ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Dini Konular > Dini makale ve yazılar  > Bunalımdan Huzura
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Bunalımdan Huzura  (Okunma Sayısı 506 defa)
03 Mayıs 2010, 15:21:13
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« : 03 Mayıs 2010, 15:21:13 »



Bunalımdan Huzura

Yaşadığımız çağ pek çok şey sundu bize. Her işi kolaylaştıran yüksek teknoloji, makinalar, elektronik gereçler, kolay ulaşım, büyük şehirler... Bu çağ insanlığa okyanusların derinliklerini, uzayın sırlarını aşina kıldı.

Ama bir şeyi veremedi: İç huzuru. O kadar veremedi ki adına “bunalım çağı” bile denildi.

Bilenler bilir, insan iç huzurunu bir kez kaybedince mücevher saraylarda yaşasa kıymeti yok. Ve huzursuz insanın başını çarpmayacağı kaya da yok. 

Etrafımızdaki insanlara göz gezdirdiğimizde, neredeyse herkesin bunalımda olduğunu ve yaşadığı hayattan tat alamadığını görüyoruz. Yaşanan buhran ve kasavet halinin öyle zannedildiği gibi insanların fakir veya zengin olmasıyla da ilgisi yok. Zengin olan da bunalımda, fakir olan da.

İnsanlar yataklarına girip başlarını yastıklarına koyduklarında kolaylıkla uykuya dalamıyor. Herkes her şeyden şikayetçi. Eşler birbirinden ve çocuklardan, çocuklar da hepsinden şikayet etmekte.

Bunalımın yansımalarını her gün basında görmekteyiz. Televizyonlara, gazetelerdeki haberlere bakıldığında, ülkemizin her bir yanının neredeyse suç mahalline döndüğünü söylememiz yanlış olmaz. Suç işleme oranı küçük yaşlara kadar indi. En olmayacak suç haberlerini bile kanıksadık, sıradan görmeye başladık. Bu açıdan bakıldığında kalbi huzursuz, buhranlı ve asık suratlı bir toplum olmaya doğru gittiğimizi hiçbirimiz inkâr edemeyiz.

Ortaya çıkan bu olumsuz tabloya ve ülkemizin diğer temel sorunlarına bakıldığında, yarınlar adına içimizin karardığını söylemek durumundayız. Öyle ya, insanların ailelerini boğazlamaya başladığı, güpegündüz işyerlerinin ve araçların soyulduğu, genç kuşaklarda ahlâkî değerlerin çok zayıfladığı, yabancı kültürlerin ülkeyi dört bir yandan kuşatıp işgal ettiği, camilerin yaşlılara kalmaya başladığı tabloya bakan bir insanın ümit sahibi olması elbette zorlaşır.

Gerçi Sahabe asrından itibaren insanlar bulundukları dönemin bozulduğundan şikayet etmişlerdir. Hz. Aişe r.a. validemiz Rasulullah s.a.v. sonrasında toplumun eskisi gibi olmadığından dert yanmış, zühd dünyasının önderleri de hep geçmiş dönemlere olan hasretlerini dile getirmişlerdir. Ancak durum ne olursa olsun, Ashab-ı Kiram’dan birisi kalkıp içinde yaşadığımız günleri gözleyecek olsaydı, her halde diyecek kelime bulamazdı.

İnsanların bu derece bunalımda olduğunu, geniş kalabalıklar arasında yürürken yüzleri tebessüm edenlerin sayısının çok az olduğunu, kasavetin toplumu kuşattığını gözlemleyen bir insanın, gördüğü manzara karşısında şaşırması kaçınılmaz olurdu. Bu nedenle, Allah’a kulluğun ve insanın iç huzurunu yakalamasının önündeki engeller ile insanların iç huzursuzluğunun her zamankinden fazla olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Dünya her halde bugünkü kadar kötü bir dönemi çok az görmüştü.

Kendi içimizde yaşadığımız mutsuzluğun, kalbimizin bir türlü huzura ermeyişinin keza toplumda genel olarak müşahede ettiğimiz umutsuzluğun ve yeis halinin nedenleri elbette pek çoktur. Bunları belli birkaç madde altına sığdırmak mümkün değildir.

Bununla birlikte, bugüne kadar müslümanları huzura erdiren ve onların kardeş gibi bir arada yaşamalarını sağlayan temel kural Allah’a gerçek anlamda kul olmaları ve bunun gereklerini yerine getirmeleri olmuştur. Bu kural, gerçekleştiğinde bundan sonra da müminlerin hem kendi içlerinde huzuru yakalamalarını hem toplum güzelleşmesini sağlayacaktır. İslâm tarihinin çeşitli dönemlerinde ve farklı coğrafyalarında yakalanan mutluluğun kökenlerine inildiğinde, karşımıza hep aynı temeller çıkacaktır. Bu nedenle, işe önce Allah’a iman etmekle, daha sonra da bunun gereklerini yerine getirmeye çalışmakla başlamak gerekmektedir.

Allah’a kul olmak

İnsanın en büyük sorunu hiç şüphe yok ki, yaratılış gayesinden uzaklaşmasıdır. Kur’an ve Hz. Peygamber s.a.v., insanın yeryüzüne Allah’a kulluk etmesi için getirildiğini, bu amaçla bir sınava tabi tutulduğunu belirtmektedir. Bu sınavda insandan istenen temel ödev, Allah ve Rasulü’ne iman etmesi ve bu ikisini hayatının merkezine alarak ömrünü sürdürmesidir. Dolayısıyla her şeyin Kur’an ve Sünnet’e uygun olması istenmektedir.

Kul, Allah ve Rasulü’nün rızasını ve isteklerini hayatının köşesine doğru ittiğinde, Allah ve Rasulü’nün dışında kalan şeylerin isteklerini ve beklentilerini karşılamaya yönelir. Bu nedenle de Allah ve Rasulü gönül dünyasından yavaş yavaş çekilir. Bunların yerini dünya hırsı, şehvet, tamah, kibir, riya, samimiyetsizlik gibi kötü hasletler almaya başlar. Bu durum devam ettikçe kul öyle bir noktaya gelir ki, kalbi Allah ve Rasulü’nün asla razı olmadığı isteklerle dolar, dünya ve onun sundukları gayesi haline gelir. Dindarlığı sadece sözde kalır, sözleriyle yaşadığı hayat arasında neredeyse bir bağlantı kalmaz. Kulluğu Allah’tan başka yöne doğru kayar. Zihnini meşgul eden şeylerin kulu-kölesi olur.

Kendimize bir soralım: “Biz Allah’a, Allah’ın istediği gibi iman ettik mi?” Bu sorunun ardından da Allah’ın buyruklarına ne derece uyduğumuza bakalım. Sorumuzun cevabını hemen bulacağız. Eğer sonuç bizleri hoşnut etmediyse, Rabbimiz’e olan imanımızı sorgulayalım; iman etmenin ne anlama geldiğini ve neleri gerektirdiğini bir düşünelim. Zira iman etmek sevmek demektir. Sevgilinin isteklerine râm olmaktır. Biz Yaratıcımız’ın emirlerine râm olabildik mi?

İbadetleri aksatmamak


Farz olan beş vakit namaz, insanın Rabbi ile olan sevgi bağını her dem canlı tutar. Kul Allah ile olan akdini günde beş kez yenileyerek O’na olan görevlerini, O’nun kendisinden beklentilerini ve nelerden kaçınması gerektiğini hatırlar. Namazlardan sonra da ellerini açarak kulluğunu hakkıyla yerine getirebilmesi için Rabbi’nden yardım talep eder.

Bu insan Rabbi’yle her an iletişim içerisinde olduğundan, her iki vakit arasındaki hayatını istikamet üzere tutmaya çabalar, helal-haram çizgisine son derece dikkat eder. Allah Tealâ’nın beyan ettiği gibi: “Muhakkak ki namaz hayâsızlıktan ve fenalıktan alıkor.” (Ankebut, 45). Bunun yanında, namazları eda etmesinin ona verdiği manevi iç huzur, gününü kalbiyle barışık geçirmesine yardım eder. O gün için hayatının bir parçasının eksik kalmadığını düşünür.

Namazlarını eda etmeyen kişiye gelince, kulluk akdini her gün tazelemediği için Rabbi’yle olan irtibatı devamlı surette zayıflar. Allah’ı adeta hayatından yavaş yavaş dışlar. Bir müddet sonra Allah’a olan bağlılığı sadece sözde kalır. Bu durum onda büyük bir manevi boşluk oluşturur. Manevi dayanağı ve sığınağı kalmadığından azgınlaşır, kural tanımaz olur.

Nafile ibadetlere önem vermek

Biz müslümanlar kulluğun nasıl yapılması ve nelere dikkat edilmesi gerektiğini Hz. Peygamber’den öğreniyoruz. Zira Hz. Peygamber s.a.v. Kur’an’ın yaşayan tefsiri idi. O, farz olan hususlar dışında pazartesi ve perşembe ile yılın belli günlerinde oruç tutuyor, sadaka veriyor, bazı vakitlerde nafile namazlar kılıyor, umre yapıyordu. Böyle yapmak suretiyle hem farz olan ibadetlerini tezyin ediyordu hem de bu ibadetlerle kulluğunu güçlendiriyordu. Farz namazların önünde veya ardında bizlerin Sünnet olarak adlandırdığı nafile namazları kılması da böyleydi.

Unutmamak gerekir ki, nafile ibadetler farz olan ibadetlerin daha büyük bir şevkle yerine getirilmesine hazırlık gibidir. Kul nafilelere devam ettikçe farz ibadetlerine daha fazla önem verir hale gelir. Allah ile olan irtibatını nafile ibadetlerle yılın her dilimine yaydığı için imanı daha kuvvet bulur. Yaratıcısı ile olan bağının sağlam olması nedeniyle de dünyada karşılaştığı sıkıntılar onu yıkmaz. Kalbi daima huzur içindedir. Zira o maddi bir karşılık beklemeksizin her zaman Rabbi’ne yönelmektedir. Allah’a kulluk etmek onda meleke haline gelmiştir. Kulluk etmekten lezzet aldığından, çok güzel bir müslümanlık sergiler.

Nafile ibadetlerin önemine dikkat çeken Allah Tealâ, bir kudsi hadiste şöyle buyurur: “Kulumu bana yaklaştıran şeylerin benim katımda en sevimli olanı, farz kıldığım ibadetlerdir. (Farzlardan sonra) kulum bana nafile ibadetlerle durmadan yaklaşır, nihayet ben onu severim. Kulumu sevince de (adeta) ben onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. Benden her ne dilerse, onu mutlaka veririm; bana sığınırsa onu korurum.” (Buharî)

Harama ve helale dikkat etmek

Kulluk sadece namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek gibi ibadetlerle sınırlı değildir. Bunlar çok önemlidir ancak haram ve helale dikkat etmek de bir o kadar önemlidir. Hiç şüphe yok ki, yaşadığımız dönemde helale ve harama dikkat etmek önceki dönemlere göre çok daha zorlaşmıştır. Bu nedenle kulluk da zorlaşmıştır. Gözlerimizin bir harama takılmasına engel olarak yolda yürümemiz veya bir televizyon haberini izlememiz neredeyse imkansız hale gelmiştir. Pek çok harama da istemeden bulaşmaktayız. Ancak durum ne olursa olsun, bütün bu olumsuz şartlar bizim kulluktan uzak durmamız için bir mazeret olamaz. Sıkıntı ve zorluk ne kadar fazlaysa, hiç şüphe yok ki ecir de o derece fazla olacaktır.

Kul, helal ve haram çizgisine dikkat etmez, kendisinin ve ailesinin midesine inen lokmaların hangi yoldan geldiğini önemsemez, gözleri sürekli haramda dolaşır, gıybet yaparak tanıdığı herkesin günahını yüklenir, etrafındaki insanlar tarafından kötü anılırsa; bu kişi Allah’a kulluğun bir yönünü ihmal ediyor demektir. Esasında böyle bir insanın farz ibadetlerine özellikle de namazına dikkat etmesi beklenemez. Bunları yerine getirse bile lezzet alamaz. Hem Allah’ın yasakladığı şeyi yapacak hem de bir müddet sonra O’nun huzurunda divana durarak “Rabbim ibadetimi kabul et, beni iyi kullarından eyle” diye yalvaracak. Düşünebiliyor musunuz, hem oruç tutuyor hem de o anda bir mü...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.032


View Profile
Re: Bunalımdan Huzura
« Posted on: 21 Nisan 2019, 09:21:53 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Bunalımdan Huzura rüya tabiri,Bunalımdan Huzura mekke canlı, Bunalımdan Huzura kabe canlı yayın, Bunalımdan Huzura Üç boyutlu kuran oku Bunalımdan Huzura kuran ı kerim, Bunalımdan Huzura peygamber kıssaları,Bunalımdan Huzura ilitam ders soruları, Bunalımdan Huzuraönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &