Mantık Ders Notları 1-8

<< < (2/3) > >>

Reyyan:
Mantık 6.Hafta Ders notları
B. Tanım Teorisi

1. Tanım

Aristoteles‟e göre, en genel anlamıyla tanım, “bir şeyin ne olduğunu açıklamaktır” yani tanım, bazı İslam mantıkçılarında olduğu gibi “nesnenin mahiyetini ifade eden bir sözdür.” Aristoteles‟in bir diğer tanımı da “türde nesnenin niçin var olduğunu gösteren sözdür” şeklindedir. Tanım, her şeyden önce bir önermedir, çünkü tanım konunun içeriğini izah etmekten ibarettir.

Gazali, tanımın (hadd) asıl tanımını vermeden önce şu tanımlara dikkat çeker:


Mevcuda “şey”, ilme “marifet” ve harekete de “yer değiştirme” denmesinde olduğu gibi, sözcüğün tekrarlanabileceği kanaatinde olanlara göre, tanımın tanımı: “Bir sözcüğü, cami ve mani olmak kaydıyla, soran açısından daha açık ve anlaşılır başka bir sözcükle karşılamaktır.”

İnsan, “düşünen, ölümlü, dik duran, gülücü bir canlıdan ibarettir” dendiğinde bu bir tanım oluşturur ve bu tanım, insanın kendi nefsini de cismini de kapsar. Çünkü tarifte, insan ile diğer canlıları ayırt etme zorunluluğu vardır. Ancak sadece “insan düşünen canlıdır” denirse, bu yalnızca onun nefsini kapsar. Yukarıda da ifade edildiği gibi tanım, “bir şeyin mahiyetine delalet eden sözdür.” Mahiyete ise “O nedir?” ve “O kimdir?” sorularıyla ulaşılır, fakat bunların cevabında da dikkatli davranılmalıdır.

 Mesela, sıradan bir insanı işaret edip  “O kimdir?” denmeyip “O nedir?” denirse, bunun cevabı “insandır” olmalıdır. Şayet “canlıdır” denirse, mahiyetin cevabı olmaz. Çünkü insan, mücerret olarak canlı değil, akıllı canlıdır. İnsan yerine beyaz, uzun, alim veya katip denilirse yine cevap olmaz.

2. Tanımın Çeşitleri

2.1. Beş Tümel’e Göre Tanım Çeşitleri

Tam Özsel Tanım(Hadd-ı Tam): Bir şeyin yakın cinsi ile yakın ayrımından yapılan tanımdır. “İnsan konuşan canlıdır” tanımında “canlı”, “insan” kavramının yakın cinsi, “insan”, tür “düşünme” ise insanın ayrımıdır.

Eksik Özsel Tanım ( Hadd-ı Nakıs): Bir şeyin uzan cinsi ile yakın ayrımından yapılan tanımdır. “İnsan düşünen cisimdir” tanımında “cisim”, insanın uzak cinsi, düşünen ifadesi ise onun yakın ayrımıdır.

Tam İlintisel Tanım (Resm-i Tam): Bir şeyin yakın cinsi ile hassasından yapılan tanımdır. “İnsan, gülme özeliği olan canlıdır”, tanımı gibi. Bu tanımda canlı insanın uzak cinsi gülme özelliğine sahip olma ise onun hassasıdır.

Eksik İlintisel Tanım (Resm-i Nakıs): Bir şeyin uzak cinsi ile ilintisinden yapılan tanımdır. “İnsan uyuma özeliği olan cisimdir” gibi. Bu tanımda “cisim” uzak cins, uyuma ise ilintidir.

Yer verdiğimiz tanım çeşitlerinin de içinde yer aldığı ancak farklı başlık ve şekillerde ele alınan tanım çeşitleri de vardır. Mesela, Gazali gibi bazı filozoflar tanımı lafiz (adsal), resmi (ilitisel/tasviri) ve hakiki olmak üzere üç kısım halinde ele almışlardır. Tanım bu üç çeşidi de “ne/ nedir?” sorusunun cevabı olarak ortaya konabilmektedir.

2.2. Lafzi (Adsal) Tanım: Sadece sözcüğün açıklanmasının yapıldığı tanım şeklidir. Mesela, Arap dilinde şarap (hamr) anlamına gelen “ukar” sözcüğünü bilmeyen kimsenin


“Ukar nedir?” demesi böyledir. Eğer bu şahıs “hamr” sözcüğünü biliyorsa ona “ukar, hamrdır” şeklinde cevap verilir, işte bu şekilde verilen cevap lafzi tanımdır.

2.3. Resmi (İlintisel/Tasviri) Tanım: Resmi tanım daha çok fıkıh usulü ve kelamda kullanılan bir tanım şeklidir. Bir şeyin şeyin hakikatini değil, onun biçimsel şeklini tanımlamaya resmi tanım denir. Resmi tanım, sorulan şeyi diğer şeylerden ayıran uygun “cami” ve “mani” niteliklerinin istenmesi ile olur. Mesela, “Hamr nedir?” diye sorana, “hamr, köpük ile atılan, sonra mayalanmış hale dönüşen ve küpte saklanan sıvıdır” denilmesi böyledir.

Gazali‟ye göre, resmi tanımların en güzeli, en yakın cinsi ortaya konan ve herkesçe bilinen meşhur özelliklerle tamamlanan tanımdır. İnsan hakkında “O, iki ayağı üzerine yürüyen, tırnakları geniş, tabiatıyla gülücü canlıdır” demek gibi.

Farabi‟ye göre ise “hadd, öyle bir sözdür ki teşkili “takyid”in teşkili gibi olup, herhangi bir isimle delalet edilen manayı bu mananın kaim olduğu şeylerle anlatır.” Resm ise, “öyle bir sözdür ki teşkili “takyid”in teşkili gibi olup, herhangi bir isimle manayı o mananın kaim olmadığı aksine, o mananın hallerinin kaim olduğu şeylerle anlatır.” Mesela duvar, “taştan veya kerpiçten ya da topraktan, çatı meydana getirmek üzere, dikilmiş olan cisimdir” dendiğinde duvarın tanımı; duvar, “kapılarının tespit edildiği, kireçten kazıkların tutturulduğu, burçların yapıldığı ve oturanın dayandığı bir cisimdir” dendiğinde duvarın resmi yapılmış olur. Çünkü birincisi duvarın kendisi ile kaim olduğu şeyleri anlatırken ikincisi, duvarın kendisiyle kaim olmadığı şeyleri anlatmaktadır.

2.4. Hakiki Tanım: Bir şeyin bütün zati niteliklerini ortaya koyarak onu tanımlamaya “hakiki tanım” denir. Hakiki tanım ile bir şeyin mahiyeti ve zatı ortaya konur. Mesela, “Hamr nedir?” diye sorana, “hamr, üzümden sıkılarak elde edilen sarhoş edici içkidir” denmesi böyledir. Bu tanım, şarabın hakikatini ortaya koyar.

Hakiki tanımda tanımlanan şeyin bütün özsel nitelikleri zikredileceğinden tanımlayan tanımlananı, tanımlanan da tanımlayanı tam olarak karşılar. Çünkü nitelikler tanımlanan şeyi, tanımlanan şey de nitelikleri tam olarak ifade eder. Diğer tanım türlerinde bu özellik tam olarak gerçekleşmez. Dolayısıyla hakiki tanım hadd-i tam olarak kabul edilen tanım şeklidir.

3. Tanımın Şartları

Hakiki tanımı yapmanın da bir takım şartları vardır; bu şartlar yerine getirilmediği zaman hakiki tanım değil, “resmi tanım” veya “lafzi tanım” gerçekleşmiş olur. Böyle bir tanım da şeyin hakikatini belirtici olmaktan ve şeyin nefisteki anlamını zihinde tasvir etmekten çıkar. Tam özsel bir tanım yapmak için aşağıdaki şartlara riayet etmek gerekir:

1. Tanımın, cins ve ayırımdan yapılması gerekir. Mesela, yerden biten bir şeye işaretle “Bu nedir?” diye sorulduğunda “O büyüyen bir cisimdir” denmeli ve büyümeyen şeyler dışarıda bırakılmalıdır. İşte bu kaçınmaya “ayırım” denir. Yani tam bir tanımın gerçekleşmesi için yakın cins ve yakın ayrımın olması gerekir.

2. Tanım tanımlanan şeyin bütün özsel nitelikleri zikredilmeli ve daha genel olan daha özel olandan önce alınmalıdır. Mesela, bitkiyi tanımlarken “O büyüyendir, cisimdir” değil, tersine “O cisimdir, büyüyendir” demek gerekir.

3. Tanım ne çok uzun ne de çok kısa olmalıdır. Yani tanımda yakın cins bulunduğunda uzak cinsi zikretmekten kaçınılmalıdır. Aksi taktirde tekrara düşülür. Şöyle ki, şarabın tanımında “O, cisimdir, sarhoş edicidir ve üzümden elde edilmiştir” denir. Fakat bu tanım bozuktur ve şarabın hakikatini tasvire yetmez. Doğrusu “O sarhoş edici içecektir” şeklinde olmalıdır. Çünkü “içecek” sözü en yakın cinstir. Cins, zikredildikten sonra “ayrım” araştırılmalıdır, çünkü içecek sözü, diğer içecekleri de içine alır. Bu içeceğin özsel niteliklerini sıralamak suretiyle diğerlerinden ayırmak gerekir. Mesela, “aslan nedir?” denildiğinde, köpekten ayırt etmek için “ağzı kötü kokan (ebhar) yırtıcı canlıdır” dense, her ne kadar ağzı kötü kokulu olması aslanın özelliklerinden olsa da, bu herkesçe bilinmeyen gizli bir niteliktir. Bunun yerine “aslan, boynu kalın yiğit canlıdır” dense, bu ayrılmaz ve ilintisel nitelikler maksada daha yakındır. Çünkü bunlar daha açık ve belirgindir. Özsel niteliklerden bir kısmını idrak etmek kolay, bir kısmını idrak etmek ise zordur.

4. Bir şeyi kendisinden daha açık olmayan bir şeyle açıklamamak gerekirMümkün olduğu kadar, tanımın kısa-özlü olmasına ve doğrudan delalet eden temel terimi bulmaya çalışmak gerekir.

5. Tanım yapan kişinin özsel, ilintisel ve ayrılmaz nitelikler arasındaki farkı iyi bilmesi gerekir. Özsel nitelik bir şeyin mahiyetine ve hakikatine dahil olan ve mananın anlaşılması kendisine bağlı olan şeydir. Mesela, siyahlık için “renklilik” böyledir. Ayrılmaz nitelik zattan ayrılamaz, fakat şeyin hakikat ve mahiyetinin anlaşılması buna bağlı değildir. Güneşin doğuşu anında atın, bitkinin ve ağacın gölgesinin düşmesi böyledir. Bu husus şeyin onun tabi ve ayrılmaz bir niteliğidir. İlintisel nitelik ise şey ile sürekli birlikte bulunması zorunlu olmayıp, ayrılması düşünülebilen niteliktir. Bu ayrılma, utanan kişinin kızarmasında olduğu gibi çabuk, altının sarılığı, gözün maviliği, zencinin siyahlığı gibi yavaş da olabilir.

6. Tanım döndürme yolu ile döndürülebilmelidir. Yani tanımın anlamı bozulmaksızın konu, yüklemin yüklem de konun yerine alınabilmelidir.

Reyyan:
Mantık 7. hafta özeti
4. Tanımda Hataya Düşülen Yerler

Tanımlarda hatalar üç yönden oluşur.

1. Cins yönünden,

2. Ayrım (fasıl) yönünden,

3. İkisi arasındaki ortak bir durum yönünden.

1. Cins yönünden meydana gelen hata yerleri: Tanımlarda hatanın yapıldığı birinci yer, cinslerle ilgilidir. Cins ile ilgili hatalar birkaç şekilde meydana gelebilir:

a. Tanımda cinsin yerine ayırımın alınması: Aşk hakkında, “Aşk, sevginin ölçüyü aşmasıdır (ifratu‟l-mahhabbe)” demek gibi. Halbuki Aşk, ölçüyü aşan bir sevgidir.

b. Cinsin yerine maddenin alınması: “Kılıç, kendisi ile kesilen demirdir (kesmeye yarayan demirdir).” Bu şeyin tanımında madde cins yerine kullanılmıştır. Aslında kılıcın tanımında “demirden yapılmış, eni şöyle olan, şu şekilde kesmeye yarayan, uzun sınai (yapılmış) alettir” denilmesi gerekir. Bu durumda, “alet” sözü cins olurken, demir sözü ise cins değil, şeklin (suretin) maddesi olur.

c. Cinsin yerine heyulanın alınması (cinsin yerine şu anda mevcut olmadığı halde, önceden mevcut olan şeyin alınması): “Kül, yakılmış bir ağaçtır” demek böyledir. Sedirdeki ağacın tersine kül daha önce ağaç iken, hâlihazırda “ağaç” değildir. Ağaç, zati suretin yani heyulanın değişmesi ile küle dönüşmüştür.

 d. Cinsin yerine, cüzlerin alınması: On sayısının tanımında; “On, beş ile (artı) beştir, altı ile dörttür ya da üç ile yedidir” demek gibi.

e. Kuvvetin yerine melekenin alınması: İffet sahibi, “şehevi lezzetlerden kaçınma gücü olan kimsedir” dendiğinde kuvvetin yerine meleke alınmış olur. Ancak bu doğru değildir, doğrusu “iffetli, şehevi lezzetleri terk edendir” denilmesidir. Çünkü günahkâr (facir) kimse de şehevi lezzetlerden kaçınabilir. Aksi taktirde günahkar da bunları terk etmediği halde terk edebilme gücüne sahip olduğu için iffetli tanımına girmiş olur.

f. Cinsin yerine türün alınması: Mesela, “şer, insanlara zulüm etmektir” şeklinde yapılan bir tanımda, zulüm şerrin (kötülüğün) türlerinden biridir, şer ise zülüm dışında başka şeyleri de içine alan genel bir cinstir. Dolayısıyla cinsin yerine tür kullanılmış olur.

g. Zati olmayan ayrılmaz niteliklerin cins yerine konulması: Mesela, yerin veya güneşin tanımında “bir” ve “var” denilmesi böyledir.

2. Ayırım yönünden oluşan hata yerleri: Hatanın yapıldığı ikinci yer ayırımlarla ilgilidir. Cins olan şeyin ayırımın yerine veya hassa, lazım ya da ilintinin ayırımın yerine konmasıyla meydana gelir. Ayrıca, ihtiraz (kaçınma) hususunda ayrılmaz ve ilintisel niteliklerin, özsel nitelikler yerine alınması ve bütün ayırımların zikredilmemesi de ayırım yönünden hataya sebep olur.

3.Her ikisi arasındaki ortak bir durum yönünden meydana gelen hata yerleri: Hatanın yapıldığı üçüncü yer cins ve ayrımda ortak olan şeyle ilgilidir. Bununla ilgili hatanın birkaç yönü vardır.

a.Bir şeyi kendisinden daha kapalı olan bir şey ile tanımlamak: Ateşin tanımında “ateş nefse(ruha) benzeyen bir cisimdir” gibi. Nefis(ruh) ateşten daha kapalı olduğu halde ateşle tanımlanmaktadır


b. Zıddı, zıt ile tanımlamak: Mesela bilgiyi, “zan olmayan ve cehalet olmayan şey” şeklinde tarif etmek böyledir. “Çift, tek olmayan şeydir.

Gazali, zıtların tanımıyla ilgili olarak, bir birine zıt olan iki şeyin mutlaka ayrı şeylere delalet ettiğini ifade eder. Çünkü bir mekânda iki oluş olmadığı gibi, iki mekânda da bir oluş olmaz. Öyleyse ona göre, bir araya gelemeyen iki şey, iki zıt olarak isimlendirilmelidir. Beyaz, herhangi bir rengin değil, siyahın; sıcak, ılığın değil, soğuğun zıddıdır. İbn Sina‟ya göre de tanım, iki zıt şeyin tanımından meydana gelmez. Çünkü birbirine zıt olan iki şeyin tanımında biri diğerinden öne alınamaz.

c. Bir şeyi, kapalılık açısından kendisine eşit bir şey ile tanımlamak: Mesela bilgiyi, “bilinen şey” veya “sayesinde kişinin alim olduğu şey” diye tanımlamak böyledir.

d. Bir şeyi kendisi ile veya bilinme bakımından kendisinden sonra olan bir şeyle tanımlamak: “Güneşin, gündüzleri ortaya çıkan, ışık veren bir gezegendir” şeklinde tanımlanması böyledir. Gündüz, güneşin tanımında kullanılmıştır. Oysa gündüz, güneş bilinmeden bilinemez. Doğru tanım “gündüz, güneşin doğuşundan batışına kadar olan süredir” şeklinde olmalıdır.

e. Bağlantı bakımından birbirine denk oldukları halde, aralarında bağlantı (izafet) bulunan iki şeyi bir birine dayandırarak tanımlamak: Mesela, babayı “çocuğu olan” diye tanımlayan, çocuğu da “babası olan” diye tanımlayabilir.

 5. Tanımlamada Zihnin En Fazla Zorlandığı Yerler

Bir tanım yapmada zihnin kendisinde çok fazla zorlandığı şeyleri şöyle zikr edebiliriz:

1. Yakın cinsi almak: Tanım yapmak isteyen bir kimse, yakın cins zannederek herhangi bir cinsi alabilir, bu da onun yanılmasına sebep olur. Mesela, hamrın (içki) tanımında, “hamr, sarhoş edeci bir sıvıdır (mai)” demek böyledir. Sıvı kavramının altında bulunan “şarap” terimi göz ardı edilmiştir ki “şarap” kavramı hamr kavramı için sıvı kavramından daha yakın bir cinstir

2. Bütün ayırımların özsel olması: Vücut (varlık) ve zihinde ayrılmayan nitelikler, özsel niteliklere çok fazla benzerler, aradaki farkı anlamak çok zordur. Böyle nitelikler ayrımın yerine alınıp, özsel nitelik zannedilebilir.

3. Hiçbir özsel ayırım dışarıda kalmayacak şekilde bütün özsel ayırımları almak: Özellikle de kendisiyle ayırt etmenin (temyiz) gerçekleştiği ve yüklemede isme eşit olmanın sağlandığı ayrımlar bulunduğunda onlardan bir tanesinin bile ihmal edilmediğine nasıl inanabiliriz? Mesela cismin, nefis sahibi ve duygulu olması böyledir. Burada “canlı” teriminde eşitlik sağlanmıştır ancak, “iradesi ile hareket eden” ifadesi ihmal edilmiştir. Bunun anlaşılması ise çok fazla dikkat gerektirir.

4. Ayrımın, türü ayakta tutan (mukavim) ve cinsi de bölen bir şey olması: Cisim, canlı ve canlı olmayan şeklinde bölündüğü zaman, özsel ayırımla bölünmüş olur. Fakat “cisim konuşan ve konuşmayandır” şeklinde bir bölme olduğunda, bu bölme özsel ayırımla olan bir bölümleme değildir. Tanımların inceliklerine uymak için, bu gibi şeylerde tertibe riayet etmek şarttır.

6. Tanımlanamazlar

Her şeyi tanımlamak mümkün değildir. Tanımlanmayanları aşağıdaki gibi sıralamak mümkündür.

1. Tecrübenin doğrudan doğruya verileri tanımlanamaz. Duyumlar (renk, ses, vs.) ve duygular (aşk, kin, vs.) bu türdendir.

2. Duyuların verileri tanımlanamaz. Mesela, “misk”in kokusunu veya balın tadını tanımlamak istersek, buna muktedir olamayız. Fakat bölme ve analoji yoluyla, tanımlamak istediğimiz şeyin manasını açıklayabiliriz.

3. Üstün cinslerin yani son derece genel olan, daha üstünde içlemi bulunmayan terimlerin de tanımı yapılamaz. Mesela, varlık, zaman, mekan gibi kavramlar üstün cinstir, bunlar tanımlanamaz.

Kendisinde bileşiklik bulunmayan anlam tanımı, ancak sözcüğü şerh etme veya resm etme yoluyla yapılabilir. Mesela “Hamr” için “ukar”, “ilim” için “marifet”, “hareket” için “yer değiştirmek” terimlerini kullanmak böyledir.

3. Fertleri gösteren, türleri olmayan tek şeylerin de tanımı yapılamaz. Örneğin, İstanbul, Gazali gibi terimleri tasvir edilebilir ama tam tanımları yapılamaz.

Aristoteles‟e göre, basit tasavvurların, yüksek cinslerin, fertlerin ve bir cins teşkil etmeyen tek tek vakaların, tesadüfî olguların tanımı yapılamaz. Duyumların doğrudan doğruya verileri tanımlanamaz. Ona göre varlığını bilmediğimiz şeylerin tanımını yapmak da zordur, bu zorluğun sebebi ise nesnenin var olup olmadığını ancak ilinti yoluyla bilmemizdir. İbn Sina‟ya göre de basitler tanımlanamaz, çünkü tam tanım için ayırımlar zorunludur. Böylece görülmektedir ki, basitler hariç, her mürekkep tanımlanabilmektedir. Şayet bu mürekkepler başkalarının terkibinde yer alıyorsa, kendileriyle tanım da yapılabilir, aksi takdirde kendileri ile tanım yapılamaz.


 

BÖLME VE SINIFLANDIRMA

A. Bölme

Bölme konusu, tanımı tamamlayıcı bir konudur. Tanım tanımlananın içlemi ile ilgili iken, bölme kaplamla ilgilidir. Bölme, bir terimin içine aldığı fertleri ortak niteliklerine göre bir ayrıma tabi tutmaktır.

Mantık kitaplarında iki çeşit bölme ele alınmaktadır.

Birincisi: Bir bütünün kendisini oluşturan elemanlarına bölünmesi: Bu tür bölmede bölüler, bölünenden ayrıdır. Suyun hidrojen ile oksijene bölünmesi gibi. Hidojen ile oksijen bir birinden ve herbiri sudan farklı oldukları halde bir araya gelerek suyu oluştururlar.

İkincisi: Bir tümelin tikellerine bölünmesi: Bu tür bölmede bölünenle bölümleri birbirlerinden ayrı şeyler değildir. Örneği aile, anne, baba ve çoculara bölünür, dolayısıyla aile anne, baba ve çocuklar kapsana yani onlardan daha genel bir kavramdır ve aileyi oluşturanlar aileden farklı şeyler değildir.

1. Bölmenin Şartları

                        1. Bölme tam olmalıdır. Bölme ile ilgili olan her şey bölmeye tabi tutulmalıdır. Mesela, “canlı ya yürüyendir ya yüzendir ya sürüngendir” şeklindeki bir bölme eksik olur. Çünkü “uçan ve yüzen canlılar” bu bölmenin dışında tutulmuştur.

                        2. Bölümler, bölünenin aynı veya ona aykırı olmamalıdır. Mesela, “çizgi ya doğru olur veya eğri olur” bölmesi doğrudur. Fakat “çizgi ya çizgidir ya da eğri çizgidir” veya “çizgi ya doğru ya da dairedir” şeklindeki bir bölme yanlıştır. Çünkü çizgi ya çizgidir denmekle bölünen aynen tekrarlanıyor; çizgi dairedir denmekle de bölünenin kapsamına girmeyen bölüme yer veriliyor.

                        3. Bölünen terim bölümlerden daha genel olmalıdır. Çünkü parça, bütünü içine alamaz. Bütün parçaları içine alır.

                        4. Bölünen terimler birbirlerine döndürülememelidir. Bölünen terimleri birbirlerine döndürüldüğünde bölme gerçeklemez.

B. Sınıflandırma


Sınıflandırma, terimleri kaplam derecesine göre ayırmaktır. Başka bir ifade ile varlıkları cins ve türlerine bölerek, onları bir düzen içinde göstermektir. Sınıflandırmada, sınıflandırmaya tabi tutulacak olan şeyler benzerlik ve farklılıklarına göre ayrılır ve basitten karmaşıklığa gidecek şekilde sıralanır.

1. Sınıflandırmanın Çeşitleri

Sınıflandırma iki şekilde ele alınabilir:

Birincisi: Yapay sınıflandırma: Sınıflandırmaya tabi tutulacak şeylerin, fayda ve kolaylık sağlayacağı durum göz önünde bulundurularak gelip geçici özeliklerine göre sınıflandırılmasıdır. Bu tür sınıflandırmanın pratik hayatta kolaylık sağlaması dışında bir önemi yoktur. Kütüphanedeki kitapların ve konfeksiyolardi elbiselerin sınıflaması bu tür sınıflamaya örnek verilebilir.

İkincisi: Doğal Sınıflandırma: Sınıflandırılacak şeylerin temel niteliklerini gözönünde bulundurarak sınıflamayı yapmaktır. Bilimlerde yapılan sınıflandırma doğal sınıflandırmadır.

2. Sınıflandırmanın Şartları

Sınıflandırmanın iki şart vardır. Bu şartlara riayet edildiğinde iyi bir sınıflandırma yapılabilir.

                        1. Sınıflandırma tam olmalıdır. Sınıflandırılacak şeylerin hiçbirini dışarıda bırakmamak ve sınıflandırmayı gereksiz yere çoğaltmamak gerekir

                        2. Sınıflandırılacak bütün varlıklar sadece ilgili oldukları tür içinde zikredilmelidir. Mesela, canlılarla ilgili bir sınıflandırma yapılırken cansızlara sınıflandırma içerisinde yer verilemez.

                        3. Sınıflandırılacak varlıkların hiçbiri aynı anda iki ayrı tür içinde yer almamalıdır.

Reyyan:
8.HAFTA(MANTIK)

1.Önerme Teorisi

Önerme, klasik mantığın temel konusundan biri olmakla beraber kıyaslara bir hazırlık konumundadır.

1.1.Önermenin Tanımı Düşünmemizin en basit birimleri tekillerdir; bu nedenle bunlar ilk algılanan şeylerdir; “cisim”, “hareket”, “alem”, “hadis” ve “kadim” gibi tekil isimlerle gösterilen şeylerin anlamını bilmek böyledir. Tekil şeyleri bilmek “tasavvur”, iki tekil şey arasındaki haberi nisbeti (nisbet-i haberiyye) bilmek de “tasdik” olarak isimlendirilir. Buna göre bilgi ya “tasavvur” ya da “tasdik”ten oluşur

Farabi‟ye göre tasdik geçekten doğru ve gerçekten yanlış olan şeyin tasdikidir

İ H. İzmirli “tasdik, iki tasavvurun nispete vazedilmesidir.”

Gazali, bir önermenin gerçekleşebilmesi için tekillerin birbirlerine olumlu (ispat) veya olumsuz (nefy) yönden nispet edilmeleri gerektiğini ifade eder.

Çünkü doğrulama kavramlarda değil sadece “hüküm bildiren önerme”de söz konusudur. İki tekil sözcükten meydana getirilebilecek en alt bileşik ise “nitelik” ve “nitelenenden ibarettir.

Nitelik, olumsuzlama veya olumlama yoluyla bir şeye nispet edildiğinde ya doğrulanır ya da yanlışlanır. Ancak hadis, cisim veya kadim gibi tekil terimlerin doğruluk ve yanlışlığı olmaz. Buna göre önermeyi, “doğrulaması ve yanlışlaması yapılabilen sözdür” şeklinde tanımlamak mümkündür. “Önerme (haber), bir kimsenin arazla değil, zatla doğrudur veya yanlıştır dediği şeydir.” Yani önerme, kendisiyle doğrudur veya yanlıştır sonucuna varılan yargıdır. Mesela, “Alem sonradan olmadır”, “Güneş doğmuşsa yıldızlar gizlenmiştir” veya “Alem ya sonradan olmadır ya da öncesizdir (kadim)” diyen bir kimseye doğru söyledin; “İnsan taştır”,gibi

Aristoteles, “önermeyi, bir şey hakkında bir şey tasdik etmek veya bir şey hakkında bir şey inkar etmektir” şeklinde tanımlarken, Farabi, öyle bir sözdür ki onda bir şeyle bir şey hakkında hüküm verilir” şeklinde tanımlar. İbn Sina ise önermeyi, “kendisini doğru ve yanlış hükmünün takip etmesi bakımından iki şey arasındaki nisbettir. Ebheri ve Katibi önermeyi, “söyleyeni hakkında „söylediği doğrudur veya yanlıştır‟ demeye elverişli sözdür” şeklinde tanımlamaktadırlar; “Ali katiptir”, “Eğer güneş doğarsa gündüz olur” gibi

Önerme, zatı itibariyle iki tekil parçaya ayrılır. Birincisi, “haber” diğeri ise “kendisinden haber verilen”dir. “Zeyd ayaktadır” dendiğinde Zeyd, kendisinden haber verilen, ayaktadır kısmı ise haberdir.

Gazali, “Nahivcilerin önermenin ilk kısmını “mübteda” ikinci kısmını ise “haber”; kelamcıların birini “vasıf” diğerini “mevsuf”; mantıkçıların birini “konu (mevzu)” diğerini “yüklem (mahmul)”; fakihlerin ise birini “hüküm” diğerini “mahkumun aleyh” olarak adlandırdıklarını ifade eder.

Farabi ve Ebheri de yüklemli önermenin birinci kısmını konu, ikinci kısmını ise yüklem olarak tanımlamaktadırlar. Onlara göre şartlı önermenin birinci bölümüne ise mukaddem, ikinci kısmına da tali denir.

1.2.Önermenin Yapısı “Alem hadistir” önermesinde olduğu gibi olumlama yoluyla olabileceği gibi, “Alem kadim değildir” önermesindeki gibi olumsuzlama yoluyla da olabilir. Böyle bir önerme iki parçadan oluşur; biri konu, diğeri ise yüklemdir.105 Ancak bir konu ve yüklemden oluşan her cümle önerme olmaz, çünkü önermede bir hükmün ya da yargının olması gerekir, nitekim zikredilen önermeler birer yargı ifade etmektedir. Çünkü bunlarda konu ve yükleme ek olarak, onları birbirine bağlayan bir bağ vardır.

Gelenbevi‟ye göre, hüküm için “kendisi üzerine hükmolunacak bir şey” ile “kendisiyle hükmolunacak diğer bir şey”in var olması zorunludur. “Allah kabul etsin”, “Zeyd kalksın”, “Sen otur” gibi dilek-istek cümleleri ile, “Sarı kalem”, “Ahmed‟in elbisesi” v.b. gibi hüküm bakımından eksik olan cümleler önermenin tanımının dışında kalır.

Soru “talep”, “temenni”, “ümit”, “hayret” cümleleri hüküm ifade etmedikleri için önerme olarak kabul edilmez. “Bana bir konu öğret” veya “Mekke‟ye gitmede bana eşlik eder misin?” diyen bir kimseye, “ne doğru ne de yanlış söyledin” denilemediği için bu tür cümleler önerme olmaz.

Bir önermenin gerçekleşebilmesi için üç unsur gereklidir: Konu, yüklem ve üçüncü olarak yüklemi konuya bağlayan bağ. Mesela, “Alem hadistir” önermesini ele aldığımız da “alem” konu, “hadis” yüklem, “tır” ise bağdır.

2. Önerme Çeşitleri

2.1. Oluşumu (Terkip) Bakımından Önermeler

Oluşumu bakımından önermeleri üç grup altında incelemek mümkündür:

1. Yüklemli (Basit) önermeler

2. Bitişik şartlı önermeler

3. Ayrık şartlı önermeler

2.1.1. Yüklemli Önermeler

Yüklemli önerme, bir mananın başka bir manaya yüklenmesi veya bir manaya yükleme yapılmadan hükmün kendisinde gerçekleştiği şeydir; “Alem hadistir”, “Alem hadis değildir” önermeleri gibi.

Yüklemli önerme iki kısımdan meydana gelir; bunlarda biri “konu” olarak isimlendirilir. Konu, kendisinden haber verilen şeydir. “Alem, sonradan olmadır”  önermesindeki “alem” kelimesi konudur. Yüklemli önermeyi meydana getiren ikinci kısım ise, “yüklem” olarak isimlendirilir. “Alem sonradan olmadır” önermesindeki “sonradan olmadır” ifadesi yüklemdir

2.1.2.1. Bitişik Şartlı Önermeler

Eğer şartlı önermede mukaddem (önbileşen) ve talinin (ardbileşen) olumluda birleşmesi ve olumsuzda birleşmemeleri ile hükmolunursa bunlara bitişik şartlı önermeler denir. Mesela, “Eğer güneş doğarsa, yıldızlar gizlenir” ve “Eğer alem hadis ise, onun bir yaratıcısı vardır”,

1. Mukaddem: “Eğer güneş doğarsa, hemen yıldızlar gizlenir” önermesinde “eğer güneş doğarsa” ifadesi mukaddem olarak isimlendirilir.

2. Tali: Zikr edilen önermenin “Hemen yıldızlar gizlenir” ifadesi, tali olarak isimlendirilir

2.1.2.2. Ayrık Şartlı Önermeler

Bitişik şartlı önermelerde iki önermenin birleşmesi gerektiği halde, ayrık şartlı önermelerde önermelerin ayrılmaları gerekir. Bu nedenle böyle önermeler ayrık olarak isimlendirilir. Mesela, “Alem ya hadistir ya da kadimdir” önermesinde iki yüklemli önerme bir araya getirilerek ayrık şartlı formuna sokulmuştur. Ancak bu şartlı önermeyi oluşturan önermelerden bir tanesi doğrudur. Yani biri diğerinden ayrılmak durumundadır. Kelamcılar bunu, “sebr ve taksim” olarak isimlendirirler.

1. Önermenin döndürülmemiş asıl durumu; “Güneş doğmuş ise, yıldızlar gizlenmiştir.”

2. Önermenin döndürülmüş durumu; “Yıldızlar gizlenmiş ise, güneş doğmuştur” gibi.

Yani ikisinden biri –asıl veya onun döndürülmüş hali- doğrulanırken diğeri yanlışlanmış olur. Yukarıda zikrettiğimiz örnekte bu açıkça görülmektedir. Burada temel önerme doğru, onun döndürülmüş şekli ise yanlıştır.

Farabi, özet halindeki “Kitabu’l-İbare” adlı eserinde şartlı önermelerin sadece tanımıyla yetinirken, İbn Sina ayrıntılı bir şekilde incelediği önermeleri önce bitişik ve ayrık şartlı diye ikiye ayırmakta, ayrık şartlı önermeleri de “hakikiye”, “maniatü‟l-cemi” ve “maniatü‟l-hulu” olmak üzere üçe ayırmaktadır.

Nitelikleri Bakımından Önermeler

2.2.1. Yüklemli olumlu önermeler: “Alem sonradan olmadır”, “İnsan taştır” ve “İnsan canlıdır” gibi önermeler, yüklemli olumlu önermelerdir

2.2.2. Yüklemli olumsuz önermeler: “Alem sonradan olma değildir”, “İnsan taş değildir” ve “İnsan canlı değildir” gibi önermeler yüklemli olumsuz önermelerdir.

2.2.3. Bitişik şartlı olumlu önermeler: Mukaddem ve talinin olumluda birleşmesi ile meydana gelir; “Eğer güneş doğarsa gündüz olur”, “Eğer alem hadis ise onun bir yaratıcısı (muhdisi) vardır” önermeleri gibi.

2.2.4. Bitişik şartlı olumsuz önermeler: Bitişikliğin yani, mukaddem ile tali arasındaki gerekli bitişikliğin kaldırılmasıdır; “Eğer güneş doğmuş ise gündüz değildir”,

2.2.5. Ayrık şartlı olumlu önermeler: Mukaddem ile tali arasında bir ayrılığın gerçekleşmesi ile olur. “Merkep ya erkektir ya da dişidir”

2.2.6. Ayrık şartlı olumsuz önermeler: Mukaddem ile tali arasındaki ayrıklığın kaldırılmasıdır. Yani mukaddem ile tali arasında bir ayrıklığın gerçekleşmemesidir. Mesela, “Merkep ya erkektir ya da siyah olur değildir”

Bazen mukaddem de tali de olumsuz, onlardan meydana gelen şartlı önerme ise olumlu olabilir; “Eğer güneş doğmamışsa, gündüz olmuş değildir” önermesi olumlu bir önermedir. Çünkü gündüz olmamasının gerekliliği, güneşin doğmamış olmasına bağlanmıştır; bu ise olumluluk ifade eder. İşte burada bir yanılgı oluşabilir. Bu tür yanılgılar yüklemli önermelerde de meydana gelebilir. Ona göre, “Zeyd gören değildir” önermesinin, olumsuz  olduğu zannedilir. Oysa bu önerme de olumludur, çünkü bu önermenin anlamı “Zeyd kördür” demektir.

Gazali‟ye göre, “Zeyd görmeyendir (ğayri basir)” önermesi olumlu bir önermedir, çünkü “ğayru basir” (görür olmayan) tek bir manadır, “Zeyd leyse basirdir” önermesi ise olumsuzdur. İşte bu tür önermelere “ma‟dule” ve “ğayri muhassala” denir. Yani gerçekte bu önermeler olumludur fakat olumsuz birer siga ile ifade edilmişlerdir. Gazali, “madule” ve “muhassala” ile ilgili zikrettiklerimizin dışında bilgi vermemektedir. Oysa birçok mantık kitaplarında “ma‟dule”nin çeşitlerine ve “muhassala” ile “basite” hakkında ayrıntılı bilgilere ulaşmak mümkündür. Farabi, Peri Hermenias (Kitabu’l- İbare) adlı esrinde bunlara örnekler vererek olumlu ve olumsuz şekillerini ayrıntılı bir şekilde açıklamaktadır.

 

Nicelikleri Bakımından Önermeler

el-Mustasfa ve Mihakku’n-Nazar adlı eserlerinde niceliklerine göre önermeleri (hakkında hüküm verilene izafetle) tekil, muhmel, tümel ve tikel olmak üzere dört kısma ayıran Gazali,140 Miyaru’l-İlm ve Mekasıdu’l-Felasife adlı eserlerinde tekil ve tekil olmayan/tümel olarak ikiye ayırmakta, diğer önermeleri de bu ikincisinin altında izah etmektedir

Gazali, konularına (nicelik) göre önermeleri ikiye ayırmaktadır:

a. Tekil önerme (kaziye-i şahsiye): Belirli bir şey hakkında olan yani konusu şahsi olan önermelerdir. Mesela, “Bu siyah arazdır”, “Zeyd alimdir”, “Zeyd katiptir”, “Zeyd katip değildir”146 gibi önermeler tekil önermelerdir.

b. Tekil olmayan önerme (kaziye-i gayri şahsiye): Tekil olmayan önerme, “Belirsiz (muhmel)” ve “Belirli (mahsure)” olmak üzere ikiye ayrılır.

1. Belirsiz önerme: Konunun bütün fertlerine veya bir kısmına hüküm yüklendiğini açıklayan önermedir. Örneğin, “İnsan hüsrandadır” ve “İnsan hüsranda değildir”

2. Belirli önerme: Belirli önerme niceliği (konusu) açıkça ifade edilen önermedir. Belirli önerme tümel ve tikel olmak üzere ikiye ayrılır. Eğer hüküm konunun tamamına yüklenirse “tümel önerme (mahsureti külliye)” olarak isimlendirilir; “Bütün insanlar canlıdır” gibi. Eğer hüküm konun bir kısmına yüklenirse “tikel önerme (mahsureti cüziye)” olarak isimlendirilir; “Bazı canlılar insandır” gibi. Buna göre dört çeşit önerme karşımıza çıkmaktadır: Tekil (şahsi), belirsiz (muhmel), tümel (mahsureti külliye) ve tikel (mahsureti cüziye)

Belirli önermeleri olumluluk ve olumsuzluk bakımından dört guruba ayırılır. Şöyle ki:

Tümel olumlu (A): “Bütün insanlar canlıdır”, “Her cisim boşlukta yer tutar”, “Her siyah renktir” gibi önermeler tümel olumludur.

Tümel olumsuz (E): Hiçbir insan taş değildir.

Tikel olumlu (I): “Bazı insanlar kâtiptir”, “Bazı canlılar insandır”, “Bazı insanlar âlimdir”, “Bazı cisimler durağandır” gibi önermeler tikel olumludur.

Tikel olumsuz (O): “Bütün insanlar kâtip değildir” veya “Bazı insanlar kâtip değildir.” Bu iki önerme de tikel hüküm ifade etmektedir. Önerme çeşitlerinde göz önünde bulundurduğumuzda karşımıza sekiz çeşit önerme çıkar: Tümel olumlu, tümel olumsuz, tikel olumlu, tikel olumsuz, tekil olumlu, tekil olumsuz, belirsiz olumlu, belirsiz olumsuz. Gazali‟ye göre bu son dört önerme gurubu bilimlerde kullanılmadıkları için asıl önemli olan ilk dört guruptur

Bu şekildeki bölümlemenin hareket noktası şudur: Hakkında hüküm verilen ya kendisine işaret edilen belirli bir şeydir ya da değildir. Eğer hakkında hüküm verilen belirli bir şey olmayıp bütünü ifade ediyorsa “tümel”, grubun bir kısmını ifade ediyorsa “tikel‟ ya da hakkında hüküm verilen hiç hasredilmez; bu durumda da “belirsiz (mühmel)” olur.

Niceliliklerine göre şartlı önermeleri ise şöyle ele alabiliriz:

Bitişik şartlı önerme, tümel ve tikel önermeler olmak üzere ikiye ayrılmaktadır:

1. Tümel bitişik şartlı önerme; “Her ne zaman güneş doğarsa gündüz olur” önermesi gibi.

2. Tikel bitişik şartlı önerme; “Bazen güneş doğduğu zaman, hava bulutlu olur” önermesi gibi.

Ayrık şartlı önerme de tümel ve tikel olmak üzere ikiye ayrılmaktadır:

1. Tümel ayrık şartlı önerme; “Her cisim ya hareket halindedir ya da durgundur.”

2. Tikel ayrık şartlı önerme; “İnsan ya denizde olur ya da denizden ayrılır.”

Gazali, bitişik ve ayrık şartlı önermelerin tümel ve tikel olumsuzlarının örneklerini getirmeyip, okuyucuya bırakmıştır

 

keremali:
Allah sizen razı olsun gerçekten çok güzel çalışmalar paylaşmışsınız. sizden ricam acaba mantık dersiyle alakalı başka döküman varmı elinizde ve bu çalışmanın devamı yani 8-14 haftalarıda yükleyebilirmisinz???

akubra:
Allah razı olsun ellerinize saglık

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

[*] Önceki Sayfa

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc