ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Edebiyat Eserleri > Makale Dünyası > Denemeler > Söz Söz konusu olunca
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Söz Söz konusu olunca  (Okunma Sayısı 608 defa)
02 Eylül 2010, 13:42:46
Sümeyye

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29.261



Site
« : 02 Eylül 2010, 13:42:46 »



"SÖZ" SÖZ KONUSU OLUNCA

Evet, “Önce söz vardı.” Şimdi daha çok var…

Peki, “Söz nedir öyleyse?..”

 

Böyle bitmişti geçen yazı ve bu sefere kaldığımız yerden devam edelim istedik. Ne dediğimizden çok, ne demek istediğimizi anlatmaya çalışıyoruz zihnimizin işlediği, kelamımızın kaleme dönüştüğü kadarıyla… Ay vaktinde sefere düşenlerin nerede, nasıl, neyle karşılaşacaklarını Allah’tan gayrı bilen olmaz, demekten alamıyoruz kendimizi… Arıyoruz; dolanıyor, dolaşıyor, dönenip duruyoruz. Durmuyoruz, yanlış anlaşılmasın; dönenip duruyoruz… Söz öyle bir yere gelip durdu ki, sadece durmuş gibi yaptı ama durmadı, duramadı, durdurulamadı… Cümle durmak zorundaydı; cümle olmak için bu şarttı.

 

Önce söz vardı. Evet, şimdi daha da çok var… Sözü olanın gözü de olur ya… Gözü olanın gönlünü sormayın! Gönlü olanın gözlerini gözümüz kesiyor gibi ancak gözleri olan için o kadar emin olmak bir yana, şüphenin kucağına oturup kalıyoruz.

 

Söz, Türkçenin üzerinde durmaktan kaçınmadığı, bilakis kendini söz içre var kıldığı bir gerçek. Türkçenin sözü, sadece önemli olmakla kalmayıp bir hayatın tepeden tırnağa inşasını işaret ediyor. Türkçe sözle savaş bitirir, kelle alır, zehirli aşı bal eyler. Türkçe yaşayanlar için söz alıp-vermek, hayatın en güvenilir senetlerinden daha sağlam ve bir insanlık teminatıdır. Dile gelen her şey sadece dilden çekip gitmez Türklerin dilinde; dile gelen hayatla birlikte akıp gider… Sözlenmek, insan hayatının önemli virgüllerinden biridir. Sözünden dönmek, sözünü yemek, sözünde durmamak kansız, kavgasız cinayetin adıdır; yoktur artık sözüne sadakatsizlik yapan, yok… Kalemsiz-kağıtsız okullarda öğrenir insanlar Türkçede sözün önemini ve nakışlatırlar kamyonlarının arkasına; “Söz bilirsen söyle ibret alsınlar, söz bilmezsen sus adam sansınlar.”.

 

Tevrat ilk ayetinde, “Önce söz vardı.” Diye başlar. “Önce”, çok genel, öncesi bilinmez, ki öncenin öncesisizliği, önceyi belirlemeyi gerektirecek sözcüklerden arınarak durur orda. İnsan, dünya, hava-su-ateş-toprak demez de söz der. Düşünmeye değer!.. “Önce söz vardı.” cümlesinin anlam açılımı, “söz”e dair arayışlara katkıda bulunabilir.

 

Söz’ün en çok da karışıklıklara sebep olduğu yakındaşları dikkate alınmak durumunda. Söylemek, konuşmak, dil, anlatım-anlam vd. Oldukça yalnızlaştırmaya çalıştığımız, “söz” kelimesini çevresindekilerden arındırdıktan sonra görmeye çalışalım istiyoruz. Sözün ifade ediliş biçimleri ve ifadesine bağlı dillendirmeler zihinlerin karışıklığa kurban gitmesine sebep olabilir. “Söylemekle konuşmak, ifade etmekle dile getirmek ve anlatmak, açıklamakla beyan etmek” ifadeleri arasında, hepsi “aynı kapıya çıkmak” deyimini doğrular bir yakınlık ve benzerlik görünüyor. “Söz ve konuşma” sözcükleri açısından bakıldığında ise, “konuşma”nın türemiş bir kelime olduğu dikkatlerden kaçmıyor.

 

Etimoloji yapmanın oldukça sıkıntılı olduğu ve etimolojide teferruatlı düşünmeyi zorunlu kıldığı bir dil olan Türkçenin ve ilgililerinin affına sığınarak, “konuşma”nın kon- fiil kökünden kon-u, “konu”nun –ş- yapım ekiyle “konu-ş- ve daha sonrasında ise yine yapım eki –ma ile bir eylemin adını oluşturduğunu düşünmek imkansız görünmüyor. “Söz” ise Necmettin Hacıeminoğlu’nun tezine göre “sö-“ fiil köküne kadar götürülebiliyor. Eski Türkçede –z ekinin çift organ adlarının karşılanmasında kullanıldığı (diz, yüz, göz vb.) da hesaba katıldığında daha fazla dilsel işlem yapılamıyor. Söz ve konuşma ikilisine bir de “laf” sözcüğünü eklemek gerekiyor. Çünkü, bahsedilen dil kullanımlarına paralel bir anlamı doğrudan karşılamasa bile laf-söz-konuşma arasındaki yakınlık etle zar mesafesinde duruyor gibi görünüyor. “Laflamak, laf lafı açıyor, laf sokmak, laf atmak vb.” ifadelere ve karşıladıkları eylem ve durumlara bakıldığında hiç de konunun dışında kalacağa benzemiyor.

 

“Konuşma” bir eylemin adı. “Laf” da konuşmaya yakın, bir tür konuşma etkinliğini karşılıyor. İkisine göre “söz”, uzak ve başka bir yerde duruyor. Nerdedir söz? Nereye sığınır, niye böyle peşinde sürükler durur? Öyleyse söz …

 

“Sözüme kulak ver ey oğul!” diyen ataya dönüp bakılır ne diyecek diye…

“Sözümün üstüne söz söyletmem!” diyen muktedire ne demeli?

“Sözün sultanlığı” şairlerdeyse nasıl bulmalı sözü?

“Söz meclisi” muhabbet etmenin naif adıysa artık neresinden yanaşmalı söze?

“Sözün bittiği yerde” sükuta teslim olanlarla sabırsızlığın pençesine düşenleri nasıl okumalı peki?

“Sözü gümüş, sükutu altın” eylemişse atalar hangi yandan varmalı söze?

“Sözünü bil de konuş!” diye uyaran kimseye de sormalı; nasıl yani?

 

Kendini kapalı bir kutu gibi metaforlaştıran ve kendi kapısını kendi varoluş biçimiyle ifşa edebilecek gibi görünen bir şeye benziyor “söz”. Atom gibi dersek, gibi bizi kurtarır muhtemelen. Bölündükçe veya bütünleştikçe hep ve sadece kendi olan, kendiliğini muhafazakarlığında taşıyan bir varlık demekten kendimizi alamıyoruz. Çünkü kendini ele vermeyecek kadar kapalı. Sadece kendinden olana, sadece kandine helal durana davetkar gibi.

 

Dil, bir söz etkinliği. Düşünce de öyle. Dil düşüncesiz, düşünce dilsiz eksik. Dil nedir? Düşünce nedir? Ne’liğine gitmek soru sorarken, karşındakinin kimliğine biraz da saldırı sanki. Dosdoğru bir ilerleyiş; o her ne ise işte, nedir? Dil kendi içinde bir dünya. Dünyasının en sadık eşi düşünce. Düşünce biraz farklı… Dil için tutulacak birden çok kulp  bulunurken, düşünce için o kadar cesur olunamıyor. Düşünce, beyin organının tabiatına benzer bir görüntüde ya da biz öyle kararlaştırıyoruz. Beyin gibi sıvımsı ve kaygan ve de tanımı zorlayıcı. Dil için malzeme kabilinden pek çok tanık dururken elimizin altında, düşünce için

–ımsı ve –ımtırak eklerine yaslanarak ifade edilebilecek dil unsurları yetişiyor darlığımıza; sürecimsi, hareketimsi, devingenimtırak. Düşünce bir süreç, düşünce bir hareketlilik hali, düşünce kendi içindeki döngüsünü uykuda bile devam ettiren.

 

Sözcükler durduruyor dili. Duranlardan gözümüze kestirebiliyoruz az-çok kendisini. Düşünce o kadar merhametli değil. Görünmem yaşanırım sadece, dercesine oynak, doğurgan ve neşeli. Yokluğundaki tıkanıklık hayatın sonu. Dil ve düşünce… Sözün iki ucu. İkliğe düştük/çıktık. Sadece söz vardı önümüzde, şimdi dil ve düşünce de var artık. Her açmazın sahih uyarısı; “Kafanı/aklını kullan!”

 

Aklını kullananlarla dolu bir dünyada aklı arıyor gibiyiz…

 

Aklını kaybedenlerin kendi doğallıklarında yaşamaktan gocunmadığı ama aklıyla mağrurlarınsa bir türlü çıkaramadıkları akıl işlerinde yoruluyoruz. Evet şimdi aklımızı kullanıyoruz: söz, dil ve düşüncesiz olamayan.

 

Dil, anlamlı ve anlamsız fakat neticede anlam sonucuna ulaşmakla varolabilen bir insani etkinlik ya da durum. Bütün ancak muhtaç. Düşünce bir etkinliğin etkinlilikte duramama hali. Dil, düşüncenin kendini gerçekleştirmesi için tek yardımcı. Değirmene buğday olan dil. Düşünce öğüttüğü buğdayla varolabilen. Söz, ikisini kenardan izlerken kendini gerçekleştiren. Buğday ve değirmen, una ulaştı, diyebilen. Buğday değirmenden ve undan, değirmen de buğday ve undan habersiz; söz hepsinin ortak noktası; un. Buğday  ve değirmen un yerine kepek, yem ve bulgur da ortaya koyabilirdi. Buna karar veren de karar olan da söz. Anlamlar arasından anlam üretme işidir. Zıddı yoktur. Hep o çizgi üzre hep kendi meyanında tekil bir yapıda insanın insanlığının sırrına erilemeyen mührü gibi oladurandır söz.

 

Söz vardır. Sözün varlığında düşünce-dil, anlam, güç, ikilik(zıtlık), ikliğin birliği ve insan çıkar karşımıza. Sırrına erememenin ya da varlığını anlamlandırma çabasına mesafeli kalıp söz etkinliklerine aşırı önem verilen zamanların büyüsü olarak da düşünülmüştür söz. Sözün gücü yerine büyünün ve büyücünün gücü kabul görmüş. Korku ve sevgi, güç ve sebat, anlam ve anlamlandırma çabasında sırrına akıl yetirememenin adı sözün büyüsü oluvermiş.

 

Hüküm vermek, bilinç göstermek, irade koymak; insani etkinliklerde hep insan kalabilmek değildir de nedir söz? Zihinsel etkinlik alanında yapılan her türlü ve sadece insana ait, insanlar için, -çünkü anlaşılmaya muhtaç- bir tekillik durumudur söz. Söz, bir kişilik etkinliğin kendisidir. Söz, konuşanın dilinde hayat, düşünenin zihninde anlam bulur. Söz, sözkonusu olunca, konuşmak nedir?.. diye sormak sonraya kaldı.


Mehmet GEDİZLİ
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Söz Söz konusu olunca
« Posted on: 18 Ağustos 2019, 10:41:14 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Söz Söz konusu olunca rüya tabiri,Söz Söz konusu olunca mekke canlı, Söz Söz konusu olunca kabe canlı yayın, Söz Söz konusu olunca Üç boyutlu kuran oku Söz Söz konusu olunca kuran ı kerim, Söz Söz konusu olunca peygamber kıssaları,Söz Söz konusu olunca ilitam ders soruları, Söz Söz konusu olunca önlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &