๑۩۞۩๑ İlim Dünyası Online Dergi Dünyası ๑۩۞۩๑ => Diğer Yazılar => Konuyu başlatan: Zehibe üzerinde 04 Temmuz 2011, 19:08:07



Konu Başlığı: Ser Veren Serîr Bulur
Gönderen: Zehibe üzerinde 04 Temmuz 2011, 19:08:07

Ser Veren ‘Serîr’ Bulur

Mayıs 2011 149.SAYI


T. Ziya ERGUNEL kaleme aldı, DİĞER YAZILAR bölümünde yayınlandı.


“Ser ver gönül, serîr-i mahabbette server ol
Meydân-ı aşka gir, cevelân et, dilâver ol.”
(Hayâlî Beğ)

[Ey gönül! Cesur ol, aşk meydanına girip yiğitçe dolaş ve başını ver (ki) muhabbet tahtında (oturan)
baş sen olabilesin.]


Eskiden harp etmek üzere karşı karşıya gelen iki ordu topluca cenge başlamadan önce taraflar arasında teke tek dövüşler olurdu. Bir savaşçı meydana çıkar, çalımlı çalımlı bir aşağı bir yukarı dolaşmak suretiyle cevelân eder, karşı taraftan kendisiyle vuruşacak er dilerdi. Buna meydan okuma denirdi ve kendine güvenin olduğu kadar, ser vermeyi, yani başı kesilerek öldürülmeyi göze almanın, uğrunda savaştığı şeyi candan aziz bilmenin, dolayısıyla da yiğitliğin, adanmışlığın, dilaverliğin ispatı sayılırdı. Kanunî devrinin derviş-meşrep şairlerinden Hayalî Beğ, yukarıdaki beytinde bize önce bu eski harp usulünü hatırlatıyor. Böyle kahramanların ölse de öldürülse de diğer insanların gönül tahtında bir sultan gibi, gıptayla, hürmetle, muhabbetle yad edilerek yaşatıldığı imasında bulunuyor. Maksadı kendi gönlüyle beraber bütün gönül sahiplerini serden geçme yiğitliğine yahut dilaverliğine teşvik etmek. Fakat meşhur “O mahîler ki derya içredir, deryayı bilmezler” mısraının da şairi olan Hayalî Beğ’in gönül ehlini davet eylediği meydan, herhangi bir cenk meydanı değil, aşk meydanıdır. Bu meydandaki mücahedenin, ser vermenin ve böylece ulaşılan mazhariyetin mahiyeti de elbette farklı olacaktır.

Aşk meydanı cihad-ı ekberin yapıldığı sahadır. Gönlü yegane maşuk olan Cenab-ı Mevlâ’nın tecellisinden alıkoyan dünya ile, nefs ile, mâsivâ ile mücahedeye burada girişilir. Buradaki cevelân ve dilaverlik, kainattaki tevhide katılarak her dem Allah Tealâ’nın zikriyle yürüme çabasıdır. Gönül aynasını temizleyip orada cananı temaşa iştiyakının kuvveden fiile çıkmasıdır.

Bu sebeple aşk meydanına gönülle girilir; demek ki gönüllü girilir. Meydan-ı aşka gönülle yahut gönüllü girmek, bir muhabbet davası gütmektir aynı zamanda. Muhabbet davası söz ile değil hal ile izhar edilir ve her dava gibi ispat ister, bedel ister. O bedel canla başla ödenmelidir. Canan için can vermekten, onun uğrunda serden geçmekten kaçınanın muhabbeti kuru davadan ibarettir.

Muhabbetullahla yanan gönüller aşk meydanına tereddütsüz dalar, cananı candan üstün tuttuklarının nişanesi olarak canlarından geçerler. Şehitler böyle dilaverlerdir. Ser vermişler, firdevs cennetinde yüksek tahtlar üzerinde sürûra ermişler; canan için canlarından geçerek yeniden ve ebedî can bulmuşlardır.

Ölümü yenmek demek olan şahadet, madem ki Allah Tealâ’nın varlığını, birliğini, kudretini yakîn ile müşahededir, her zaman ve mutlaka ölmeyi gerektirmez. Nitekim “ser vermek” de sadece ölmek demek değildir. İnsan, şahadetindeki ihlâs ile aşk meydanına “ölmeden evvel ölmek” için de atılır. Nefsini yener, benlik davasını terk eder ve Allah’ın izni ile yine cennette yüksek mevkilere nail olur.

Ölmeden evvel ölmek için girilen aşk meydanlarından biri de tasavvuf mektepleridir. Buradaki dilaverliğin adı müritliktir artık. Zira bizim “yiğitlik, yüreklilik” manasına kullandığımız “dil-âver”, aslında “gönül getiren, gönlünü bir yerden başka bir yere nakleden” demektir. Müritler, gönüllerini dünya meylinden koparmış, tevhit nuruna müteveccih ve mazhar olması için getirip onu bir mürşid-i kâmile teslim eylemiş dilaverlerdir.

Gönlün tasfiyesi, nefsin tezkiyesi için mürşid-i kâmil komutasındaki talim ve terbiyeye yılmadan, harfiyyen riayet, muhabbet tahtında baş olabilmenin şartıdır şimdi. İşte bu talim ve terbiyeye harfiyyen riayet mecburiyetidir ki müridin mürşidine serini vermesini de gerektirir. Mürşide ser vermek, başını ona bağlamak, hatt-ı harekâtını onun talimatlarıyla belirlemektir. Allah dostlarının iradesine karşı irade beyanından, “bana göre” diye başlayan mütalaalardan, zandan kaçınmaktır ki her babayiğidin harcı değildir.

Böyle böyle yol bilenlerin kılavuzluğunda sarp yamaçları aşan kulların mukarrebûn katına yükselmesi, ahiret yurdunda Allah’ın sevdiği kullarına bahşeylediği “sürûr”a ulaşarak serir-i mahabbette server olması umulur. Ser veren serîr bulur yani.

Kur’an-ı Kerim’de, Hakk’a kullukta önde giden “sâbikûn” ile Allah’a yakınlık bakımından yüksekte bulunan “mukarrebûn”un Cenab-ı Mevlâ tarafından sevilmenin mükâfatı olarak cennette “serîr” veya yine aşağı yukarı aynı manaya gelen “erîke”ler üzerinde ağırlanacaklarına dair haberler vardır.

Cennet tasvirlerinin verildiği birçok ayet-i kerimede, “cennet ehlinin oturduğu yüksek tahtlar” manasına serîrin çoğulu olan “sürûr” ile erîkenin çoğulu olan “erâik” kelimeleri geçer. Böyle ayetlerden birinde, Vakıa suresinin 15. ayetinde cennetteki serirlerin “mevdûne”, yani katlar halinde üst üste konulmuş olduğu bildirilir ki bunların müminlere Allah katındaki derecelerine göre tahsis edileceğini anlatır. Şu halde “Serir-i mahabbette server” olmaya talip olmak, cennette üst üste dizilmiş serirlerin en yukarısında oturmaya talip olmaktır.

Hülasa bu beyit, gönül gözümüzün yüksekte olmasını telkin ediyor bize. Fakat aynı zamanda bunun aşk meydanına girip serden geçme yürekliliğini göze almadan gerçekleşemeyeceğini de anlatıyor. Ancak aşk meydanında ser verenlerin serir bulabileceklerini söylüyor.


Konu Başlığı: Ynt: Ser Veren Serîr Bulur
Gönderen: Selvihale üzerinde 09 Temmuz 2011, 00:32:40
Rabbim razı olsun rabbim ilmiyle amel ednlerden eylesin....