ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum >  ๑۩۞۩๑ Eğlence Dünyası ๑۩۞۩๑ > Çoçukların Dünyası > Dini Hikayeler > Dönemeç
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Dönemeç  (Okunma Sayısı 819 defa)
19 Mayıs 2010, 18:28:08
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« : 19 Mayıs 2010, 18:28:08 »



Dönemeç

Yürüyordu. Yol olabildiğince sisliydi ve bulutlar gürültüden dem vuruyordu. Kalb tenhada kendisiyle buluşmayı başaramamıştı. Rüyasına bir parça nefes girmese, idare edemeyecek ve bir başına kalacağına hükmedecekti. Neyse ki, her gün ayrı bir aşk; her aşk ayrı bir hüzün kapısı oluyordu. Dahası, girdiği bu koridorlarda ne kadar yol alabileceğini bilmesi imkânsızdı. Bir karalama olarak düşündüğü gençliğin, aslında altın harflerle yazılması gerektiğini ne zaman idrak edeceğini kestiremiyordu. Hâline her baktığında bir nedâmet bin nedâmete dönüşüveriyordu. Ne var ki, Rabbinin emirlerinin birer pusula olacağı günlerin intizârı gönlüne düşen tek ak güvercin oluyordu. Hayatın karelerine yeni manzaralar ekleyerek karışık yoluna devam ediyordu. Korkuyordu hayata dokunmaktan.

Alışıyordu. Bir şeye alışmak başka bir şeyi unutmak demek oluyordu. Devran durdukça değil, yolculuk oldukça o da olacak, gam ve keder, sevinç ve huzur çarpışmaya devam edecekti. Yola devam etmenin yol ile barışık olmaktan çok başka bir şey olduğunu düşünüyordu. Barışık olmak, adapte olmaktı. Sükûttu. Kabullenmeydi. Bunlar içinin sesini kesen marşlardı. En çok kendine doğru yürürken bunları yüksek sesle söylüyordu. En büyük kavgası kendiyleydi.

Üşüyordu çünkü günahlarını örtmede maharetli değildi. Ayrıca açlığı konusunda tüm sorumluluklarıyla beraber sâbit bir kanaat içinde yer almadaydı. Bu açlığını bir yolculuğa çıktığında daha çok hissediyordu. Belki de işi, eşi vesaire ile ilgili tüm alâkalar arkada kaldıkça gerçek hisler daha çok öne çıkıyordu. Ya da bedenî bir yorgunluk olmadığı için ruhî yorgunluklar tek başlarına hareket alanı bulduklarından zihnî acı daha da büyüyordu. İnsanın tabiatı mıydı? İki yönlü mûcizevî bir yaratılışa sahip olduğunu biliyordu. Üstelik iki yön de ihmâle gelmiyordu. Hangisi ihmâl edildiyse, bir süre sonra acı faturalar art arda gelmeye başlıyordu. İnsan kabuğunu kırmalıydı. Varlığa ruh katana akıtmalıydı menfezlerini. Durulmalıydı. Durulamalıydı. İhmâle gelmez yönlerimle hesabımı kitabımı yapmalıyım diye düşünüyordu.

İki kanadına takılan âletlerin bakımlarını mutad yapmalıydı. Birine aşırı yüklendiğinde diğerinden sızan damlaların ileride neye mal olabileceğini hesap etmeliydi. Veya birisini daha çok ihmâl ettiğinde...

"Bir yanım hep yangın yarası. Çünkü mideme yayılan düşkünlüğümü kalbime doğrultamadım." dedi. Ardından masanın üstünde sessiz duran kaleme hitaben; "Sende mi görevini aksatıyorsun, sende mi yalnızca bir yönüyle..." demek geldi içinden. Oysa aynı durum kalem için geçerli değildi. Çünkü kalem dikti ve var oluşu itibariyle de hep böyle dimdik olmuş, vazifesini de iyice yapmıştı.

Dört başı mâmur yaratıldığı geldi aklına. Ne kıymeti var, kıymeti bilinmedikten sonra varlığın, hayatın, havanın... Oysa kuşkusu yoktu ki, mâmur ve mûtad verilen cihazların vedia olduğunu ve bir gün bu emanetin geri isteneceğini ve emanete hıyanet varsa bunun hesabının sorulacağını... Hâlbuki yüzüne düşen bir kan lekesini bile tereddütsüz tedavi ettiriyordu. Bu, çelişkili bir zaaftı belki. Doğru değildi bir yanını hep bir yerlerde eğrelti tutmak.

Bir iç savaş yaşıyordu besbelli. Bundan duyduğu yorgunluğu anlatmak istiyordu; ama bunu anlatması yetmiyordu. Muhârebenin alanı olmak, savaşmak ve savaşa sebep olmak yormuştu. Usta bir savaşçı olmadığını iyi biliyordu. Ancak usta bir uzlaşmacı da değildi. Kim bilir her gün her gün yüzlerce hatadan dolayı, içinde savaş sebebi beslediğini bir gün anlayabilecek miydi merak ediyordu. Kırılan onca kalbin yarasına nasıl merhem olabilirdi. Yapılan dedikoduların ağırlığıyla yol almak ne kadar hız katabilirdi güzergâhına. Bunların ötesinde kimin ne kadar hakkı vardı üzerinde, hiç düşünmüş müydü. Düşünmeden söylenen sözlerin, gereksiz yapılan şakaların, yanlış yer ve zamanda yapılan hitapların, hoş ve boş sohbetlerle öldürülen altın zamanların, uykuların, yemeklerin, gezmelerin ve daha bir sürü gereksiz işin neye mal olduğunu zamanın geri getirilemez olduğu kâidesinin attığı tokatla iyiden iyiye düşünmeye başlamıştı galiba.

Bir gün imtihân kâğıtlarının gözünün önünde okunacağını düşündü. Yeni çıkmış simsiyah saçları beyazlayıvermişti âniden. Âniden yani otuz üç yıl içinde. Âniden yani o anda. Ne kıymeti vardı ki, otuz üçün ya da yüzün ya da binin dergâh-ı penâhîde. Değerin zamanla değil, nitelikle ölçüldüğü bir dergâh ise hele... Dünya bir ândı çünkü. El hak, o ân bu ândı.

Bir iç çekti... İçinden sökülüp çıkacak gibi oldu ciğerleri. Dumanın arasından pişmanlık kokuları çıkıyordu. Elektronlara gizlenmiş pişmanlıklar. Bir an bunların sermaye sayılabileceğini düşündü. Ancak içi rahat değildi. Ya işe yaramazsa dedi kendi kendine...

İçinde kırdırılmışlıkların, kandırılmışlıkların, hayhuyların gizlendiğini düşününce uzadı sıkıntıları. Boşuna çiğnediği etlerin haddi hesabı yoktu iç çekişinde. Parça parça bölündüğünü hissediyordu. Ağır ağır öldüğünü... Aldanmışlığını nefsine karşı kaybettiği bir savaş olarak düşünüyordu.

İnsan aldanmış mıydı gerçekten, korkunçtu. Ya tamir ve tedavi zamanı bulamazsa diye düşündü. Ürperti içinde. Aldanmak, bir bakıma kaybetmeye başlamaktı. Bir ah daha çekti... Gökler titremeye başlamıştı. Bir ah daha... Gözler kapatan...

Peyderpey aynalar doğmaya başladı içinde. Bu ayrı bir görüntüydü. Kendini yeniye boyamak olarak düşündü bir ânda. Neden olmasın. Doğan her günün apayrı anlamlarla geldiğini anlaması için, asıl kanadını ihmâl etmemek şartıyla anlayabileceğini düşünüyordu. Yoksa güneşin doğuşunun bir anlamı olur muydu? Sadece kendisine faydası olan güneşin ne güneşliği olabilirdi ki...

Ölüm... Adının hemen yanına yazılı ad. Birinci ad. Her adımda yolun ön tarafında beliren ölümü düşündü. Hayatın en çok çoğalttığı varlığı... Hayat ile kurduğu müthiş diyalogla bilinen ölümü... Ondan bunca kaçışın sadece ona yaklaşmaya yaradığını hiç düşünmemişti. Çok çabuktu ölüm ve çok çabuk unutuluyordu. Onun kadar erken unutulan başka gerçek tanımıyordu sanki. Biraz daha biraz daha düşündü ve düşündü biraz daha düşünmesi gerektiğini...

Sandığından daha gerçek olan, kendisinden daha canlı olan, su kadar aziz ve iş bitirici olan ölümün gül yüzüne, gülüşünü süremediğini ve zaten ruh dünyası hesapsız alaboralarla tartaklanmış birinin bu dostluk merhâlesine yükselemeyeceğini hayâl etti. Neden sadece ‘bazı’ insanların ölümü özlediklerini de sadece bu dakikalarda anlıyordu. Ve anladıklarını birkaç damla gözyaşıyla onarıyordu. Damlaları kuruyunca anlamlar da kuruyordu ne yazık ki. Yoktu başka takati.

Yeni bir şeyler düşünemeyecek kadar pişman ve perişandı. Hayatını kuşatan dakikaydı. Hayatını kuşatan ve Hızır’ın aceleciliğinde kaybolan bir kuşatma... Anlamaya çalışırken kaybolan bir kuşatmadan söz ediyordu. Zamanların saklı olduğu, ömürlerin bir arada yaşandığı akşamların bir türlü bitmediği anlardı. Bu dakika kıyametin de tek başına delili ve yaklaştığının habercisiydi. Ah bir de bu dakika kurtuluşunun müjdecisi olsaydı ah... Bir anlık kurtuluş umudu millî piyangodan kazanmak gibi olsa da ümitsiz olmayı göze alamıyordu. Kalbin iyi seyrettiği zamanları kollamalı ve ölüm de böyle bir zamanda gelmeliydi. Bu, belki bir temmeni ama iyi bir temenniydi.

Anlamak yaşamaktır diyordu şâir. ‘Yaşamak’ı anlamak zordu. Hayır, anlamak ölmenin ta kendisidir dedi kendi kendine. Şâiri zorlamıyordu. Şâiri yadırgamıyordu. Ama şâirin sezgilerinin eksikliklerini sayıklıyordu. Beni bilerek yazan şâir beni yazmak zorunda kalırdı diyordu herhangi bir şâir için. Konuşmak bu noktada ölgünlerin kararıydı. Zordu.

Belirgin bir yolculuğa çıkarıldığını iyiden iyiye hissediyordu. Mükemmel bir işleyiş vardı. Her şeyde ve her yerde ve her vakitte. İşleyişsiz olan sadece bu intizamın karşısında robot kalanların ruhlarındaydı. Yenile yenile büyümeyenlerin beynindeydi. Yanı sıra kendinden habersiz yaşayanın kanındaydı düzensizlik. Var olan düzeni de bu ruhlar alabora eder. Belirsiz yaşamanın hatalı olduğu sonucu çıkıyordu bu önermeden. Geride bir şeyler bırakarak gitmenin daha doğru olacağını düşünüyordu. Bir şeylerden geçmeden bir yerlere varamayacağını düşündü. Düşüncelerini toparlamaya çalışıyordu. Ne mümkün. Toparlanması gereken sadece düşünceler olsa...

Dedi ki: "İçinde deryalar kaynatamayanlar, ırmakları içlerine alma âlicenaplığını gösteremezler." Deryanın doldurduğu kap olabilmek ise hiç kolay değildi. Büyük laflar edip cüce kalanlardan da nefret ediyordu. Kendisinden de...

Sadece bir ırmak olmak istiyordu. Temiz ve berrak. Sade ve süslemesiz. Duasına bunu katacaktı. Aşkında bunu saklayacaktı. Aşkında ve aklında bulunsun diye... Doğruldu, gözyaşlarına izin vererek "Bismillah!" dedi.

 M. Zahir ERTEKİN

[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.034


View Profile
Re: Dönemeç
« Posted on: 20 Temmuz 2019, 22:48:06 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Dönemeç rüya tabiri,Dönemeç mekke canlı, Dönemeç kabe canlı yayın, Dönemeç Üç boyutlu kuran oku Dönemeç kuran ı kerim, Dönemeç peygamber kıssaları,Dönemeç ilitam ders soruları, Dönemeç önlisans arapça,
Logged
19 Mayıs 2010, 23:23:08
Mehmed

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 244


« Yanıtla #1 : 19 Mayıs 2010, 23:23:08 »

Allah razı olsun
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &