ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Dini Konular > Dini makale ve yazılar  >  Bir anının çağrışımları
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Bir anının çağrışımları  (Okunma Sayısı 580 defa)
03 Aralık 2010, 15:28:48
Sümeyye

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29.261



Site
« : 03 Aralık 2010, 15:28:48 »



Bir Anının Çağrışımları…



Haydi, kardeş, gel rica ederim benimle

                                                               Ağır işlerimize iyi gelmez bu kadar hafiflik


                                                                                                     CAESAR

Ortaokul sıralarında, evimizin salon duvarında asılı kanaviçe işlemeli çerçeveli bir tabloyu babama gösterdiğimde, çok genç yaşta vefat eden anneme karşı derin bir özlem içindeydim. Annemin, o nahîf hanımefendinin yıllar önce ince iğne oyası ile işlediği Osmanlı Türkçesi bu beyit’in ne anlama geldiğini, neler söylediğini hep merak ederdim. Çocukluk yıllarımda annemin zarif bir el işlemesi olarak gördüğüm bu tablo,  onun vefatından sonra da aynı ihtimamla, duvarda asılı diğer tabloların üzerindeki hâkim mevkiini hep korudu. Anneme karşı ne zaman içimi bütün bütün dolduran özlemler çeksem, o küçücük hâlimle ne zaman anneme bir şeyler söylemek istesem hep o tablonun yanına gidip, sanki annemi görüyormuş gibi ona dalar giderdim. Yazılarından bir şey anlamasam da, bu tablonun yanına gittiğim her zaman, annemin hemen orada ellerini uzatıp başımı okşayacağını hisseder huzur duyardım. Gerçekten de öylemiydi acaba? Mahzun olduğum zamanlar, sığınacak bir kucak aradığım zamanlar bu işlemeli tablonun karşısına geçtiğimde, annemin bütün ruhaniyetini hisseder onun kokusunu duyardım. Yıllar önce babama işte bu tabloda ne yazıyor diye sorduğumda babam, elimden tutarak beni tablonun yanına kadar götürdü ve kolunu tabloya doğru kaldırarak hece hece o beyiti okudu:

 

Âlim ile sohbet etmek lâle mercan incidir

Câhil ile ülfet etmek âkibet cân incitir.

 

O çocukluk günlerimde annemden hatırası kalmış bir şiir gibi hissettiğim bu muhteşem beyitin anlatmaya çalıştığı derin belagati, bugün, kadim bir medeniyetin yıkıntıları içinde can çekişirken asıl manası içinde anlamaya başladım. Kime ait olduğunu bilmediğim bu beyit, hiç şüphe yok ki, unutkanlığıyla meşhur insanoğlunun binlerce yıllık macerasını, göz göze gelenlere hâlâ duyurmaya çalışmaktadır. Ve hatta muhayyilelerde uyandırdığı mana, bu toplumun bilgiye kapalı ve değişmeyen bir yanı olarak canlılığını hep koruyacak gibidir. Gerçekten de bilgi ve cehalet arasındaki farkın cehalete yakın kaçan taraflarının, asırlardır bizlere neler kaybettirdiğini düşünürsek eğer... Ağır bir yük sayılabilecek kültürel kayıplarımızı, çok şeye kâdir müminler olmadığımızı anlayarak tek tek tahlil edebilirsek, bulanıklıktan kurtulmuş duru bir aklın, insanoğlunun muvaffakiyetlerinde ne kadar ciddî roller oynadığını ve toplumsal kaderini nasıl etkilediğini görebileceğiz. Bizim şaşaalarımızın azametlerle süslendiği dönemler, o ihtişam dönemlerimiz, basiretli ve âkil insanların topluma önderlik ettiği devirlerdi. Ama tarihçilerin “kaht-ı ricâl” başladı dedikleri dönemde yavaş yavaş siyaset alanının dünyasında basiretli ve kendisini hak önünde mesul gören yöneticiler azalırken ilim ve fikir adamlarının dünyasında da aynı inkıraz görülmeye başlar. Aslında zaman zaman ortaya konulan teşebbüslerle kötü gittiğine inanılan talihin düzeltilmesi için ciddi çabalar sarfediliyordu ama bunlar inatla farklı jargonlardan beslendiği için toplumun islamla olan bağlarının kuvvetlenmesinde bir faydası olmuyordu. Esasen yenilenme denildiğinde ve toplumsal dinamiğin yeniden kazanılması düşünüldüğünde, ele alınanlar İslam’ın dışında olan şeylerdi. Mesela anılarında Erdal İnönü: Pakistan Büyükelçisi’nin, babasına yaptığı bir ziyarette, her sözünü islami muhtevalı bir cümle ile bitirdiğine dikkat ederek daha sonra bunu babası İnönü’ye sorar. İnönü de cevaben: “Evet, vaktiyle biz de her sözümüzü bir ayet ya da hadisle kuvvetlendirmeye çalışırdık.” diye cevap verir. Her şey normal bir mecrada seyrediyor gibi görünse de aslında büyük bir irfanı terk ederek basmakalıp normlara yaklaşıyorduk. İslam, toplumun ve bürokrasinin söylemlerinde daima birinci derecedeki yerini koruyor olsa bile hayatın akışındaki yeri mühimsenecek ölçüde zayıflatılmıştı. Yani İslam’ın, Kitab’ın ortaya koyduğu değerler, kavramlar kalbimize eskiden olduğu gibi tesir etmediği için heyecan da duymuyorduk. Bundan yıllar önce Adalet Bakanı M.Esat Bozkurt’un değişime dair hazırladığı gerekçede Bozkurt, özetle şöyle diyordu:” Hayat yürür; ihtiyacat sür’atle değişir, din kanunları, mutlaka ilerleyen hayatın huzurunda şekilden ve ölü kelimelerden fazla bir kıymet, bir mana ifade edemezler. Değişmemek dinler için bir zarurettir. Bu itibarla dinlerin sadece bir vicdan işi olarak kalması, asrı hazır medeniyetin esasatından ve eski medeniyetle yeni medeniyetin en mühim farikalarından biridir. Esaslarını dinlerden alan kanunlar tatbik edilmekte oldukları camiaları, nazil oldukları iptidai devirlere bağlarlar ve terakkiyata mâni belli başlı âmiller sırasında bulunurlar.” (Doç. Dr. ÇetinYetkin, Tek Parti Yönetimi, s.139) Bu durumdan, bazı seyrek çıkan seslerin dışında kimsenin şikâyeti olmadı. Çünkü şahsiyetinize şekil veren kıymetlerinizi elden çıkarmaya başlarsanız sorunsuz bir hayatı yaşadığınızı zannedersiniz ama başkaları önünde hızla gözden düşmeye başladığınızı asla fark edemezsiniz. Bizim saflıkla ve cehaletle yoldan çıkmamız da böyle olmuştur. Daima İslam’ın içinde ve onun temsilcisi müminler olduğumuza kendimizi inandırdık ama bizim şahsiyet dokumuzu tanımlayan nasıl bir kültürel künye taşımaya başladığımızın hesabını hiç yapmadık. Mesela ünlü düşünür Rodinson’a göre: “Hz. Muhammed ile Sahabeleri için, Tanrı ile Sezar arasında bir seçim yapmak söz konusu değildi. Hristiyanlar bu tuzağa düşmüşlerdi. İslamiyette Sezar yoktu, yalnızca Allah vardı, Resûlü de Hz.Muhammed’di. Tebliğin muhtevasını da, yönetimin temellerini de tayin eden aynı vahiy idi.” İşte bu toplumda değişmeye yüz tutan ve kendisine karşı seslerin yükseltilmeye başlandığı asıl alan burasıydı. Rodinson, her ne kadar İslam dünyasında yalnızca Allah ve Resulü vardır diyorsa da, Müslümanların hayatında muzdarip nesiller yaratacak Sezarlar çoktan doğmaya başlamıştı. Daha öncelerinden yaralar almaya başlamış olsak bile, dinin kendisiyle restleşmeye başlandığı bir dönem olarak, özellikle II. Mahmut zamanı bütün batılılaşma tarihinde tamamıyla ayrı ve yeni bir devrin başlangıcı olmuştur. Bu itibarla kültür değişmelerine ait devirler arasında hususi bir ehemmiyeti ve mevkii vardır. Zira bu devirde meydana gelen yenilikler, beliren sosyal temayüller, tazyik ve tesirler, müteakip devirler üzerinde etkili olmak suretiyle müstakbel değişmelerin çığrını açmış ve istikametini tayin etmiştir. Binaenaleyh bu devir, zamanımıza kadar devam edip gelen mecbûri veya güdümlü dediğimiz değişmelerin başlangıcı olmuştur.(Prof. Dr. Mümtaz Turhan-Kültür Değişmeleri shf.226) Bu durum aynı zamanda bugünümüze ait sıkıntılarımızın da merkezini teşkil etmektedir. Zira kitlelerin yönetiminden islamın muhtelif mahfillerde dillendirilmesine kadar bütün alanlarda bugün sahip olduklarımız,  o günlerin eğreti emaneti olarak içimizi saran bütün mevzularıyla üzerimizdedir. Dikkat ediniz, konuşmalarımızda kusur olarak görüp onaylamadığımızı söylediklerimiz, aslında içimizden cazip bularak imrendiklerimizdir. İşte gerçek inkıraz budur. Sosyal yapılanmamıza baktığımızda Hıristiyan dünyası ile entegrasyonun ne kadar ileriye götürüldüğü hususu modernleşme sürecinde görülen biricik yol olarak kabul edilmektedir. 1961’de Ankara anlaşmasında İsmet İnönü;” Bugün artık bizi ebediyen avrupaya bağlayan bir anlaşmanın içine girmiş bulunuyoruz” diyerek anlatmaya çalıştığı heves, farklı üsluplarda, ama aynı muhteva içinde sürüp gitmektedir. Bu manada siyasilerin hangisine bakarsanız bakınız, batı ile uzlaşma, Hristiyan dünyası ile benzeşme, kendi varlıklarını ayakta tutan en mühim bir referans noktası olarak sunulmaktadır. Dolayısı ile hayatımızın içine dâhil edilen sosyal hayatın bütün özlemleri ve hukûkî yapılanmalar, kültürel imrenmeler, islamın hayatımızdaki rolünü örterek gelişmektedir. Kur’an’ın sunduğu bilgi ve hikmet, artık bırakılan, gözardı edilen, bazı ritüellerden ve hamâsî söylemlerden ibaret bırakılan kültürel bir enformasyon olarak elde tutulmaktadır. Dolayısıyla toplumsal yapımızda ve bireysel dünyamızda, bize ters düşmesi beklenecek olan zihniyet tarzına alışkanlık kazanılarak mümin figürünün his ve zihin kalitesi hızla düşürülmektedir. Sizin bu bocalayan ve sürekli dönüşümler yaşayan dünyada kendinizi psikolojik olarak ne hissettiğinizin de önemi kalmamıştır. Gerçekten de, günümüzde Müslümanların çoğunluğuna baktığımızda, onların rahat tavırlarında kendi zihinsel çözülmeleri ile hiçbir sorunları yok gibidir. Bunun farkına varmaları da zordur zira hayata ve bugüne dair konuştukları dil kendi dilleri değildir ve her şey çok karışmıştır. Ben bu hususu şuna benzetirim; Meşrutiyet öncesine dayanan bir dönemde ordu içindeki subaylar arasında alaylı ve mektepli mücadelesi başlar, bu hâdiseye askerler de dâhil olurlar. Ancak ilk dönemlerde Askeriye-i Şâhâneyi bitirip orduya katılanlar alaylı ordu mensuplarının karşısında zayıf durumda oldukları için kendilerini alaylı göstermeye çalışırlardı. Birgün Bâb-ı Âli yokuşunda askerlerle karşı karşıya gelen ve Askeriye-i Şâhâne’yi bitirmiş Tabib Binbaşı Hakkı Bey’e oradaki gurup biraz da öfke ile sorar: “Siz alaylı mısınız yoksa mektepli mi?” Binbaşı Hakkı Bey sükûnet içinde cevap verir. “Evladım, hiç mektepli Tabib Binbaşı olur mu?”  Müslümanların ne yazık ki bugün içinde bulundukları hâl tıpkı böyledir ve Kur’an’ın getirdikleriyle sadece simgesel bir ilişki içinde olduklarından hayatlarının iktidarı daima kendilerinden bildikleri başka ellerde bulunmaktadır. Zira Müslümanlar olarak elde tutmaya çalıştıklarımız; tamamen nefsî olan arzu ve eğilimlerimizin biz istediğimi...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Bir anının çağrışımları
« Posted on: 29 Mart 2020, 14:11:15 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Bir anının çağrışımları rüya tabiri, Bir anının çağrışımları mekke canlı, Bir anının çağrışımları kabe canlı yayın, Bir anının çağrışımları Üç boyutlu kuran oku Bir anının çağrışımları kuran ı kerim, Bir anının çağrışımları peygamber kıssaları, Bir anının çağrışımları ilitam ders soruları, Bir anının çağrışımlarıönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &