ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İlim Dünyası Online Dergi Dünyası ๑۩۞۩๑ > Semerkand Aylık Tasavvuf Dergileri > Diğer Yazılar > Velilik Karnemiz Nasıl?
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Velilik Karnemiz Nasıl?  (Okunma Sayısı 836 defa)
22 Ağustos 2011, 15:57:53
Zehibe

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 31.682



Site
« : 22 Ağustos 2011, 15:57:53 »



Velilik Karnemiz Nasıl?



Ocak 2009 - 121.sayı


Ayşe İZCİ kaleme aldı, DİĞER YAZILAR bölümünde yayınlandı.

Veli, bir öğrencinin işlerini üstlenen kişiler için kullandığımız bir kelime. Kelime, aynı zamanda dost, sevgi manalarını da içeriyor. Yani yalnızca okul toplantılarına katılmak, karnede gelen notlara sevinmek ya da kızmak için veli değiliz. Dost olmak, sevmek için de veliyiz.

Zaman su gibi akıyor. Tatil, okulların açılışı derken birinci dönemi bitirmek üzereyiz. Karne, yani bir nevi hasat günlerindeyiz. Okullarda veli toplantıları yapıldı. Belki evlatlarımızın ders performansları hakkında güzel sözler duymadık. Hatta karnelerde pekiyilerle doldurulması adet olmuş “hal ve hareketler” sütunu için de iyi şeyler söylenmedi.

İnsan böyle toplantılarda öğretmenlerden o kadar şikayet duyuyor ki, kendi çocuğumuz için bir iki güzel söz söylense, üzülen çoğunluğun yanında açıktan sevinmeye hicap duyuyoruz.

Siz sevgili okuyucularımızın çocukları ne durumdalar? Onlardan memnun musunuz? Güzel güzel okuyorlar mı? Emeklerinize masraflarınıza değer bir başarı gösterip sizi umutlandırıyorlar mı, yoksa tüm iyi niyet ve çabalarımıza rağmen arzu ettiğimiz gibi olmuyor mu?

Bir takım sorunlar olacak elbette. Lakin bunlara takılıp kalındığında onlara yardımcı olmak yerine işi daha da yokuşa sürüyor olabiliriz. Gelin sizlerle ikinci döneme doğru daha bilinçli ebeveynler olmak, farklı bakış açılarından görebilmek ve yeni çözümler geliştirebilmek için bu sayfalarda da bir veli toplantısı yapalım.

Suçlu kim?


Hani evvel zaman içinde adamın biri atını evinin avlusuna bağlamış, evine girmiş uyumuş. Hırsızın biri gelmiş atı çalmak için. Gecenin sessizliğinde atının yabancı birinden ürkerek kişnemesiyle uyanan adam dışarı çıktığında hırsızı atı alıp gitmek üzereyken kıskıvrak yakalamış. Konu-komşunun da yardımıyla, gecenin bir saatinde kadı efendinin kapısını çalmışlar. Adam yakaladığı hırsız ile beraber yargılanmayı talep etmiş.

Gecenin o saatinde tatlı uykusundan uyandırılan kadı efendi, “nereden çıktı bu iş” dercesine yüzünü ekşitmiş. Davayı bir an evvel sonuçlandırmak için uykulu sesiyle atın sahibine sorular sormaya başlamış. Atını niçin ahıra bağlamadın, kapısını kilitlemedin, niye öyle yapmadın, niye böyle yapmadın diye sıkıştırmaya başlamış. Adamcağız neredeyse hırsızı yakaladığına pişman. En sonunda mahkemeye tanık olarak gelen komşulardan biri dayanamayıp: “Kadı efendi, kadı efendi! Hırsızın hiç mi suçu yok?” diye gürlemiş.

Şimdi bizler de bu soruyu öğretmenlerimize, eğitimcilerimize ve biz anne-babalar olarak kendimize sormalıyız. Bizim hiç mi hatamız, suçumuz, kusurumuz yok? Hep çocuklar mı suçlu? Hep onlar tembel, onlar haylaz, onlar nankör, onlar söz dinlemez, onlar gamsız... Hakikaten öyle mi?

Eğitim ve öğretim bir arada


Bizim sistemde eğitim ve öğretim bir arada zikrediliyor. Okullar bu iki temel kavramın her ikisini de edindirmeyi vaat ederek çocuklarımıza talip olmuş durumdalar. Gönderiyoruz. Bıkmadan usanmadan hayır temennileriyle her gün gönderiyoruz. 25 yaşına kadar, küçüklüğü de kreşlerde geçmiş ise çocukluğu, buluğ çağı, ergenliği, gençliği okul sıralarında dirsek çürüterek geçiyor çocukların. Bazen görülüyor ki bütün bu büyük zaman için tek kelime yakışıyor: Zaman kaybı.

Diploma uğruna gençliğini harcamış ama hiçbir işe yaramayan bir birey üretebiliyor mevcut eğitim sistemimiz. Bir iş görmüyorlar, beceri edinemiyorlar. Sosyal açıdan kendi ergen grubuna angaje olmuş, ailesiyle akşam birlikte oturma uyumunu bile gösteremeyen çocuklarımız var. Maalesef bilgisayarların başında saatlerini harcamakla bilgisayar mühendisi olabileceklerini hayal ediyorlar, değil mi? Suç kimin, biz bu çocukları dışarıdan bir yerden ithal mi ettik? Yoksa bu sorundan da hormonlu gıdalar mı sorumlu?

Farkında mısınız bilmem, çocuklarımız mutsuz. Çobansız kalmış sürü gibi parklarda, caddelerde hiç de şık olmayan söz ve tavırlarla birbirlerini oyalıyorlar. Bence onlara karşı en büyük yanlışımız, üretmeyi, alın terini öğretememek. Çünkü anneler şöyle yakınıyor: Çocuklar çok para harcamayı seviyor, verilen harçlıkla yetinmiyor, sürekli alışveriş yapmak istiyor. Vermesen daha büyük yanlışlara yönelebiliyor. Aldıkları şeyler ise arkadaşlarına şirin görünmekten başka bir işe yaramıyor.

Evet, işte karnını doyurması için verilen okul harçlığını arkadaşlarından ilgi ve sevgi görebilmek için feda eden bir çocuk örneği. Para veya hediyelerle bir nevi rüşvet ile arkadaşlık satın alıyorlar.

Çocuk zeki ama...

Aslında çocuklarımızın büyük çoğunluğu gerçekten çok zeki. Baksanıza, yurtdışına burslu gittiklerinde çoğu geri dönmüyor, oralarda kapışılıyor. Dünya bilim olimpiyatlarında üstün başarılar gösterenler oluyor. Fakat şimdilerde moda, zeki çocuklar ders çalışmıyor. Hatta güzelim Anadolu liselerini terk edenlere bile rastlanıyor. Sebebini anlamak, sırrına ermek gerçekten zor görünüyor. Psikiyatrlara psikologlara götürüyorlar, “ergenlik depresyonu” denip hayatlarının baharında maalesef “yasal uyuşturucu” tabir edilebilecek psikotrop ilaçlara başlanıyor. Niçin 15 yaşında bir genç depresyona girer, okulunu bırakmaya teşebbüs eder, soran-eden yok!

Sorun okulda mı, evde mi, arkadaşında mı? Böyle bir muhasebeye başlamadan önce kendimize bakmamız, kendi davranışlarımızla ilgili biraz daha dikkatli olmamız gerekiyor. Söz söyleyecek olsanız, mesela kardeşinle kavga etme deseniz, “Biz sizden öğrendik!” diyebiliyorlar. Düşünüyorum da ana-baba okulları diye bir yerler vardı. Bilgilerimiz eskimiş olabilir, bakış açılarımızı tekrar yenilemeliyiz diyorum.

Ana-babalık görevi, çocukların karakteri olgunlaşıp ayakları yere basıncaya kadar onları yuvaya bağlı tutabilmek ve huzuru evde tattırabilmektir. Kimileri kulağıma fısıldıyor: Çocuğum namaz kılmıyor, diyor. Tamam, çok üzücü bir durum. Peki sen ne yapıyorsun? Tartışıyoruz, kavga ediyoruz, babasıyla atışıyoruz vs... Sonuçta genç isyan ediyor. Siz kendiniz cennetliksiniz ya, beni rahat bırakın diyor. Evden kaçabiliyor,  yanlış tercihler yapabiliyor. Bazı ebeveynler adeta Kiramen Kâtibin meleklerinin vazifesini üstleniyor farkında olmadan. Annenizi gördüğünüzde cehennemde yanacağınız aklınıza geliyorsa oradan kaçmak istemez misiniz?

Bu konunun okul başarısıyla ne alakası var diye düşünenleriniz olabilir. Evet, çok alakası var. Huzur, tolerans, sabır ve güçlü aile bağları, bir bireyi motive eden temel unsurlardır. Onları beğenmeyerek, sürekli eleştirerek istenilen sonuca varamayız.

Bizden bir şeyler saklıyorlarsa, korkuyorlarsa yine öncelikle kendimizi sorgulamalıyız. Kin tutmak, mesafe koymak, eşe dosta şikayette bulunmak yerine sevgimizi, şefkatimizi göstersek onları daha iyi kazanabiliriz. Özellikle anneler sinir küpü asabi varlıklar değil de, şöyle toprak gibi olabilseler. Üzerlerine ne dökülse sineye çekebilseler, gizleseler. Yanardağlar gibi ateş püskürmeseler... Bir de kendimizi o gençlerin yerine koyabilsek...

Paylaşmalıyız. İyiyi de kötüyü de paylaşmalıyız. Kucaklamalıyız, onlar küçük olsa bile gerektiğinde özür dileyebilmeli, değerli olduklarını hissettirebilmeliyiz.

Çok küçük yaşlardan itibaren çocukça düşüncelerini ve yaşantılarını önemseyerek, büyük gibi dinleyerek, hissederek büyütmeliyiz onları. Siz sabırla dinlerseniz onlar da hevesle anlatır size dünyalarında neler olup bittiğini.

Duvarlara konuşmak

Bir akşam eve geç kalmıştım. Küçük oğlum okuldan eve gelip beni beklemiş. Zili çaldığımda kapının arkasından serzenişler duymaya başladım. “Nerdesin be anne! Nerdesin? Bekleye bekleye bi’ hal oldum..” diyordu. Bebek değil ya, koca delikanlı. Ne var oğlum, dedim, karnın acıktıysa dolaptan yemek çıkarıp yemeyi bilmiyor musun? Birden oğlumun gözleri doldu. “Var ya anne, dedi, az daha gelmeseydin duvarlarla konuşacaktım!” Bir an duraksadım. Kendimi toparlayıp dikkatimi ona yönelterek konuşmasını sağladım. Meğerse o gün okulda çok büyük bir başarı kazanmış. Bunu anneme söylesem ne mutlu olur düşüncesiyle, bizimle paylaşmak için okul saatinin bitmesini iple çekmiş. O hevesle eve gelmiş, kimse yok! Ha şimdi gelirler diye üstünü bile değişmeden saatlerce beklemiş. Biz geciktikçe duvarlara söyleyesi bile gelmiş. Paylaştık, sevindik, “çak bi’ tane” yaptık.

Evlatlarımız, “Sizinle bir şey konuşulmaz zaten!” diyorsa orda durmalısınız. Bu söz bizi düşündürmeli. Fakat şunu da kabul etmeliyiz ki onlardan hep sevindirici sözler duyacak değiliz. Sizinle paylaşmaları size güvenlerini gösterir ki, bu başarının anahtardır. Siz de onlara her zaman güvendiğinizi gösterin.

Çocuğumuza destek olmayacaksak kime olacağız?

Okullarımızda yeni uygulama var. “Öğrenci odaklı eğitim yaklaşımı” deniliyor ve son bir iki yıldır uygulanıyor. Bu sistem, öğretmenin dersi kendisi anlatması yerine, çocuğu o bilgiye nasıl ve nereden ulaşacağı konusunda yönlendirmesi esasına dayanıyor. Araştırmacı kişilik yetiştirmek hedefleniyor. Ama çocukların ve ailelerin zorlandığı görülüyor.  Eğer çocuk kendi bulup çalışacaksa, saatlerce okulda durmasının ne anlamı var, sorusu akla geliyor. 

Bu sistem bizim alışageldiğimiz yetiştirme düzenimizle uyumlu görünmüyor. Tecrübeli ve idealist öğretmenlerimiz de olmasa çocukları başarıya ulaştırmakta gerçekten çok zorlanacağız. Her çocuk için uygun aile desteğinin varlığından da söz edemeyiz. Bu ülkedeki boşanma oranları ve istatistiklere bir göz gezdirsek ne demek istediğimizi daha iyi anlayabilirsiniz. Planlar programlar yaptırıp çocuk odalarına asmak, kaynak kitapları masaya yığmak başar...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Velilik Karnemiz Nasıl?
« Posted on: 21 Kasım 2019, 00:55:45 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Velilik Karnemiz Nasıl? rüya tabiri,Velilik Karnemiz Nasıl? mekke canlı, Velilik Karnemiz Nasıl? kabe canlı yayın, Velilik Karnemiz Nasıl? Üç boyutlu kuran oku Velilik Karnemiz Nasıl? kuran ı kerim, Velilik Karnemiz Nasıl? peygamber kıssaları,Velilik Karnemiz Nasıl? ilitam ders soruları, Velilik Karnemiz Nasıl? önlisans arapça,
Logged
22 Ağustos 2011, 16:52:13
Vatan Var Olsun !
Dünyalılar
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 8.940


« Yanıtla #1 : 22 Ağustos 2011, 16:52:13 »

Yani yalnızca okul toplantılarına katılmak, karnede gelen notlara sevinmek ya da kızmak için veli değiliz. Dost olmak, sevmek için de veliyiz.

Çocuklarımızla dost olmak işte asıl beklenen bu bir veliden her yıl tonlarca para verip okula yollamak  ya da evde gürültü yapmasın, gezmelerime engel olmasın diye okula yollamak değil (ki gerçekten böyle aileler de var). Çocuğun ahlaki özelliklerinin ve kişiliğinin oluşmasında en çok aile rol oynuyor. Bunu unutmamak gerekir.

Allah razı olsun paylaşım için.
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &