๑۩۞۩๑ İlim Dünyası Online Dergi Dünyası ๑۩۞۩๑ => Diğer Yazılar => Konuyu başlatan: Safiye Gül üzerinde 02 Ağustos 2012, 14:09:36



Konu Başlığı: Taksim Gezi Parkı
Gönderen: Safiye Gül üzerinde 02 Ağustos 2012, 14:09:36
Taksim Gezi Parkı ve yok olan bir tarih
Sinan CECO • 83. Sayı / DİĞER YAZILAR


Günümüzde kültür ve sanatın merkezi konumunda olan Beyoğlu, 19. asırdan sonra önem kazanan bir semt haline geldi. Elçiliklerin, bankaların, eğlence mekânlarının sayısının ve etkisinin artmasıyla bir anlamda Avrupalıların yabancılık çekmeyeceği bir bölge haline gelen Beyoğlu, bu yüzyıl içerisinde Osmanlı İmparatorluğu’nun değişen hayat tarzının da pilot bölgesine konumuna geldi.

Özellikle Sultan II. Mahmud’un Osmanlı’nın daimi sarayını şehrin dışına, Beşiktaş’a taşımasıyla, şehir önceleri ağırlıklı olarak Levantenlerin etkin olduğu bu bölgeye doğru genişlemeye başladı. Taksim Topçu Kışlası da bu kentsel gelişimin bir uzantısı olarak inşa edildi. Sultan III. Selim’in inşa ettirdiği ve aynı yüzyılın ortalarında son halini alan bu yapı, mimarlık tarihimizin en ilgi çekici yapıları arasında bulunuyor. Ancak bu yapı maalesef günümüz İstanbul’unu süsleyen unsurlar arasında yer almıyor.

İnsanların, Taksim’deki yoğun insan ve araç trafiğinden bir an olsun, sakin bir ortama geçip dinleneceği bir park yapma hayaliyle ortaya atılan Taksim Gezi Parkı Projesi, 20. yüzyılın en büyük ve korkunç medeniyet kıyımlarından biri üzerine inşa edildi.

1930’lu yıllar planlı ekonominin ilk yıllarıydı ve yeni belediye yasaları çıkarıldı. Buna göre belediye başkanı ve valinin görevleri birleştirildi, şehirlerin denetimi direkt olarak merkezî hükümetin denetimi altına girdi. Bu planlama düşüncesinden sonra uzun yıllar İstanbul’un gelişimini düşünceleriyle etkileyen kişi Fransız mimar Henry Prost oldu.

Henry Prost’un “Yeni İstanbul” Planı
Avrupa’da birçok kenti planlayan Henry Prost, 1936’da İstanbul’a davet edildi ve 1950’ye kadar kaldı. Fakat Prost, birçok mimar ve mimarlık tarihçisine göre kent planlamacısı değil, kent tasarımcısıydı. Öte yandan, Avrupalı bir kent tasarımcısı veya planlayıcısının hazırlayacağı planın, eski bir İslam kentine uygulanıp uygulanamayacağı kimsenin aklına gelmemişti.

Henry Prost, birçok kent planlayıcısı gibi tarihsel kenti korumaya yönelik bir plan yapmıştı. Fakat ona göre gerçek tarihsel kent, antik dönem ve Bizans dönemi kalıntılarıydı! Üzülerek söylemek gerekir ki bu plan çerçevesinde hareket edildi ve Osmanlı dönemi kent yapıları ikinci dereceden koruma bölgesi olarak kabul edildi.

Bu plan kapsamında, Sultanahmet’te İbrahim Paşa Sarayı’nın bir kısmının yok olması pahasına Adliye Sarayı, Dolmabahçe Sarayı’nın hemen arkasına (saray alanının içine) ise stadyum inşa edildi.

Taksim’e “Şehir Parkı” kazandırılıyor
Yine bu plan çerçevesinde Taksim’de de bir şehir parkı kurulmasına karar verildi. Lütfi Kırdar’ın vali ve belediye başkanı olduğu yıllarda uygulanan Henry Prost planlarından birisi de Taksim’de inşa edilecek bir gezi parkıydı. Meydanın hemen yanında, Taksim’den Harbiye’ye doğru uzanacak olan bu parkın oluşturulması için gerekli olan ise sadece küçük bir yıkım çalışmasıydı!

Düşünülen yıkım çalışması her ne kadar küçük görülse de, yıkılması tasarlanan bina, oldukça büyüktü. Tarihî ve mimarî anlamda da son derece önemli olan bu bina, Henry Prost için pek bir şey ifade etmiyordu. Zira Henry Prost, korunması gereken tarihî mirasın, Antikçağ ve Bizans devri eserleri olduğunu planında açıkça dile getirmişti. Bu nedenle Taksim Topçu Kışlası’nın yıkılmasına derhal karar verildi.

Taksim Topçu Kışlası’nın neden önemli?

1806’da Sultan III. Selim’in emriyle, kapıkulu askerlerinin topçu sınıfı için inşa edilen Taksim Topçu Kışlası, sonraki yıllarda birçok onarımdan geçerek 19. yüzyılın ortalarında son halini aldı. Oryantalist üslubun etkisiyle şekillendirilen ve ortasında çok büyük bir avlusu bulunan bu bina, 19. yüzyılın en önemli yapıları arasında yer almaktaydı.

Zarafetiyle göz dolduran bu bina, askerî etkinliklerin dışında, olağanüstü boyutlarıyla birçok farklı amaç için de kullanılmıştı. At yarışları, cambaz gösterileri, Rum hacıların konaklaması, Balkan Atletizm Şampiyonası, Güreş Şampiyonası gibi organizasyonlar bunlardan sadece bir kaçıydı. Fakat kışlanın en önemli işlevi, 1900’lü yılların başında futbola artan ilgiyle başlamıştı. Kışlanın devasa boyutlardaki avlusu futbol stadyumuna dönüştürülmüş ve burada spor müsabakaları düzenlenir olmuştu.

Taksim Topçu Kışlası’nda millî maç
Türk sporunun ilk teşkilâtı olan Türk İdman Cemiyetleri İttifakı'nın kurulmasının ardından, ilk Türk Futbol Federasyonu 1923 yılında kuruldu.

Ali Sami Yen’in teknik direktörlüğündeki Türk Millî Takımı, ilk resmî maçını da yine 1923 yılında oynadı. Taksim Stadyumu olarak anılan Taksim Topçu Kışlası’nın avlusunda, 26 Ekim 1923 tarihinde gerçekleşen müsabakada Türk Millî Takımı, Romanya Millî Takımı ile oynadığı maçta 2-2 berabere kaldı.

Birbirinden önemli organizasyonlara ve olaylara ev sahipliği yapan Taksim Topçu Kışlası, mimarî ve tarihî değerine bakılmaksızın Henry Prost’un “Nizam Planı” çerçevesinde, İstanbul Valisi ve Belediye Başkanı Dr. Lütfi Kırdar’ın emriyle 1940 yılında yıktırıldı.

İstanbul halkına bir park armağan etmek isteyen devrin yönetiminin, kent belleğine ait bir yapıyı yok etmek pahasına bu düşü gerçekleştirirken, “bu kente bir de stadyum gerekli” diyerek Dolmabahçe Sarayı’na bağlı yapıları yıkarak Dolmabahçe Stadı’nı yaptırması da ne kadar akla uygun bir plan anlayışının geliştirildiğini gösteriyor.