanlar gerçek miydi? Yoksa ölmüş de tabuta mı konmuştum?” Birden içimi korku tufanı sardı. Tavan hâlâ küçülüyor, tabut iyice belirginleşiyordu. Küçüldükçe küçülüyor, vücudumu sıkmaya başlıyordu. Cesedim tabutla beraber küçülüp daralırken kalbimin de daraldığını hissedebiliyordum. Bir an içim dışıma çevrilir gibi oldu. İçimden dışarıya doğru birşey çıkıyor, tavanın üstüne yansıyıp onunla birlikte genişliyor ve gittikçe belirginleşiyordu. Bir kalpti bu; üzerinde bir topaç onu parçalarcasına dönüyordu. Topaç döndükçe, ağrı dayanılmaz bir hal almaya başladı. Sonunda “Allah’ım, ne olur kurtar” diye bir yakarış duydum. İşte o yakarışla birlikte tablo değişmeye başladı. Bir kozalak şekline dönüştü. Kozalak içinden bir ses “Allah’ım çıkar beni bu daracık dünyadan, yırt kabuğumu, uçurt beni sonsuzluğa ve Sana” diye yakarıyordu. O yakarışı kalbimde hissedebiliyordum.

Sonunda kozalak çatladı. Bir kelebek çıktı içinden. Tavan yarılmıştı ve kelebek sonsuzluğa uçuyordu. O bembeyaz kelebeği görür görmez "Allah’ım, bu bir mucize” demekten kendimi alamadım. Kelebeğe dikkatlice baktığımda, kanatlarında çeşit çeşit renkler ve desenlerle yazılmış bir yazı farkettim. İçimden “Bir dua bu ” diye geçirdim ve kendimi kelebeğin kanatlarında bekaya uçuyormuş gibi hissettim. Fakat bu uzun sürmedi. Tablo tekrar değişti. Yeniden bir topaç ve tekrar bir kelebek, bir topaç bir kelebek derken, ter içinde uyandım. “Ne garip rüya” diye söylendim kendi kendime; “sanki gerçek gibi.”

Çabucak yatağımdan fırlayıp giyinmeye koyuldum. Bir yandan da “Çıkmalıyım bu mezar gibi daracık odadan, kaçmalıyım buradan” diye mırıldanıyordum.

Evden hızlıca çıkarken, ruhum özgürlüğe koşuyor gibiydi. Ellerim cebimde, zihnim gördüğüm rüya ile meşgul, yürüyordum. Sırtımda bir sıcaklık hissettim ve başımı çevirir çevirmez gördüğüm manzara karşısında hayret içinde kalıp “Rabbim ne harika bir bulut” diye söylendim. Belki de ömrüm boyunca gördüğüm en beyaz ve en parlak buluttu baktığım. Güneşin okları bulutlar arasından süzülüp yüzümü okşarken, içimde hoş bir rahatlama hissettim. Bütün sıkıntım bulut süngeriyle silinmiş, uçmuştu sanki. Bulutlar içinde uçan bir kuş misali hafiflemiştim.

O anda aklıma Sultantepe korusuna gidip çam ve ardıç ağaçları arasında güneşin batışını seyretmek düşüncesi geldi ve düşündüğümü uygulamak üzere yola koyuldum. Yol boyunca içim kâinatla kucaklaşmak, kafamdaki sorulara oradan cevaplar bulmak arzusuyla dolup taştı. Bir an önce oraya ulaşmak için sabırsızlanıyordum.

Ve işte oradaydım. Daha içeri girer girmez; öğle üzeri yağan yağmurun ıslattığı toprak ve çam kokularını ciğerlerime çektim. Ne kadar da rahat hissediyordum kendimi. Herşey kusursuzdu.

Rüzgârın ardıç ağacına söylettiği müziğin ve kuş cıvıltılarının eşliğinde yürümeye devam ederken, denizi ve günbatımını seyredebileceğim bir köşe aradım. Uygun bir yer bulup oturduğumda gözlerim gördüğü manzara karşısında mest olmuştu. Kafam ise hâlâ günün muhasebesiyle meşguldü. Dünya ne kadar da garipti! Daha bir saat öncesine kadar karanlıklar içinde sıkıntıdan kıvranan da bendim, şimdi Allah’ın sunduğu bu harika güzellikler arasında cenneti yaşayan da. “Nedir bu hal; neden az önce öyle de şimdi böyle?” diye sorgularken, gözüme bir kayık ilişti. Dalgalar arasında bir aşağı bir yukarı inip çıkan kayığı görünce, mazide yaşadığım bir günü hatırladım. Dev dalgalarla boğuşurken Rabbimin yardıma koştuğu o dehşetli günü tekrar yaşadım ve bir kağıda aşağıdaki satırları karaladım.

İniş ve çıkışların dünyası dalgalar içinde bir sandal

ve bir genç asılıyor küreklere bir an dalgaların tepesinde

derken bir an dalgalar onun tepesinde, yorulmuş iniş ve çıkışlardan

fırlatıp atıyor kürekleri ve bırakıyor denizin akışına sandalı

teslim oluyor denizin ve kendisinin sahibine

Yavaş yavaş cevaba ulaşıyordum şimdi. Deniz aradığım cevabı fısıldıyor gibiydi.

Bir müddet korudaki açıkhava akvaryumunu ve önündeki taşları seyrettim. Taşlar halka şeklinde sıralanıp merkeze doğru küçülüyor ve iç içe sıralanmış halkaların tam ortasında bir ardıç ağacı yükseliyordu. Yaşlı ardıç ağacının dalları yer yer kurumuş haldeydi. Diri kalan dalları ise yerden göğe doğru spiral bir merdiveni andırıyordu. Gözlerim ardıç ağacının dalları arasında gezinirken o anda ağacın tepesi hizasında uçmakta olan martıları farkettim. Hayalimi martılara bindirip tekrar maziye döndüm. Sorularıma geçmişimden cevap bulma ümidindeydim.

İnsanlardan, kaprislerden, problemlerden, sıkıntılardan, sorulardan ve ölümden kaçtığım bir gündü o gün. Sandalla denize açılmış, sahilden yeterince uzaklaştığımda denizin ortasında kendimle başbaşa kalmıştım. Bir yandan denize akseden görüntümü seyrederken bir yandan da geçmişimi sorguluyordum. Küçüklüğümde gördüğüm rüyayı o zaman da hatırlamıştım. Köyün minaresinden gelen selâ sesini dinlerken, bir mezar suretine dönmüştü mazim. Babamı, halamı, dayımı, ölen arkadaşlarımı, daha nicelerini, bebekliğimi, çocukluğumu, ilk, orta ve lise yıllarımı, babamla geçirdiğim mutlu günleri, eski dostlarımı, hayallerimi, isteklerimi düşündüm. Şimdi, hepsi birer cenaze olmuş, o ânıma yığılmıştı. Sadece geçmişim değil, geleceğim de bir mezar görünümünde idi. Annemin, kardeşlerimin, akrabalarımın, dostlarımın, kendimin bir gün gelip gireceği koca bir mezar... Hem daha şimdiden terkediyorlardı beni. Çok sevdiğim ineğimi bana sormadan satmışlardı. Dost bildiğim arkadaşlar bana sırt çevirmişlerdi. Çok sevdiğim insanlar hoşlarına gitmeyen bir yol çizdiğimden dolayı beni ne kadar da sıkmışlardı. Ne sevgimin karşılığını görebiliyor, ne de arzularıma ulaşabiliyordum.

Herşey benden kaçıp kopan bir tabut olmuş, o günüme elemler yağdırıyordu. Yaptığım işler mânâsız, sıkıcı ve gayesiz geliyordu b...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Denizin yakarisi
« Posted on: 22 Eylül 2019, 04:47:41 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Denizin yakarisi rüya tabiri,Denizin yakarisi mekke canlı, Denizin yakarisi kabe canlı yayın, Denizin yakarisi Üç boyutlu kuran oku Denizin yakarisi kuran ı kerim, Denizin yakarisi peygamber kıssaları,Denizin yakarisi ilitam ders soruları, Denizin yakarisiönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &