ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Açık Öğretim & İlitam Dunyasi ๑۩۞۩๑ > Sakarya İlitam > Ders Notları ve Özetler > Mezhepler Tarihi 8.Hafta
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Mezhepler Tarihi 8.Hafta  (Okunma Sayısı 1838 defa)
27 Nisan 2010, 23:58:56
Zehibe

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 31.682



Site
« : 27 Nisan 2010, 23:58:56 »



MEZHEPLER TARİHİ 8.HAFTA

MÜRCİE MEZHEBİ

Mürcie, İslamiyet’in ilk asrında ortaya çıkan Müslümanların birlik ve beraberliğini hedefleyen ve bu doğrultuda uzlaşmacı fikirleri ile tanınan siyasi ve itikadi bir mezheptir. Hz. Osman’ın şehit edilmesi ile başlayan siyasi hadiseler Müslümanları derinden sarstı ve yeni arayışlara sevk etti. Emevî-Hâşimî çekişmesine taraftar olmak istemeyen ve Haricî zihniyetini tehlikeli bulan bazı Müslümanlar dönemin siyasi tartışmalarından uzak kalmaya çalıştı. Onların bu siyasi tavrı, kısa bir müddet sonra itikadi bir hüviyet kazanarak Mürcie ekolü şeklinde teşekkül etti.

İsimlendirme Problemi

Mürcie kelimesinin "ertelemek, geriye bırakmak veya geciktirmek" anlamlarına gelen “ircâ” veya "beklenti içinde olmak ve ümit etmek" manasındaki “recâ” kökünden geldiği şeklinde iki temel görüş bulunmaktadır.

Mürcie kelimesini bir terim olarak ilk defa kullanan Haricî Nafi b. Ezrak’tır. O, bu kavram ile büyük günah işleyen kimselerin durumunu Allah’ın hükmüne bırakanlar anlamında ilk dönem Mürcie’sini (el-Mürcietü’l-ûlâ) kastetmiştir. Daha sonraki Hariciler ise, büyük günah işleyenlerin ahrette cezalandırıp cezalandırılmayacağı konusunda bir hüküm vermedikleri için Mürcie’yi Şüpheciler anlamında “Şükkâk” diye isimlendirmiştir.

Şia, hilafet sıralamasında Hz. Ali’yi dördüncü sıraya bırakanların hepsini, “geriye bırakanlar” anlamında Mürcie diye tanımlamıştır. Hadis taraftarları ise, amel-iman ilişkisini dikkate alarak “Amelleri imandan sonraya bırakanlar” veya “İmanı amelsiz söz olarak tanımlayanlar” anlamında Mürcie terimini kullanmıştır. Ancak bu tanımlamaların hemen hepsinde imanla ilgili fikirleri sebebiyle Mürcie fırkasını karalamak gibi bir amacının olduğu dikkat çekmektedir.

Mürcie, siyasi ve itikadi bir fırka olarak “Hz. Osman ve Hz. Ali başta olmak üzere büyük günah işleyenlerin durumlarını Allah'a bırakarak, onların cennetlik veya cehennemlik oldukları konusunda fikir beyan etmeyen topluluklara verilen ortak bir isimdir.” Şeklinde tanımlanabilir. Böyle bir tanım, önce siyasî bir tavrın tezahürü, daha sonra bu tavrın itikadî alana taşınarak temellendirilmek istenmesiyle uyum içindedir.

Mürcie ekolü mensupları kendilerini, “Cennet karşılığında canlarını ve mallarını Allah’a satanlar” anlamında Şârî; ümmetin birlik ve bütünlüğünü savunanlar anlamında da Ehlü’l-Cemaa ve’l-Mürciûn diye isimlendirmişlerdir. Muhaliflerce verilen isimlerden bir, “Ali ve Muaviye tarafında yer almayanlar anlamında Tarafsızlar (Mutezile)”, diğeri de “siyasi çekişmelerden uzak durup köşesine çekilenler anlamında Huleysiyye” isimleridir.

Mürcie'nin Doğuşu ve Teşekkül Süreci

Mürcie ekolünün ortaya çıkışında etkili olan sebeplerin başında Haricî zihniyet, kabilevî çekişmeler, Emevîlerin siyasî ve ekonomik politikaları, kentleşme ya da yerleşik hayata geçiş gibi siyasî, ekonomik ve toplumsal problemlerin etkili olduğu kabul edilmektedir.

Cahiliye dönemi Arap toplumunda kabilecilik/asabiyet anlayışı sosyal ve siyasi hayatın en belirleyici unsuruydu.Haşimoğulları Hz. Peygamber'in kendi aralarından çıktığı için, hem Ümeyyeoğullarına, hem de diğerlerine karşı daha nüfuzlu olmalarına rağmen hem Hz. Ebû Bekir, hem de Hz. Osman’ın halife seçimleri sırasında hilafeti elde edememişlerdi. Öte taraftan Hz. Peygamber zamanında siyasî nüfuzunu kaybeden Ümeyyeoğulları, Hz. Osman'ın hilafete gelmesiyle tekrar nüfuz sahibi olmuş ve önemli mevkilere gelmişlerdi. Hz. Osman'ın öldürülmesiyle başlayan olaylar, Cemel ve Sıffın'de Müslümanların birbiriyle savaşmalarına kadar varmıştı. Meşru halife Hz. Ali, merkezi yönetime isyan eden Şam Valisini yola getirmek üzere ordusuyla harekete geçmiş, ancak gelişen olaylar sebebiyle kendisiyle birlikte Muaviye'ye karşı savaşan bir grup ondan ayrılmıştı. Bunlar, başlangıçta savaşın durdurulmasını, Kur’an’ın hakem tayin edilmesini istemiş ve Hz. Ali’yi buna zorlamışlardı. Ancak, tahkimden bekledikleri sonucu alamayınca, tahkimi kabul eden herkesi tekfir etmişlerdi. Bunun üzerine Hz. Ali, “Hariciler” diye isimlendirilen bu grubun üzerine gitmiş, onların önemli bir kısmını ortadan kaldırmış, ancak sonunda bir suikasta uğrayarak öldürülmüştü. Büyük günah işleyenlerin kafir olduğunu kabul eden Hariciler, kendileri gibi düşünmeyen bütün Müslümanları tekfir etmiş, baskınlar yapmak suretiyle kanlarının akıtılmasını helal görmüş ve bulundukları bölgelerde terör estirmişlerdi.

Hz. Osman döneminden itibaren meydana gelen fitne hadiselerinden uzak duran ve yine Müslümanlar arasında meydana gelen savaşlarda taraf olmayan, bunu da sırf İslâm ümmetinin birliği için yapan Hz. Ali ve Osman taraftarlarının dışında tarafsızlar diye tanımlanan üçüncü bir grup oluşmuştu. Böyle bir tavrın ilk defa, Hz. Osman'ın öldürülmesinden sonra Medine'ye dönen ve “Şüpheciler” (Şükkâk) olarak tanımlanan gaziler tarafından ortaya konulduğu görülür. Çünkü bunlar, Hz. Osman'ın ölümü üzerine Medine'ye döndüklerinde, birlik ve beraberlik içerisinde bıraktıkları insanların birbirini öldürmekte ve birbirleriyle çekişmekte olduklarını görünce, onlardan hangisinin haklı olduğundan şüpheye düşmüş ve tarafsız kalmayı tercih etmişlerdir. Bunların kanaatine göre ayrılığa düşen grupların hepsi güvenilen ve doğruluğu kabul edilen kimselerdir. Bu gruplara karşı nefret duymak, kendilerine lanet etmek mümkün değildir. En doğru hareket onların durumlarını Allah’a havale etmektir. Mürcie’nin ilk tezahürü olarak isimlendirebileceğimiz bu tavır, aslında Hz. Osman'ın öldürülmesinden sonra Medine'ye dönen gazilerle sınırlı değildi. Özellikle Hz. Ali-Muaviye çekişmesi sürecinde benzer bir tavrın savaşlara katılmayan Abdullah b. Ömer, Sa'd b. Ebî Vakkâs, Muhammed b. Mesleme, Üsame b. Zeyd gibi sahabiler tarafından da sergilendiği bilinmektedir. Bunlar, başlangıçta Hz. Ali’ye biat etmekten kaçınmış, ancak daha sonra biat ettikleri halde ehli kıbleye kılıç çekmeyi reddetmiştir. Bu şahıslar, Müslümanların birbirine kılıç çekmesini kabul etmeyip, İslâm ümmetinin birliğini bozacak fitneden uzak durmayı din ve fazilet görmüşler, her asırda iktidarı ele geçiren imamı tanımışlar ve Ehl-i Kıble'den isyan edenle savaşı haram kılmışlardır.

Tarafsızlar diye isimlendirilen bu grubunun liderliğini Mekke ve Medine’de tartışmasız büyük bir nüfuza sahip olan Abdullah b. Ömer (ö.73/692) yapmakta idi. Kaynaklarda ilk Mürciî fikirler olarak ele alınan pek çok görüşün ilk defa onun tarafından ortaya konulduğu görülmektedir. O, Müslümanlara karşı savaşmanın doğru olmadığını ileri sürerek fitne döneminde Medine'ye ve Mekke'ye vali olarak kim geldiyse, onun arkasında namaz kılmış ve ona zekâtını vermiştir. Hatta o, Haccac'ın ve Haricî Necde b. Amir'in ve İbn Zübeyr'in arkasında namaz kıldığı için tenkit edilmiştir. Bu siyasi tavır, Hz. Ali'nin öldürülmesinden sonra Hasan'ın hilafeti Muaviye'ye devretmesiyle birlikte –siyasi anlamda hareket alanının daralması sebebiyle- daha da güçlenmişti.

Aslında Mürcie'nin siyasî ve dinî hareket olarak teşekkül tarihini, belli bir şahısla başlatmak yerine ilk mürciî fikirlerin toplum tarafından bir siyasî tavır olarak benimsendiği dönemden itibaren başlatmak daha doğrudur. Çünkü kaynaklarda, ilk “irca” fikrini ortaya attığından bahsedilen Medine'li Hasan b. Muhammed, Kûfe'li Hammad b. Ebû Süleyman ve Zer b. Abdullah, Basralı Hassan b. Haris el-Müzeni ve Ebû Salt es- Semmân gibi birden fazla kişi bulunmaktadır.

Mürcie’nin doğuşu ve tam bir ekol olarak tarih sahnesinde yerini alması, 72’de (691) telif edilen Sâlim b. Zekvan’ın Sire'si ve birkaç yıl sonra kaleme alınan Hasan b. Muhammed'in Kitâbü’l-îrcâ'sı ışığında değerlendirildiğinde ekolün 60-75/679-694 tarihleri arasında teşekkül ettiği ortaya çıkmaktadır.

Sonuç olarak Mürcie, İslâm toplumunu tehdit eden başta Haricî zihniyetine, ikinci olarak Emevî-Haşimî çekişmesine, Emevîlerin Haricîlere ve kendilerine biat etmeyen kimselere karşı oldukça acımasız davranışlarına ve mevaliyi ikinci sınıf vatandaş olarak görmelerine, özellikle de Müslümanların birbirini öldürmelerine tepki olarak doğmuş, 60/679 ile 75/694 tarihleri arasında teşekkül etmiş uzlaşmacı, birlik ve barış taraftarı siyasî bir fırka olduğu anlaşılmaktadır.

Mürcie'nin Tarihçesi

Mürcie ekolü, ana fikirlerinin teşekkülünden kısa süre sonra toplumun Arap ve Arap olmayan her kesiminden büyük destek almış, önemli alimlerin katkısıyla çeşitli bölgelere yayılmaya başlamıştır. Nitekim meşhur Mürciî alim Hasan b. Muhammed b. Hanefiyye’nin Kitâbü’l-İrcâ adlı bir eser yazması ve bunu Basra, Mekke, Küfe ve diğer büyük şehirlere göndermesi ile birlikte “irca” fikrinin yayılmasında önemli bir rol oynamıştır.

a) Emevîler Dönemi


Bu dönemde Mürcii fikirlere gönül verenler, iç çekişmelerden olabildiğince uzak kalmış, ilim ve ibadetle meşgul olmuş; daha çok Horasan ve Maveraünnehir'de yürütülen fetih hareketlerine katılmak suretiyle kâfirlerle cihadı tercih etmiş ya da kadılık ve imamlık gibi resmî görevler üstlenerek haksızlıklara mani olmaya çalışmıştır. Mürcie mensuplarının siyasi çekişmelerden uzak durmaya çalışmaları, onların tamamen bir köşeye çekildikleri anlamına da gelmemelidir. Mürcie içerisinde, haksız tarafla mücadeleyi şart koşan kanada mensup olanlar Emevî yöneticilerinin açık haksızlıklarını eleştirmeden geri kalmamışlardır.Emevîler tarafından gerçekleştirilen ve İslam’ın ruhuna aykırı olan uygulamalar sebebiyle Mürcie grubu, Emevîlere karşı gerçekleştirilen isyanların hemen hepsine fert veya grup olarak katılmıştır. Bu isyanlar arasında tarihî sırayla, 81/700 yılında Abdurrahman b. Muhammed b. el-Eş'as, 101/719'de Yezid b. Mühelleb, 122/739'de Zeyd b. Ali ...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Mezhepler Tarihi 8.Hafta
« Posted on: 21 Eylül 2019, 22:51:48 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Mezhepler Tarihi 8.Hafta rüya tabiri,Mezhepler Tarihi 8.Hafta mekke canlı, Mezhepler Tarihi 8.Hafta kabe canlı yayın, Mezhepler Tarihi 8.Hafta Üç boyutlu kuran oku Mezhepler Tarihi 8.Hafta kuran ı kerim, Mezhepler Tarihi 8.Hafta peygamber kıssaları,Mezhepler Tarihi 8.Hafta ilitam ders soruları, Mezhepler Tarihi 8.Haftaönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &