ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Edebiyat Eserleri > Makale Dünyası > Denemeler > Akredite kelimeler
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Akredite kelimeler  (Okunma Sayısı 418 defa)
06 Eylül 2010, 14:40:03
Sümeyye

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29.261



Site
« : 06 Eylül 2010, 14:40:03 »



akredite kelimeler

‘Akredite’ kelimesine siyasetten aşinayız. Akredite kelimeler meselesi ise birkaç asırlık hadise. Bu kavramı ilk defa ben kullanıyorum galiba.

Evvel zaman içinde dilimize yabancı bir dilden girmişler ya da kalbur saman içinde masa başında türetilmişler. Öyle ya da böyle doğal olmayan yollarla dilin içerisindeler. Bugün yaşıyorlar mı? Hayır, yaşatılıyorlar!

“Dil, canlı bir varlıktır.” derdi üniversitedeki hocalarımız. Duyan, düşünen, hisseden, yaşayan aktif bir yapı.

Devamlı değişir ve gelişir. Zaman ile kurallar da, kelimeler de başkalaşabilir.

Bu değişmeler anlık değildir, çabucak gerçekleşmez.

Zaman içinde birkaç insan ömrünü içine alacak şekilde genişler.

İnsan iki yüz, üç yüz yıl önceki atalarıyla ufak tefek farklılıklar olsa da rahatlıkla anlaşabilir.

Beş yüz yıl önce yaşamış bir şairin şiirlerini üç aşağı beş yukarı anlayabilir.

İngilizler, Shakespeare’i; Almanlar, Goethe’yi nasıl kendi kaleme aldıklarından okuyabiliyorlarsa

biz de bir Yunus’u, Fuzûli’yi okuyup anlayabiliriz. Ya da anlayabilmemiz lazımdı demem gerekiyor.

Bâki’yi, Ahmet Yesevî’yi okuduğumuzda sözlüğe nadiren ihtiyaç duysak da genelden bir mana

çıkarabilmeliydik.

Ama maalesef öyle değil!

Bugün Nedim’i okuyamıyoruz. Namık Kemal ve Ziya Paşa’nın yazdıklarına birer yabancı dil metnine bakar gibi bakıyoruz. Sağlığında, yazdıklarını sadeleştiren yazarlarımız var.

Acı!

Burada birkaç eleştirim olacak…

Birincisi divan şairlerine ve o devrin aydınlarına. Divan edebiyatı bu milletin sanat alanında yaptığı en iyi işlerden biri. Dünyayı altı yüz sene idare etmiş Osmanlı’nın edebiyatı. Ancak Osmanlı ve Selçuklu aydınının Türkçeye yeterince inanmadı. Yazı diline, etkileşimde olduğu diğer dilleri de katarak ilginç bir terkip ortaya çıkardı. Bu terkip ne kadar leziz de olsa ancak bir kısım havasın terkibi oldu ve halktan uzaklaştı.

Siyaseten diğer milletleri kucaklamak için dilimiz bir araç olarak seçilmemeliydi. Muhakkak pek çok vasıta var idi. Kullanılan dil, öz Türkçe olarak kalsaydı ve bizlere kadar ulaşacak o muazzam kültür mirası zedelenmeseydi. Biz, bizden öncekiler ve bizden sonrakiler o berrak pınardan ihtisaslaşmaya lüzum duymadan rahat rahat içebilseydik.

Meseleye çok dar bir açıdan baktığımın farkındayım fakat bu sözlerimi büyük bir hazineden faydalanmaya çalışan ama bir türlü ona ulaşamayan birinin serzenişi olarak kabul edin. Ben bu şairleri de zorlanmadan okumak isterdim. Ama maalesef olmadı.

Anlaşılmama meselesinde tek hatalı divan edebiyatı sakinleri değil muhakkak!

Bir diğer eleştirim Tanzimat devrinden Cumhuriyet dönemine kadarki kalem erbabına.

Bu dönem edipleri bir değişim döneminin önemli aktörleri. Şekilde ve muhtevada pek çok yenilikleri bu dönem gördük. Toplumun değişen yapısıyla birlikte edebiyat da değişti. Önceleri masumca görülen bu değişim talepleri sonraları yerini eski düşmanlığına bıraktı. Mesele topyekun eskiyle yeninin savaşına ve ilericilik gericilik garabetine dönüştürüldü.

Bu dönem eline sözlüğü alıp gün yüzü görmemiş kelimeleri seçerek şiir yazan şairler, yabancı hayranlığıyla başı dönüp o baş dönmesinin hâsıl ettiği mide bulantısı ve iğrenme hissini kendi değerlerine yıkan ilginç edip tiplemeleri de yok değildi.

Yahya Kemal’in “kökü mazide olan ati” tavrını bu dönemin aydını Tanzimattan başlayarak sergileyebilse bugün Osmanlı kültür mirası üzerinde göğsümüzü gere gere oturuyor olurduk. Eskiyi yıkıp yerine onun kadar sağlam bir temelle çıkamayan bu dönem aydını dilin ve kültürün yabancılaşmasında büyük çamlar devirdi. Dilimizde doğal bir sadeleşmeyi yavaş yavaş sağlayabilecekken bir inkâr tavrıyla ortaya çıkmak Cumhuriyet dönemindeki dil erozyonunun fikri alt yapısını hazırladı.

Üçüncü eleştirim ise Cumhuriyet dönemi dil devriminin aydınlarına.

Cumhuriyetin kuruluş yıllarında siyaseten yeni rejimi oturtmak ve kuvvetlendirmek için Osmanlıyla bütün bağlar koparıldı. Bu devlet idaresi, kurumları gibi konularda anlaşılabilir bir tutum ancak dil ve kültür gibi bir milletin can damarları sayılan değerleri kökünden ayırmaya kalkışmak ortaya nesepsiz bir millet çıkarmak demektir ki bu anlaşılması mümkün olmayan bir tavırdır.

Dil bilimcileri yola çıkarken hedefledikleri sonuçlara tam olarak varmış değiller. Yani dilde sadeleşme hareketi tam olarak başarılı olamadı. Ancak başarısız oldular da diyemeyiz. Dilden pek çok kelime atıldı. Yerine yenileri masa başında türetilerek yerleştirildi. Tutan kelimeler olduğu gibi, tutmayan ve unutulup giden de epey kelime oldu.

Bu dönem dil devrimcilerini eleştirmemin birkaç sebebi var:

Öncelikle dilin canlı bir varlık olduğundan hareketle ona dışarıdan, suni müdahaleler doğru değildi. Dil, doğal bir akışın içerisinde zaten kendini yenilemektedir. Ancak alelacele bir tarzda onunla oynamak dile suikast yapmak demektir.

Böylece 30-40’larda okuyan çocuklar yirmi yıl evvelinden habersiz büyümüş oldular. Osmanlı, Osmanlıca denince “öcü masalları” duymuş gibi ürkütülüp ondan uzaklaştırıldılar. Bir imparatorluk (bu kelimeyi emperyalizm manasında kullanmıyorum.) mirasını, koskoca bir medeniyet dilini ve kültürünü inkâr edip yerine ne konabilirdi ki!

Necip Fazıl’ın “Bülbüllere emir var: Lisan öğren vakvaktan!” dediği garabete çıkan bu yol, eleştirileri ciddi manada hak ediyor.

Peki bu koskoca dilciler, dile dışarıdan müdahale etmenin sağlıksız olduğunu bilmiyorlar mıydı?

Elbette biliyorlardı.

Öyleyse?

Hadisenin kahramanlarının büyük çoğunluğu meseleye ideolojik körlükle yaklaştı. “Önce yıkalım, gerisini düşünürüz.” mantığıyla Osmanlıcadan gelen ne varsa inkâr edildi. Kelime, terkip, eser, alfabe… Hepsi bir kalemde silindi ve yerine masa başı hamleleriyle yenileri konuldu.

Oysa bu aydınlar, dil gibi hassas bir meseleye bu derece ideolojik yaklaşmasalardı, okullarda okutulacak Türkçe ve verilecek milliyetçilik duygusuyla yeni yetişen nesillerin dili yavaş yavaş arı Türkçeye kayabilirdi.

Ancak operasyon hemen yapılmalıydı.

Keşke bu denli radikal tavır sergilemeselerdi. Olan Türkçemize, kültür köklerimize ve geçmişinden bihaber yetişen nesillere oldu.

Ve gele gele bugüne geldik!

Bugün de ciddi problemlerle karşı karşıyayız. Geçmiş dönemlerde doğu kültürüyle hem dem olan milletimiz bugünlerde biraz da teknolojinin vasıtasıyla batı kültürüyle iç içe. Aslında bu durumda iç içe tabirini kullanmak yanlış olur. Bu tabir, karşılıklı durumlarda kullanılabilir. Ama bu konuda onlar bizim içimizde. “Biz onların neresindeyiz?” sorusu ise anlamsız!

Dilimiz özellikle İngilizceden ciddi bir kelime akışına uğramış durumda. Televizyonlarda, sokaklarda, ticarette, gazetelerde kısacası her yerde yabancı dil çılgınlığı almış gidiyor.

Soğuk savaş bitip de dünya tek kutupluluğa sürüklendikten sonra dünyada Amerikan hâkimiyeti başladı. Ekonomide, siyasette, teknolojide ve kültürde Amerikanizm! Kültürün girdiği her yere normal olarak dil de girer. İngilizce, varsa yoksa İngilizce…

Bu durum bir parça kabul edilebilir. Dünyanın gittiği yerde, İngilizcenin dilin içine girmesi bir parça anlaşılabilir. Ancak milliyetçi argümanlara ciddi bağlılığıyla tebarüz etmiş bu milletin dil hususunda tek kurşun atmadan teslim-i silah etmesi de doğrusu kolay kolay anlaşılabilecek bir sonuç değil. Bu konuda birçok suçlu bulmak mümkün! Sorumluluk medyadan tutun, milli eğitim sistemimize, aydınlarımızdan halkımıza kadar pek çok kişi ve kuruma yüklenebilir.

Ancak şunu söylemeden geçemeyeceğim: Televizyonlar, gazeteler, eğitim müesseselerimiz ve aklınıza gelen bütün kurum ve kuruluşlar insanlardan, anadili Türkçe olan insanlardan oluşuyor.

Ve bu insanların zihnine Osmanlının son dönemi dâhil olmak üzere pompalanan bir baş belası var: Aşağılık duygusu! Yani milletçe geri kalmışlığımız, gelişmemişliğimiz, fakirliğimiz, ikinci sınıf millet oluşumuz… Adeta milletimizin genetik kodlarına kodlanan bu ucube fikirden kurtulmak en önemli konularımızdan olmalı. Şu an, dil dâhil pek çok problemimizin çözümü bu iğrenç duyguyu yıkmakta gizli.

Yabancı isimler ve yabancı diller meselesine herkes inanmalı. Daha önceleri millet olarak belli hususlarda ciddi tepkiler göstererek bir gecede pek çok şeyi değiştirdik. Belli bir milletin mallarını boykot, bayrağımıza yapılan hakaret sonrası evlere, sokaklara, dağlara, taşlara bayrağımızı asarak ona sahip çıktığımızı gösterme hareketi, AB uyum sürecindeki paketler ve onlara verilen milli destek bu tepki ve toplu hareketin sonucunda gerçekleşti. Bugün de toplumda meydana getirilecek bir dil ayaklanmasıyla (!) bu hususta birkaç haftada ciddi mesafeler katedilebilinir. Dikkat ederseniz kesin çözülür demiyorum. Mesafeler kat edilebilir.

Yabancı dilin istilası dışında, masa başı üretim sessiz sedasız çalışmalarına devam ediyor. TDK, bugün eskisi kadar ideolojik davranmasa da bazı kelimeler medya yardımıyla tedavülden kaldırılırken yerine yenileri koyuluyor.[1] Bu hadise diğerinin yanında biraz cüzi kalsa da yabana atılmamalı diye düşünüyorum.

Bütün bunların yanında ne yapmalı ve bu olaylara karşı ne düşünmeliyiz?

Baştaki hususa dönersek, kelimelere akreditasyon (bu kelimeyi kerhen kullanıyorum, biline!) öneriyorum. Dile karşı her türlü dış müdahaleye karşı olmalıyız. Bu dili, biz konuşuyoruz. Kullanacağımız ve kullanmayacağımız kelimeleri de biz seçmeliyiz. Yabancı dillerden gelmiş de olsa, masa başında türetilmiş de olsa bu saatten sonra Türkçeye ve Türk insanının diline kaynamışsa onunla oynamanın anlamı yok! Bir kelimeyi sen, ben, Bakkal Mehmet Amca, öğrenci Hatice vs. konuşuyo...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Akredite kelimeler
« Posted on: 19 Ağustos 2019, 02:12:39 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Akredite kelimeler rüya tabiri,Akredite kelimeler mekke canlı, Akredite kelimeler kabe canlı yayın, Akredite kelimeler Üç boyutlu kuran oku Akredite kelimeler kuran ı kerim, Akredite kelimeler peygamber kıssaları,Akredite kelimeler ilitam ders soruları, Akredite kelimelerönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &