ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum >  ๑۩۞۩๑ Eğlence Dünyası ๑۩۞۩๑ > Çoçukların Dünyası > Dini Hikayeler > Şimdilik
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Şimdilik  (Okunma Sayısı 472 defa)
19 Mayıs 2010, 17:08:00
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« : 19 Mayıs 2010, 17:08:00 »



Şimdilik

Aradan birkaç gün geçti. İsmail iyice sessizleşmişti. Bazen kendini tutamıyor, bir köşeye çekilip sessizce ağlıyordu. Yine böyle duygulu bir anında annesine görünmek istemedi ve dışarı çıktı.

Her sabah olduğu gibi yine erkenden kalktı. Soğuk suyu yüzüne çarparken dudakları kıpır kıpırdı. İçinden bir şeyler mırıldandığı belliydi. Buz gibi su, kollarına dökülürken tütsü tütsü buharlaşıyordu.

Dışarıda gri bir aydınlık vardı. Camlar, dışarının soğuğundan buzlanmıştı. Abdülkadir Bey, yüzünü havluyla silerken, yan oda kapısının usulca aralandığını fark etti. Önce etrafta kimseleri göremedi. İyice baktığında oğlu İsmail’i kendisini mahmur gözlerle seyreder gördü. Yüzünde hafif bir tebessüm belirdi. Kollarını kurulayarak oğlunun yanına yaklaştı. Hafiften uzamaya başlayan siyah saçlarını parmaklarıyla araladı, sonra havluyu İsmail’in omuzlarına bıraktı. Dizlerini kırıp çömeldiğinde nerdeyse aynı boya geldiler. Oğlunun durgun bakışları yüreğini burktuysa da belli etmemeye çalıştı.

- Evlat, senin canın bir şeylere mi sıkıldı? Ne oldu, söyle bakayım.
İsmail, önce bakışlarını kaçırdı. Konuşmak istemedi; ama babasının ısrarcı olduğunu görünce mırıltıya benzer bir sesle:
- Yine mi gidiyorsun?
- Akşam konuşmuştuk ya oğlum. Hani anlaşmıştık.
- Olsun, yine de gitme!
- Ama biliyorsun, gitmem lazım.
- Ne zamana kadar böyle gideceksin?
- Biraz rahatlayıncaya kadar, yani şimdilik... Hava çok soğuk, üşüyeceksin. Gel seni yatağına yatırayım.

Kucaklayıp oğlunu yatağına götürdü. Yorganla bir güzel örttü üzerini; ama odasından da çıkmadı. İsmail, şimdi uzandığı yerden babasının bütün hareketlerini görebiliyordu. Ellerini, hafif çıkkın göbeğinin üzerinde bağlamasını, dudağını kıpırdatırken bıyıklarının yukarı aşağı oynamasını, seccadenin üzerine eğilip eğilip kalkmasını… Büyük bir sükûnetle seyrediyor, bundan da ayrı bir mutluluk duyuyordu.

Mutluluğunda bile bir burukluk vardı; çünkü o az sonra evden çıkıp, diğer amcalarla beraber uzaklara; kendisinin bilmediği bir yerlere gidecekti. Keşke beraber gidebilseydi; ama “Hava kış, ne olur ne olmaz.” demişti babası.

Dokuz yaşında değil de keşke biraz daha büyük olsaydı. Belki o zaman beraber gidebilirdi. Ne güzel olurdu karların içinde arabayla gitmek…

Babası, İhsan Amcası, Necmi Amcası hep beraberken ne güzel şeyler konuşurlardı. Onları dinlerken hiç sesini çıkartmaz ve anlattıklarını can kulağıyla dinlerdi. “Yollar kötü!” demişti babası ama onun öyle bir korkusu yoktu zaten. Bir sıkıntıya düşerlerse, babası ne yapar eder kurtarırdı kendilerini.

Beraberlerinde gitse belki kendisinin de onlara yardımı dokunurdu. Yanına gidecekleri o uzaktaki amcalara okullarının çok güzel olduğunu, içinde çok iyi insanların bulunduğunu, babasının ve diğer arkadaşlarının geceli gündüzlü çalıştıklarını ama yine de büyük sıkıntılar içinde olduklarını bir solukta anlatırdı. İnanmazlarsa arkadaşlarını da şahit gösterirdi. Hem niye inanmayacaklardı ki! Ama babası götürmüyordu işte…
- İsmail! İsmail, oğlum hadi uyan artık!

Annesi, belli ki sofrayı hazırlamış, kendisini çağırıyordu. Gözleri babasını aradı, göremeyince içini bir hüzün dalgası kapladı. Garip bir sıkıntıydı bu. Yürek yanması gibi bir şey...

Belki babam gitmemiştir diye bir ümit belirdi içinde. Hemen yataktan çıkıp, mutfağa koştu; ama yoktu. Gitmişti…

Kahvaltıya oturunca daha da durgunlaştı. Gözleri zeytini de reçeli de görmüyordu. Hatta çok sevdiği haşlanmış yumurtayı bile… Öyle dalıp dalıp uzaklara gitmesi annesinin dikkatinden kaçmadı.
- Bir şey mi oldu oğlum?

Çatalı tepsiye bıraktı. Babasınınki gibi kalın, siyah kaşlarını birbirine yaklaştırdı.

- Babamı evden çıkarken göremedim bu sabah. Hem bu defa beni öpmedi de.

- Olur mu oğlum, seni uyandırmak istemedi. Yanağından öptü. Kapıdan çıkacakken “Daha şimdiden özledim keratayı!” deyip döndü, bir daha öptü.

Duydukları hoşuna gitti, gözleri parladı. Fakat az sonra yine durgunlaştı. Annesinin kendisine acıyarak baktığını fark etmedi bile. Dışarısı kaç günden beri durmaksızın yağan bembeyaz karlarla örtülüydü. Günlerdir bulutların arkasına gizlenen güneş, bugün bir yolunu bulup, yüzünü nihayet gösterebilmişti.

Vakit öğleye yaklaşmıştı ki dış kapının zili çaldı. İsmail, sesi duyar duymaz: “Ben bakarım.” deyip kapıya koştu. Mahalle arkadaşı Macit, kıpkırmızı tombul yanaklarıyla kapıda bekliyordu...

Annesinden izin koparması bu kez hiç zor olmadı. Her şeyi unutup Macit’le beraber dışarı çıktılar.

Kuşlar ince, beyaz bir çizgi gibi uzanan ağaç dalları üzerinde bir o yana bir bu yana uçuşuyordu.

Yanlarına bir iki kişi daha alıp, hemen yan taraftaki boş bir arsaya geçtiler. Ne yapacaklarını biliyorlardı. Hem böyle havada başka ne yapılabilirdi ki?

Bacalardan dumanlar, ince ince süzülüp yükseliyordu. Pamuk gibi yumuşacık karlardan kolları arasına doldurup orta yere taşımaya başladılar.

O ara, kanat çırpıp havalanan başka kuşların sesi geldi kulaklarına. Sesin geldiği tarafa dönüp merakla baktılar. Az ilerdeki damın üzerinde Beleş Hüseyin ıslıklar çalıp, ucu bez bağlı sopayla güvercinlerini uçuruyordu. Âhenkle çaldığı ıslığından bile Beleş Hüseyin’in mutluluğu belli oluyordu.

Zaten insan ancak sevdikleriyle beraberken böyle sevinçli olabilirdi? Belli ki o da güvercinlerini çok seviyordu. Onlar yükseldikçe kendi başı bulutlara değiyormuş gibi heyecanlanıyordu.

Bir sürü güvercin, önce göğe doğru yükselip, uzaklaştı. Sonra, yarım çember çizerek yuvalarına doğru sert bir dönüş yaptılar. Yuvalarına yaklaştıklarında, bez bağlı sopa tekrar sallanmaya başladı. Yine uzaklaştılar. Birkaç kez tekrar etti bu gidiş gelişleri. Güvercinler her seferinde, alçalarak üzerlerinden geçiyordu.
Şimdi kar toplamayı bırakmış, güvercinleri gözlerini kısarak hayranlıkla seyrediyorlardı.

Bu güzel kuşlara sahip olduğu için Beleş Hüseyin’i kıskanıyorlardı. Ama o işin hep hilesindeydi. Güvercinlerini öyle eğitiyordu ki rastladıkları diğer güvercinleri yanlarında getiriyorlardı. Hüseyin de yeni güvercinlere beleşten sahip çıkıyordu… İsmail, güvercinleri seyrederken; “Kuş olmak ne güzel şey...” diye düşündü. Kim bilir ne hoştur gökte özgürce kanat çırpmak. Bulutlara kadar yükselip yükselip alçalmak…

Bir uçsa, mahalledeki bütün çocukları gökyüzünden görürdü o zaman. Yoldaki arabaları takip ederdi. Hem kaç defa babasıyla beraber niyetlendikleri; ama her defasında da gidemedikleri baraj gölüne iki kanat çırpışta süzülür giderdi…

İsmail, arkadaşlarıyla beraber gibi görünse de aslında çok uzaklardaydı. Öyle dalmıştı ki, Ömer kolundan çekiştirince ancak kendine gelebildi.

- Kardan adamın gövdesi tamam, hadi şimdi de kafası için kar toplayalım.

İsmail onun bu sözlerine cevap bile vermedi. Ara ara gökyüzüne bakmaya devam etti. Belki kuş olamayacağını anlamasından, belki de üşümüş olmasından, bakışlarını karların üzerinde bir yere sabitleyerek solgunca düşünmeye başladı. Artık bu oyundan iştahı kaçmıştı.

Kardan adama acıyarak baktı. O da hep aynı yerde kalacak, hiçbir zaman kuşlar gibi uzaklara gidemeyecekti. Hep buralarda durup, yalnızlık ve soğukla beslenecekti. Ne acı…
Az sonra Ömer’le göz göze geldi. Mırıltı hâlinde:

- Ben eve gidiyorum.
- Daha kardan adam bitmedi ki?
- Ayakkabıma yine su geçti, hem çok üşüdüm.
- Hani baban sana yeni bir bot, yeni bir kaban alacaktı ya?

İsmail, bir müddet öyle durdu, sonra başını yavaşça kaldırdı. İçinde büyük ümitler barındıran bir yürek kararlılığıyla:

- Alamadı şimdilik! Ama olsun yakında alacak! Babam öyle dedi.
Sebebini bilmiyordu ama sabahki sıkıntı hâlâ yüreğindeydi, hatta şimdi daha da büyümüştü. Birileri onu göğsünden sarmalamış, sıkıştırıyormuş hissine kapıldı. Ayakları, parmakları öyle üşüyordu ki dizlerinde hafiften bir titreme hissetti…

Eve yaklaştığında dışarıda bir hareketlenmenin olduğunu gördü. Kapı önünde çokça ayakkabı vardı. Merakı iyiden iyiye artmıştı. İçeri girdiğinde, bakışlar üzerine döndü. Her zamankinden değişik bir ilgi vardı kendisine. Kimi sarıyor, kimi öpüyor, kimi de yumuşacık saçlarını tutuyor, okşuyordu.

Ne olduğunu hâlâ anlayamamıştı; ama karşısındaki hüzünlü bakışları gördükçe içindeki sıkıntı daha da artıyordu. Bir tuhaflık vardı ama ne? Kimse de bir şey söylemiyordu ki!

Gözleri annesini aradı. O da yoktu. Sonunda öbür odada bitkin bir vaziyette otururken buldu onu. Hâlsizleşmiş, gözleri kıpkırmızı olmuştu. Geldiğini görünce bakışları bir an canlanıverdi. Uzun zamandır oğlundan ayrıymış gibi boynuna sarılıp, göğsüne bastırdı. Ağladı, ağladı, ağladı… Nedenini bilmiyordu ama artık İsmail de ağlıyordu…

Geçen her dakika kalabalık daha da arttı. Dedesi, ninesi, teyzeleri hepsi gelmişlerdi. Sonunda en sevdiği teyzesi Nezahat; insanların fânî olduklarını, ölümün aslında yeni bir hayatın başlangıcı olduğunu anlatmaya çalıştı. Hepsini biliyordu zaten İsmail; fakat kazayı bilmiyordu. Ancak bu konuşmalardan sonra babasının başına geleni öğrenebildi…

Aradan birkaç gün geçti. İsmail iyice sessizleşmişti. Bazen kendini tutamıyor, bir köşeye çekilip sessizce ağlıyordu. Yine böyle duygulu bir anında annesine görünmek istemedi ve dışarı çıktı. Arkadaşı Macit de yanına geliyormuş. Kapı önünde karşılaştılar. İsmail’in kızaran gözlerini görünce bir an durakladı. Onun da içini bir hüzün dalgası kapladı. Küçük gibi görünen kocaman yürekleriyle bir süre öylece bakıştılar.

- Biliyorum üzgünsün, diye söze başladı Macit. Babanı çok severdin. Artık onu göremeyeceksin değil mi?

İsmail, küçücük yumruklarıyla gözlerini ovuşturdu. Derin bir nefes alarak Macit’e baktı. Aynı soruyu annesine sorduğunda aldığı cevabı hatırladı. Bakışların...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.034


View Profile
Re: Şimdilik
« Posted on: 20 Temmuz 2019, 23:17:43 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Şimdilik rüya tabiri,Şimdilik mekke canlı, Şimdilik kabe canlı yayın, Şimdilik Üç boyutlu kuran oku Şimdilik kuran ı kerim, Şimdilik peygamber kıssaları,Şimdilik ilitam ders soruları, Şimdilik önlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &