ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Edebiyat Eserleri > Makale Dünyası > Denemeler > Fânîde Bekâyı Görmek
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Fânîde Bekâyı Görmek  (Okunma Sayısı 568 defa)
29 Mart 2010, 17:00:20
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« : 29 Mart 2010, 17:00:20 »



Fânîde Bekâyı Görmek  



"İnsanın fıtratında bekâya karşı gayet şedit bir aşk var. Hattâ her sevdiği şeyde, kuvve-i vâhime cihetiyle bir nevi bekâ tevehhüm eder, sonra sever. Ne vakit zevâlini düşünse veya görse, derinden derine feryat eder. Bütün firaklardan gelen feryatlar, aşk-ı bekâdan gelen ağlamaların tercümanlarıdır. Eğer tevehhüm-ü bekâ olmazsa muhabbet edemez. Hattâ denilebilir ki, âlem-i bekânın ve ebedî Cennetin bir sebeb-i vücudu, şu mahiyet-i insaniyedeki o şiddetli aşk-ı bekâdan çıkan gayet kuvvetli arzu-yu bekâ ve bekâ için fıtrî, umumî duadır ki, Bâkî-i Zülcelâl, o şedit, sarsılmaz, fıtrî arzuyu, o tesirli, kuvvetli, umumî duayı kabul etmiştir ki, fânî insanlar için bâki bir âlemi halk etmiş… Madem insan bekâya âşıktır; elbette bütün kemâlâtı, lezzetleri, bekâya tâbidir." (3. Lem'a'dan)

Sonsuzluk; başı ve sonu bir plâna, hesaba bağlanmış dünya hayatında akıl ölçüleriyle tam olarak kavranamaz; çünkü akıl, gördükleri, yaşadıklarıyla hüküm verebilecek bir yapıda yaratılmıştır. Böyle olmakla birlikte, insan fıtratında, varlığı ilâhî beyanlarla perçinlenmiş sonsuzluğa karşı güçlü bir meyil vardır.

İnsanın çoğu şeye, sonsuza kadar devam edecekmiş gibi bağlanması, varlığındaki bekâ meylinin bir göstergesidir.

İnsanız, ölümlüyüz, bu bir hakikat; ama kalbimiz ve ruhumuzun zaman zaman duyduğu öte iştiyakı, bizi bu dünyada sevdiğimiz şeylerin sonsuza dek süreceği vehmine düşürür. Ayrılık vakti gelip çattığında da derin bir sükût-u hayal, çığlıklı bir feryat faslı başlar. Bu feryatlar boşuna değildir; eğer bekâ aşkını derinleştirip tefekkür ve ibadet şevkinden yana bir pencere açacaksa, hayırlıdır da.

Yaşadığı onca güzelliğin köpük köpük eriyip gittiğini, günlerin, haftaların hızla aktığını, renklerin solduğunu, âhenkli seslerin borazanlaştığını, ay gibi parlak yüzlerin acuzeleştiğini gören insan, derin bir yürek burkulmasıyla bakışlarını ötelere dikecektir.

Eyvah, ömür ağacımdan bir yaprak daha düştü, bak güneş yine batıyor. Sabah yine doğacak; fakat bu batıp doğmaların da bir nihayeti var. Bir gün gelecek, artık güneş doğmayacak ve bütün varlık yepyeni bir hakikate doğacak.

Doğduğumuz hakikatin yönü ebedî ışığa doğru mu, yoksa dipsiz bir karanlığa doğru mu olacak? En yakıcı, en can alıcı soru budur.

Yanımızda yöremizde şahit olduğumuz bütün tükenişlerin, ayrılıkların, vedaların ruhumuzda bıraktığı buruk tat, içimizdeki bekâ arzusunu kamçılıyorsa ne mutlu!

Fânîyiz; fakat içimizde sonsuzluk peşinde olan güçlü damarlar var. Öyleyse sonsuzluğa karşı bu fıtrî meylimizin, dünyanın ötesine uzanan bir hedefi; umumî dualar şeklinde billurlaşan bekâ aşkının da bir mükâfatı olsa gerek.

Yüce Yaratıcı fânî kulların, hazin ayrılıklar, kaybedişler yaşaya yaşaya edindikleri bekâ iştiyakını karşılıksız bırakmamıştır. Dünyadaki her gayretin, her sancının karşılığı kat kat alınıyorken, insanın öte merkezli gayretleri, tecessüsleri nasıl karşılıksız bırakılsın! Maddî olsun, mânevî olsun, gereğince atılan hangi tohum semere vermemiştir?!.. İçimizdeki bekâ tohumlarının semeresi de inşAllah Cennet'tir.

Her zevkin, her coşkunun, her güzelliğin, her arzunun bir muhatabı vardır. Kelebek o muhteşem güzelliğiyle çiçekten çiçeğe konar. Kimbilir konduğu çiçekle kelebek arasında ne mânâlı bir muhavere, ne semereli bir alışveriş vardır! Kelebeğin o göz alıcı güzelliğinin hedefsiz, gayesiz olması düşünülebilir mi?!..

Her güzellik mânâlı bakışlar; her lezzet, şükür bilen damaklar; her mânâ, tefekkür canlısı dimağlar içindir.

Her birimizin midesi, dünya ömrünce hayat sürmek için hâl diliyle gıda ister. Hâlık-ı Rahîm, bu isteği karşılıksız bırakmaz. Bize bir damak zevki bağışlar; sonra da bin bir lezzetli gıda yaratarak onları önümüze serer. Şimdi dilediğinden meşru dairede nasiplen, diye buyurur. Yeryüzündeki sayısız meyve, sebze, yiyecek hep bizim için seferber edilmiştir.

Şimdi soralım nefsimize: Geçici bir dünya hayatı için her ihtiyacını böyle bol çeşitli ve mükemmel tarzda düşünen bir kudret, senin bekâya dönük hislerini, dualarını, yakarışlarını, ihtiyaçlarını karşılıksız bırakır mı?

"İnsan bekâya âşıktır." Bu duygunun derinden derine tazyikiyle, her türlü nimetin lezzetinin devamlı olmasını ister, bu yönde gayret sarfeder. Ama boşuna! Dünyadaki hiçbir nimet kalıcı değil.

İnsan bağlanıp kaldıklarını kaybetmeye başlayınca, ya tehlikeli bir şekva yoluna sapar veya Yaratan'a sığınıp bekâ duygusunu derinleştirir.

Zenginliğin, kuvvetin, şöhretin, güzelliğin zirvesinde gaflet içinde yaşarken yavaş yavaş inişe geçmek ve fânîlik rüzgârını tâ iliklerine kadar hissetmek insanı ne büyük bir acziyete düşürür! Böyle durumlarda ölümün soğuk nefesini hisseden insan, daha uzun yaşamak uğruna her türlü meşakkati göze alır.

Etrafımızdaki muhteşem güzellikler, dostlarımız, mal-mülk-şöhret-mevki… ne varsa hepsiyle beraberliğimizin hadleri çizilmiştir. Hepsiyle olan alâka ve istifade zevkimiz bizi bunların ötedeki asıllarına bir adım yaklaştırıyor mu, ona bakmalı. Yoksa en mühim vazife olan "O Bâki'ye karşı alâka peyda etmek, esmasına yapışmak" yolunda bir faydaya vesile olmayan her şey boş ve neticesizdir.

Bâki'nin esmasına yapışmak, bekâya mazhar olmaktır.

Fânînin alelâde varlığı, bekâ yolunda talim ve terbiyeden sonra harikulâde bir kimliğe kavuşur. "Bâki yolunda sarfolunan her şey bir nevi bekâya mazhar olur."

Hayatımız boyunca yiyip içtiklerimiz bedenimizde yok olup gittiler. Biz buna beyhude bir yok oluş diyebilir miyiz? Her biri bizim varlık mertebemize yükseldiler ve bedenimize kuvvet, gözümüze fer oldular. Gücümüz, bakışımız-duyuşumuz, hissedişimiz, tefekkürümüzle bekâ yolunda yürüdüğümüz takdirde, bir çekirdek hükmündeki maddî varlığımız bize ebedî bir var oluşu meyve verecektir. Şimdi maddî varlığımızın yavaş yavaş eridiğine, toprağa yürüdüğüne bakıp ümitsizliğe mi düşeceğiz; yoksa ruhumuzla daha büyük mânevî kazançlar talep ederek ötedeki bâkî âlemimizi genişletmek için fırsat mı kollayacağız?

Yunus: "Bu dünyaya gönül veren, son ucu pişman olusar." der. Dünyanın fânîliğini, göre-yaşaya bir derin idrak seviyesinde kavrayan insan, "Bâki olan yalnız Sen'sin" sırrına mazhar olur. Bu sırrın bereketiyle sonunda pişman olmayacağı huzurlu bir yola girer. Böylece geçmişteki fânî alâkaların açtığı mânevî yaraları tedavi fırsatını da yakalar.

"Bâki olan yalnız Sen'sin" Biz fânîyiz, âcizleriz. Kâinatın zengin sofrasını önümüze serersin; fikir ile, şükür ile, zikir ile nasiplenmemizi istersin. Helâl dairede nimetlerinden yeriz, içeriz. Yediklerimiz, içtiklerimiz bedenimize karışır, bakışımız, duyuşumuzla bir nevi biz olur. Gücünü, kuvvetini, coşkusunu, lezzetini nimetlerinden alan varlığımız, bir ömrün sınırları içinde üzerimizdeki dünya ağırlıklarından kurtularak huzurlu bir bekâ yolculuğuna talip olur.
"Bizi talip olmanın ötesinde iyi bir yol ehli kıl Allah'ım."

Minik bir çekirdeğe muazzam bir ağacın programını yükleyen Yüce Rabbim, kâinat karşısında minik bir çekirdek hükmünde olan dünyamızdan ne âlemler, ne cennetler yaratır da kullarına bağışlarsın. Öyleyse bütün varlığımızla inandık, iman ettik ki, canlı-cansız her şeyin mevcudiyeti bir hikmete dayanıyor. Öyleyse çayırdaki ota, bahçemizdeki çimene bile 'lüzumsuz' diyemeyiz. Bekâ yurduna doğru hızla yol alan dünyamızda ne varsa sonsuzluk hakikatinin örülüp örgülenmesi için seferberdir. Her insan bu hakikate varmak için kendisine talim ettirilen veçhile bir yolculuk tuttursa, çekirdek hükmündeki mânâ dünyasından büyük mânevî inkişaflar sümbüllenecektir.

Her insan gereğinden fazla dünya meylini, olması gerektiği kadar ukba cehdine çevirse, ölçüye tartıya sığmaz ne muhteşem kıymetler billurlaşacaktır.

Her insan "Fânîyim, fânî olanı istemem." hakikatini gönül iklimine asıl düstur olarak nakşetse, fânîdeki bekâyı görmek yolculuğunda büyük mesafe kat edecektir.

M. Said TÜRKOĞLU

[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.034


View Profile
Re: Fânîde Bekâyı Görmek
« Posted on: 18 Haziran 2019, 04:04:17 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Fânîde Bekâyı Görmek rüya tabiri,Fânîde Bekâyı Görmek mekke canlı, Fânîde Bekâyı Görmek kabe canlı yayın, Fânîde Bekâyı Görmek Üç boyutlu kuran oku Fânîde Bekâyı Görmek kuran ı kerim, Fânîde Bekâyı Görmek peygamber kıssaları,Fânîde Bekâyı Görmek ilitam ders soruları, Fânîde Bekâyı Görmek önlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &