ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum >  ๑۩۞۩๑ Eğlence Dünyası ๑۩۞۩๑ > Çoçukların Dünyası > Dini Hikayeler > Topraktan Gelip Çamura
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Topraktan Gelip Çamura  (Okunma Sayısı 676 defa)
19 Mayıs 2010, 18:25:46
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« : 19 Mayıs 2010, 18:25:46 »



Topraktan Gelip Çamura

Her sene bu zamanlarda yaptığı gibi, yaşlı eşeğinin üstünde; nasırlı elinde sopası, kamburlaşmış sırtında eski ceketi, efkârlı başında yeşil külahıyla kasabanın Arnavut kaldırımı tenha sokaklarında takır tukur nal sesleri eşliğinde ilerliyordu. Damağında hâlâ, Fatma'nın tarhanasının tadı... Canı su çekince heybesinden şişesini çıkardı, kafasına dikti. Döke saça içerken, gözü ileride dağ başlarında toplanmaya başlayan kara bulutlara ilişti. "Kasım'a giidik, yağsın gaari." Eşeğin nal sesleri kasabanın dışındaki toprak yolda tıkırtısını yitirdi. "Bi an evvel vaamalı da iki kucak odunu yüklenip dönmeli." diye geçirdi içinden, "Böyle biikaç sefee yaptim miydi..."

Bağbozumundan sonra vilâyete gidip kışlık nevâleyi düzmek, ormana gidip odun getirmek telâşı Mehmet Emmi'yi herkesten çok sarardı. Ne de olsa herkesin yanında kızı kızanı... Orman şimdi iki cigara içimliği mesafedeyken, gökyüzü kurşuni bir levha gibi yere yaklaşıyordu.

"Dede, İstanbul'da neden hiç eşek yok?" Mehmet Emmi, eşeğin sırtında, beline sıkı sıkı sarılan torununun minicik elini tutup sıkıyor, gevrek bir gülüşle, "Ne bilem oğlum, yoh işte!" deyiveriyor. Kasabaya, geçen ilk getirdiklerinde iki yaşında mıydı? Şimdi dördüncü sınıfa gidecekmiş. Kasabada gezdirecek başka yer yok. Ormana varana kadar sorularının ardı arkası kesilmiyor Ali'nin. "Dede, siz neden İstanbul'a taşınmıyorsunuz?" "Dedeciğim, buralarda neden az araba var?" "Bu kasabada hamburgerci var mı dede?" Garipsiyor: "Ne vaa mı?"

Dağın hemen eteğinde çamlar yükselmeye başlayınca yamaçlara doğru sola kıvrılan toprak yola saptı. Yangınlara karşı açılan bu yol, zaman içinde nasıl olmuşsa daralmış ve yukarılara doğru çıkıldıkça, kenarı yer yer sarp bir uçurum hâline gelmişti. Canı tütün çekti. Eşeği bütün uysallığıyla yürürken tabakasını çıkarıp bir cigara sardı. Keyifle tüttürürken dumanlar arasında Fatma ile iki sene evvel ilk defa gittiği İstanbul. Telefonda, "Dede n'olur gelin!" diyen Ali'nin sesi.

Karınca gibi arabalar vızır vızır gidip geliyor, cadde ve sokaklar arı kovanı gibi uğulduyor. Başını ne yöne çevirsen apartman, nereye baksan beton. İnsanlar sabahın köründe işe gidip akşam karanlığında dönüyor. Yemek, televizyon derken, hoop yatağa. Bir çift kelâm edemiyorlar. Bire giden Ali, eve girer girmez ekmek arası bir şeyler yedikten sonra, koltukta dedesiyle ninesinin arasına oturmak isteyince mutfaktaki annesinin tiz sesiyle irkiliyor: "Alii, hemen ödevlerinin başına!"

Dedesinin yüzüne hüzünle bakan Ali, "Tamam, annee." diyor, masasının başına geçiyor ve ödevlerini pofurdayarak yapmaya başlıyor. Mehmet Emmi ile Fatma ninenin birbirine bakışında tuhaf bir burukluk. El kadar sabi bir saat ders çalışıyor, ardından, "Hadi bakalım, doğru odana. Hemen yat, uyu." Torunu kaçamak sevmek öyle koyuyor ki onlara...

Mehmet Emmi elli yıldır bağdaş kurarak yemeğini yiyor; masada duran bıçak ve çatalı -kendisi gibi- kullanamayan Fatma'ya yan gözlerle bakıp bıyık altından gülüyor. Şu gelin her zaman mı böyle soğuk nevale? Kocası işte, oğlu okuldayken, kendisi gün boyu ya mutfakta veya elinde örgü televizyonun karşısında. Bankacı oğul, akşam kumanda nöbetini devralarak yarı kapalı gözleri televizyonda, yarım ağızla soruyor: "E baba, daha ne var ne yok kasabada?" Cevabını merak etmediği ne kadar belli. "Fikret Almanya Almanya deyip duruyordu, n'oldu o iş?" İstanbul'un çirkin yüzüne dayanamıyorlar, haftasına kalmadan soluğu kasabada alıyorlar.

Eşeğinden iner inmez onu bir ağaca bağlayan Mehmet Emmi, yere serdiği heybe üzerinde öğleyi kılıp oğulları ve Ali'si için dua etti. Sonra, kalkıp sağda solda kurumuş dalları aramaya başladı. Etrafta farklı kuşların birbirinden ayrı sesleri. Aralarında Ali'nin sesi de var sanki: "Dede, ormanda hangi hayvanlar var?" "Va işte hee bi şeyden oğlum, ne bilem ben! Kuşlaa vaa, böceklee vaa, yaz gelince tavşanlaa, yılanlaa, ne araasan." "Ne güzel!" diyor, "Tıpkı masallardaki gibi."

Bankacı oğul ile karısı, Ali'yi bırakıp vilâyete geziye gittikleri günün akşamında masallar... Avluda, kerevetin üstünde, başı dedesinin dizinde, gözü yıldızlarda olan Ali'ye anlatılan birbirinden güzel masallar... Bir rüyâ ikliminde dolaşan Ali'nin masal sonunu bekleyemeden yumulan minicik gözleri... Yanlarına gelen Fatma'ya, "Uyudu." diyor Mehmet Emmi. "Oyy, kuzuum!" diyor ninesi. "Hele şuna bak, tıpkı babasının güçük hâli." İkisi de -gözler dalgın- uzun uzun, doya doya bakıyorlar Ali'ye. Fatma'nın gözünde yaş. "Fikret de buuda olaydı şinci..." Mehmet Emmi cigarasını hışımla küllüğe bastırıyor. "Başlama yine Fatma, hazıı mı şunun yatağı?" diye soruyor ve kalkıyor, kucağında kuş kadar Ali.

Topladığı bir kucak odunu sıkıca bağlayan Mehmet Emmi onu eşeğin yanına taşırken ağaçların arasından gökyüzüne yeniden bakıyor. "Acele etmeli..."

"Anne bana, acele bir bavul hazırla!" "Hayııdır oğul, n'oluyo?" demeye imkan bırakmadan terli telâşını sürdürüyor küçük oğul. "Bi fıısat çıktı kaaşıma anne, acele etmezsem kaçırırım, kölen olayım acele et gaari! Hemen çıkmalıyım!" "Çık bakalım. Babanın elini bile öpmeden. Sade bi ‘Bubama selâm söyle.' Abin İstanbullaada, sen Alamanyalaada. Kaçak. Ananız babanız kalsın buralaada bi köroğlu, bi ayvaz. Dönüp bakan olmaz. Atla trene, git bakalım."

Ayağının altında çatırdayan bir dal. Gök gürlemesi. "Odun kümelerini denkleştiimeli... Az daha toplayem." İlk yağmur tanesi tam boynuna düşünce irkildi. "Ha gaaret, az kaldı."

Bankacı oğul, eşi arabaya bindikten sonra, avluda annesinin eline biraz para sıkıştırıyor. Fatma'nın öbür elinde bir sürahi su. Çıkıyorlar. Babasının da elini öpüp vedalaşıyor. Araba uzaklaşıyor. Ali arabanın arka camından dedesi ve ninesine hüzünle el sallıyor. Yaşlıların yüreğinden bir şeyler kopuyor. Fatma, arkalarından gözyaşları ile sürahiyi döküyor.

Yağmur tıpırtıları birden her bir yanı sardı. "Eyvah! Hemen topaalanmalı!" İkinci kucağı da bağladı. Kendisi gibi ıslanmaya başlayan eşeği çökertip her kucağı bir yanına koydu, bağladı. Kendisi semere oturunca da eşeği dehledi, hayvan zorlukla ayaklandı. Yağmur hızını artırdı. Gökte ardı ardına patlamalar. Hava daha da karardı. "Hay Allah, yakalandık rahmete!" Eşek, sahibinin emrini bekliyor gibi duruyordu. "N'apsak şinci? Şu ağacın altına girip beklesek mi? Allah vere de erken duusa mübarek!" Eşeğini ağacın altına sürdü. Beklemeye koyuldu. Yerdeki çam iğneleri, yapraklar, kozalaklar sürüklenmeye başladı. "Tüü, coştu mübarek!" Yağmur yavaşlayacağına hızlanıyordu. "Bu ne gürültü ya Rabbi!

Mehmet Emmi korktu mu ne? Islanınca daha da üşümeye başladı. "N'etmeli Allah'ım? Belli ki durmaycek rahmet. Tevekkül edip çıkalım. Emektarı koştuusak akşam ezanına kalmadan varırız kasabaya." Başka çâre yoktu. "Haydi, bismillah!" Hayvanın karnını topukladı. Nallı ayaklar ıslak ve eğimli zeminde kayıyordu. Güçlükle toprak yola inebildiler. Vıcıklaşan yolda eşek, ayakları çamura bata çıka yürüyordu. Yük ağır galiba. Mehmet Emmi'nin aklına bir şey geldi. "Böyle olmaycek, odunu bi yere saklayem, yarın gelir alırım." Hemen kaydı eşeğin sırtından. Odunları geriye kaydırıp iki kucağı birbirinden ayırdı. Zorlanarak taşıyıp bir ağacın yanındaki çalılığın arasına sakladı. Şiddetli yağmur altında nereye koyduğunu aklında tutmaya çalıştı. Birden kendine kızdı. "Altın mı saklıyon mübarek, alt tarafı biraz odun."

Eşek masum masum bekliyordu, başı eğik. Mehmet Emmi heybeyi kendi sırtına serdi. "Hah, iyi oldu!" Çarçabuk bindi tekrar eşeğe. Yola koyuldular. Uzun süredir böyle yağmur görmemişti. Sol taraftaki yokuştan akan bulanık yağmur suları, sağ taraftaki uçuruma dökülüyor, dağın dibinden derin ve ürkünç bir uğultu geliyordu. Solda kesilip bırakılmış uzun bir ağaç kütüğü, yamaçtan akan yağmur sularını bir tarafa yönlendiriyor, biraz ileride yoldan neredeyse bir şelale akıyordu. Nasıl geçeceklerdi bu suların içinden? Mehmet Emmi eşeği durdurdu. Önlerinde akan diz boyu akıntıya baktı. Eşeği hızlı hızlı yürütse geçebilirler miydi? Ya ürkerse hayvancağız. "Hadi bakem Mehmet Emmi, deveye hendeği atlat da görelim." Bir cigara da saramazdı şimdi. Ne yapmalıydı? Bekleyemezsin, beklenecek gibi değil; saklanamazsın, ağaç dalları dışında seni koruyacak bir sığınak yok; yol da kapalı gibi bir şey. Midedeki şu sızı açlıktan mı? "Fatma ocağın başında mıdır şinci, camda kaygılı mı?" Durmanın vakti değil. "Ya Allah!" deyip eşeğini "Deh, deh!" ile koşturmaya çalıştı. Eşeğin dizleri yolu kesen akıntıya değer değmez ayaklarının altındaki toprak kaydı. İkisi de kayan toprak yığınının ve sel sularının içinde yuvarlanmaya başladılar. Eşeğinin tiz anırtısı kendi iniltisine karıştı.

Yardan aşağı sürüklenince Mehmet Emmi, ağzına giren çamurlu suyu fark etti. Kulaklarında duraksız bir gürültü uğulduyor, aşağı kayarken sırtı çam gövdelerine çarpıyor ama dik yokuşta suların arasında hiç durmadan kayıyordu. Ölmek bu muydu? Dünün masmavi, bugünün kurşunî gökyüzünü son defa gördükten sonra, en aşağıda, akan bulanık suyun dibinde bir çalılığa takıldı. Ağzı, burnu, gözleri, kulakları ve sonunda ciğerleri çamurlu suyla dolarken ve bir çam gövdesine çarpan külahsız başı oluk oluk kanarken içinden sadece şu iki düşünce geçiyordu: Fıkara Fatma, kocasının ölüsünü bu çamur vadisinde bulabilecek, minik Ali, dedesinin mezarına gelip ona bir Fatiha okuyabilecek miydi?

 Abdürrahim ELVEREN

[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.032


View Profile
Re: Topraktan Gelip Çamura
« Posted on: 19 Nisan 2019, 17:18:58 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Topraktan Gelip Çamura rüya tabiri,Topraktan Gelip Çamura mekke canlı, Topraktan Gelip Çamura kabe canlı yayın, Topraktan Gelip Çamura Üç boyutlu kuran oku Topraktan Gelip Çamura kuran ı kerim, Topraktan Gelip Çamura peygamber kıssaları,Topraktan Gelip Çamura ilitam ders soruları, Topraktan Gelip Çamuraönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &