๑۩۞۩๑ İlim Dünyası Online Dergi Dünyası ๑۩۞۩๑ => Diğer Yazılar => Konuyu başlatan: Safiye Gül üzerinde 23 Temmuz 2012, 16:07:58



Konu Başlığı: Popüler futbol kültürü ve medya
Gönderen: Safiye Gül üzerinde 23 Temmuz 2012, 16:07:58
Popüler futbol kültürü ve medya
Hakan ÇOPUR • 78. Sayı / MEDYA


Futbol profesyonelleştikçe, ekonomik büyüklüğü arttıkça, daha büyük kitleleri çekim alanına aldıkça ve bir eğlence aracı olmaktan çıkıp toplumsal ve hatta siyasal bir kurgu aracına dönüştükçe “popüler futbol kültürü”, toplumların gerçekten afyonu olmaya başlıyor. Sonuçta bir spor/oyun olan futbolu oyun olmaktan çıkarıp devasa bir ekonomik yapı haline getiren kocaman bir futbol endüstrisi çağında yaşıyoruz. Bu endüstrinin beraberinde getirdiği büyük bir kültürel pazar ve bu pazarın kendine ait dili, ilkeleri, algıları var. İdeolojik olarak farklı yerlerde duran insanların aynı takım taraftarı olarak “Ölmeye, ölmeye, ölmeye geldik!” diye tezahüratta bulunması ne kadar ilginç ise, tuttukları takım üzerinden insanları “biz” ve “onlar” diye ayıran bir taraftarlık anlayışı da aslında bir o kadar çarpıcı değil midir? Ancak bunlar günümüz popüler futbol kültürünün artık içselleştirilmiş “doğal” sonuçlarıdır ve güçlü medya desteğiyle bu kültür damarlarımıza kadar işlenmiştir.

Son günlerde “şike operasyonu” ile farklı boyutlarını da tartışmaya başladığımız Türk futbolu, popüler futbol kültürünün ilginç örneklerinden biri olarak konuşmaya değer bir manzara arz ediyor. Sonuçta hukuki alana intikal etmiş bir konunun detaylarını burada tartışacak değiliz; ancak tüm dünyada da olabileceği ve olduğu gibi, ciddi ekonomik büyüklüklere ulaşmış bir endüstride her türlü yozlaşmanın mümkün olduğunu Türkiye’de ilk kez bu kadar yakından görüyoruz.

Futbol(izm) her yerde!

Hukuki olmasa bile ahlâki ve toplumsal boyutlarını her açıdan tartışabileceğimiz bu futbol endüstrisinin ürettiği popüler futbol kültürü, insanların evine medya ile ulaşırken bir oyun olmanın ötesinde anlamlar da taşıyor. Erkeklerin futbol, kadınlarınsa dizilerle “ilgilendiği” bir hayat tarzı, kültür dünyamızın tam ortasına oturmuş durumda ve bizi derinden etkilemektedir. Bu durumun doğal sonuçlarından biri, daha ilköğretimden itibaren tuttuğu takımı ezbere sayabilen bir nesil yetiştiriyor olmamız; bir diğeri ise toplumun büyük kesiminin bağımlılık derecesinde futbola ve oyuna meraklı gençlerden oluşması. Elbette çocukluk ve gençlik yıllarında insanların futbol (ya da bir başka spor dalı) veya oyunla vakit geçirmesi anlaşılır bir durum. Ancak asıl sorun bunun yaşam tarzının büyük ve önemli bir parçası haline gelmesi. Bu bakımdan futbol, gerçekten de toplumları “uyuşturan ve uyutan” bir afyona dönüşüyor (benzer bir eleştirel bakışı, diziler için de kullanmak mümkün). Teşbihte hata olmaz, futbol artık bir ayak oyunundan (football) akıl oyununa dönüşmüş durumda ve her yerde. Futbol kültürü kendine ait bir toplumsal alan inşa ederek ayrı bir kutsal, ayrı bir milliyet ve ayrı bir toplumsal gerçeklik haline geldi. Toplumsal etkileri bakımından ele alacak olursak futbol, (sınırları aşıldığında) popüler kültürün başat unsurlarından biri olarak değerler dünyamızı dönüşüme uğratan bir “uyutucuya” dönüşüyor.

Hayali cemaatler alanı, futbol ve kitlesel medya

Günümüz futbolu, insanları, “hayali birer cemaat” gibi takımlar etrafında toplarken kendi “kutsal” alanını da inşa ediyor. Ölen bazı Liverpool taraftarlarının küllerinin Anfield Stadyumu’na serpilmesi geleneği ne kadar ilginç ise, “üç büyükler” diye anılan Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş arasındaki rekabetin ölümlere varan şiddet içermesi de bir o kadar manidar. Bunlar futbol dünyasında mümkün ve gerçektir, çünkü milyonlarca insan stadyumda ve ekranları başında sahadaki 11 kişide vücut buluyor ve “biz” oluyor. Kitlesel medya araçları olmasaydı bu ölçüde büyük bir popüler futbol kültürü herhalde mümkün olmazdı. Bu bakımdan popüler futbol kültürü ile medya arasında kuvvetli bir iç içe geçmişlik hali söz konusu ve bu iki unsur birbirinden ayrılamıyor.

Medyanın, popüler futbol kültürünün en önemli aracı olması esasen şaşılacak bir durum değil, çünkü medya bu ekonomik pastanın en büyük dilimine ortak durumda. Milyonlarca insanın takip ettiği müsabakaların tüm dünyada milyarlarca dolar büyüklüğünde ekonomik bir karşılığı var. Bu ekonomik büyüklüğün ortaya çıkması, ancak kitlesel medya (özellikle televizyon) eliyle mümkün olabilecek bir durum. Aynı şekilde kitlesel medya bu pastadan en büyük payı elde ediyor. Dolayısıyla karşılıklı olarak birbirini tetikleyen bir futbol-medya ilişkisi var ve Türkiye gibi futbolun birinci spor olarak takip edildiği bir ülkede medyanın, popüler futbol kültürünü yaygınlaştırma aracı olarak fonksiyon icra etmesi kaçınılmaz.

“Temiz futbol” kadar ihtiyacımız olan şey

Futbolda “şike operasyonu” ortaya çıktığı günden itibaren “temiz futbol” sloganı dillendirilmeye başladı. Doğru bir yaklaşım; ancak asıl mesele futbolun şike vb. gayri ahlakî eylemlerden arındırılması değil. Asıl mesele futbolun olması gereken toplumsal konuma gelmesi; aynen medyanın olduğu gibi. “Dördüncü kuvvet” olarak nitelendirilen medyanın Türkiye’de çoğu zaman birinci veya ikinci kuvvet gibi davrandığına tanıklık ettik. Benzer biçimde futbol da “birincil toplumsal etkileşim” alanımız olamaz, olmamalı. Zira, bugün ne kadar aksi bir durum gerçek olsa da, futbol sonuçta bir oyun ve değişken. Bugün veri kabul ederek peşine düştüğümüz ve hayran olduğumuz birçok hususun yarın değişmesi/bozulması kaçınılmaz. Dolayısıyla “temiz futbol” kadar, “doğru yerine rucü etmiş futbola” ihtiyacımız var. Toplumsal alanın rengini belirleyen değil, toplumsal alanın rengine katkıda bulunan bir oyun olmalı futbol. Elbette bu, otomatik olarak gerçekleşmeyecek bir şey, hatta mevcut koşullarda neredeyse ütopik denecek kadar zor bir durum. Ama doğrusu bu değil mi? Buna paralel olarak medyanın futbolu bu kadar merkeze oturtmadığı ve başka şeylere de alan açtığı bir iletişim ortamında herhalde futbol(izm) üzerinden ortaya çıkan şiddet de, fanatizm de, ekonomik fırsatçılık da bir nebze olsun azalır. Sonuç olarak futbolu bir ayak oyununa dönüştürmek ve medyayı da bunun temaşa aracı olarak konumlandırmak, sağlıklı nesiller ve sağlıklı istikbal için elzem olan toplumsal adımlar olarak karşımızda duruyor. Bakalım Türkiye olarak “temiz futbol” arayışımızın toplumsal uzantıları bu noktalara kadar ulaşabilecek mi?