ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum >  ๑۩۞۩๑ Eğlence Dünyası ๑۩۞۩๑ > Çoçukların Dünyası > Dini Hikayeler > Şehir
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Şehir  (Okunma Sayısı 589 defa)
19 Mayıs 2010, 18:12:30
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« : 19 Mayıs 2010, 18:12:30 »



Şehir

Bir şeyler yanlış gitmiş buralarda, öyle değildi evvelinde bu şehir. Bu şehir bir emanetti. Bu şehir bir müjdeydi on dört asır evvelinden söylenmiş.

Bu şehre adım attığından beri, başı dönüp duruyordu. Dolanıyordu. Oradan oraya. Adımları bazen hızlı, bazen yavaş. Baş dönmeleri de öyle. Memleketinden hiç bu kadar ayrı kalmamıştı. Gurbeti, batıda günbatımlarında, kızıla çalmış denizi seyrederken daha bir iyi anlıyordu. Yürürken sûretlere takıldı bakışları. Çevresinde görmeye alışık olduğu suretler değildi bunlar. Maskeli baloların olmazsa olmaz sûretleri caddelerden biteviye akıyordu.

Hangisi gerçekti? Kimilerinin dili dağ gibi olmuş, kimilerininki yılan gibi çatal çatal. Gözlerde mil, öylece dolaşılıyor. Upuzun bakırdan tırnaklarıyla vücudunu paralayanlar var, kimseye aldırmıyorlar işlerini yaparken. Haz alıyorlar yaptıklarından. Dükkânlarının kapısına yaslanmış ya da iskemlesine oturan esnafların ağızlarından kan damlıyor. Kan damlayan ağızlarda insan etleri çiğneniyor. Pirinç musluklarda içlerinin yangınını söndürmek isteyenler, içtiklerinin irin olduğunu fark edemiyorlar. Musluklar irin akıyor.

Oysa, çocukların ve alnında efsunlu ışıltının olduğu insanların ağzını dayadığı musluklardan kar suyu berraklığında soğuk sular akıyor. Hâsılı bu hâliyle bir başka görünüyor şehir. Gördüklerinin rüya olmasını istiyor adam.

Bütün bu gördüklerim ürperten bir kâbusun parçası olmalı. Uyanmalıyım. Biri beni dürtüp uyandırmalı. Tahammül damarım çatlayacak yoksa. Bir el uzansın uykularıma.

Uyanmıyor adam. Ölümün küçük kardeşinde yaşananlar değil çünkü yaşadıkları. Akıp giden bir ırmağın içinde gibi yaşıyor. Karşı koymakta zorlanıyor. Irmak akıyor, durmak bilmiyor, adam dolanıyor. Adresini arıyor adam.

Burada mahlûkatın bir yanlışı var, belli. Yoksa ben mi yanlış biliyorum! Oysa bilgim, okundukça yenilenen kitaplara dayalı.
Gecenin ilerleyen vakti… Elinde buruşmuş bir adres kâğıdı. Yerini yurdunu bulamamaktan, ortada kalmaktan korkuyor adam. Gece bekçilerine soruyor. Bekçiler adres bilmiyor. Bekçiler nereyi ve kimleri beklediklerinin farkında değiller. Bekçilerin gözlerinde flû bir hazzın raksı dalgalanıyor. Belediye işçileri ortasından iki demir hattın geçtiği, kesme taş döşemeli caddeyi yıkıyorlar. Gecenin ve günahın tortusunu temizlemek istercesine, ha bire uğraşıyorlar.
Caddeler, şahitlik ettiklerinin yükünü taşımakta zorlanıyor. Oysa cadde, hiçbir zaman emaneti yüklenmekten korkan bir dağ olmadı. Kirlenmiş insan suretleri yerlerde sere serpe. İçi burkuluyor adamın. İçinde yangınlar alazlanıyor.

Bu şehrin en çok da temizlikçileri çalışıyor olmalı.

Geceyi hiç sevmeyenler var. Gece bitsin, bir an evvel gün doğsun istiyorlar. Banklarda yatanlar, karanlığın ortasında sıcak bir aydınlık arıyorlar. Bankamatik gişeleri tek odalı evlere dönmüş. Kartondan döşekler, gazete kâğıdından yorganlar. Bir adım ötesi, bir saat sonrası olmayan insanların terk ettiği evlerde, annelerin yüreklerinde ateş yalımı acılar ve özlemler var. Öte yandan; bol yıldızlı oteller… Bir anlık zevke binler zamanların feda edildiği, altın kâsede zehirli bal şerbeti sunulan saraylar... Terk edilmişliği en çok kadınlar yaşamaktadır. Terk edilmişlik duygusu kadına hiç yakışmamaktadır.

Bir şeyler yanlış gitmiş buralarda, öyle değildi evvelinde bu şehir. Bu şehir bir emanetti. Bu şehir bir müjdeydi on dört asır evvelinden söylenmiş.

Bir ân evvel bulmalıyım adresimi. Yoksa beynimi kusacağım. Bu adres limanım. Sükûnete ermeliyim. Yüzlerinde mazinin izi, alınlarında geçmişin ve geleceğin efsunlu ışıltısı parıldayan dostlarıma kavuşmalıyım. Ben bu şehre kaçarak gelmedim. Otogarda otobüsten ürkek ürkek inen gençlerle bir olup gelmedim. Ardımdan ağlayan bir anne bırakmadım kenar mahalle evinde. Eşim beni Allah’a emanet ol diyerek uğurladı.

Adam şaşkındı. Aradığını hâlâ bulamamıştı. Etrafına bakınarak yürüyordu. Işıklar gözlerini aldı. Gümbürtülü sesler kulaklarında çınlamaya sebep oldu. Ejderha ağzı mekânlarda kendini kaybeden olmaktan korktu.

Doğuyu kaybetti, yönünü kaybetti. Güneşin batıdan doğmasından korktu. İlk defa karaltılı gecelerde annesinden öğrendiği duaları okudu. Titreyen dudakları, göz seğirmesini andırdı. Okudu, okudu. İçi duruldu. Kalbine koca gök sığdı, denizler dağlar sığdı. Sabah ezanları okunmaya başladı. Şeytanlar kulaklarını bastıra bastıra kaçtılar. Günah ertelendi ezan sesinde, belki de terk edildi. Belediye işçilerinin suyla yıkadığı caddeler bir de ezanla arındı. Ve gökte tam bir şeytan vurulması yaşandı.

İsmail’di değil mi şeytanı ilk taşlayan!

Başını göğe çevirdi. Baktıkça başı döndü adamın. Hangi vakitte yapılmıştı ilkin yüksek binalar. Ve hangi zamanın işaretçisiydi? Düşündü.

Bir Firavun, Musa’ya inat olsun diye, Tanrı’yı(!) vurmak için mi yapar yüksek yapıyı?
***

Adam sonunda buldu aradığı adresi. Dostlar meclisine katıldı. Hürmet gördü, hatırı sayıldı. Kırk yıllık dost gibi bağra basıldı. Sevindi, hem öyle bir sevindi ki, çöl yolculuğu bitimini yaşadı, suya kandı. Zifiri karanlık sonrasının ışıltılı sabahına vardı. Soğuk karlı dağları yaşadı, ateşe ulaştı. Baş dönmesi durdu. İçindeki dalga dindi. Kendi oldu, aslına döndü. Yönünü bildi, kalbin doğusuna yöneldi. Yüzünü yıkarken gözlerinin kiri akıp gitti. Kulaklarını yıkarken şahit olduklarının pası silindi. Ayaklarını yıkarken dolaştığı yerlerin zift karasından arındı.

Zaman ırmağı âsude akıyordu şimdi bulunduğu mekânda. Açık pencereden içeri giren serin sabah esintisi, salkım söğütlerin ıslak serinliğiyle dokunuyordu tenine. Bütün müzikler sustu. Köyünün yaylalarında serazat uçan kekliklerin, arı kuşlarının, bülbüllerin sesi kapladı içini.

Aradığını bulmuştu. Kendi önden gelmişti. Arkadan gelecekler için yol açmıştı. Onları bekleyecekti. Öğrenmişti ya yolu, onlar düşe kalka dolaşmasınlar diye şehri, baş dönmesine, kalb tutulmasına uğramasınlar diye kendi gibi, yolu bir iyice öğrenmek için önden gelmişti.

Heybelerinde kaygıyı ve terk etmişliği değil, aşkın ve sevdanın, ümidin ve müjdenin yükünü taşıyanlar geleceklerdi sonra. Adam onlar için önden gelmişti. Onlar, şehrin yüreğine yüreğine yürüyecekler ayağı ve alnı beyaz sekili toy atlar gibi. Şehir onları bekliyor. Şehir onların cenneti. Şehir onlarla güzel.

 Osman ALAGÖZ

[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.034


View Profile
Re: Şehir
« Posted on: 19 Temmuz 2019, 19:55:34 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Şehir rüya tabiri,Şehir mekke canlı, Şehir kabe canlı yayın, Şehir Üç boyutlu kuran oku Şehir kuran ı kerim, Şehir peygamber kıssaları,Şehir ilitam ders soruları, Şehir önlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &