Mevlidi Nebi

(1/1)

Reyyan:
MEVLİD-İ NEBİ

Aziz Mü'minler!

Yaratılış gayesi Allah'ı bilip tanımak ve O'na layıkı vechiyle kul olmak olan insanoğlu, tarihin bazı dönemlerinde Peygamberlerin üstün gayretleri ve rehberliği sayesinde tevhid akidesine bağlı kalmış, bazan da zulüm ve haksızlığa dalarak dalalete düşmüştür. Bu gibi durumlarda Cenab-ı Hak Peygamberlerle insanların yardımına yetişmiştir. İşte milâdî 7.asırda da dünyanın her tarafı zulümler, karanlıklar ve sapıklıklar içindeydi. Öyle ki, insan ya vahşi, zalim, merhametsiz ve kaba bir mahluk, yahut esir, mazlum ve mağdur bir varlıktı. Dağdan getirdiği odun parçasını yontarak tanrı ediniyor, kendi eliyle yoğurup şekil verdiği helvayı put yaptıktan sonra acıkınca yiyordu. O zamanın Arabistanında her şey aslî hüviyetinden uzaklaştırılmış, içki korkunç bir alışkanlık haline gelmiş, yalancılık ve dolandırıcılık alabildiğine yayılmış, faiz alıp vermek servetleri sömürme noktasına varmış, kabalık ve zulüm, çocukları diri diri toprağa gömecek ve mini mini yavruları hunharca katledecek seviyeye ulaşmıştı.

Değerli Kardeşlerim!

İnsanlık küfrün bu karanlık çağında  kötülükleri iyiliğe, fesadı sulha çevirecek, insanların ruhlarında filizlenen fesat tohumlarını söküp atarak yerine fazilet, iyilik ve Allah korkusu yerleştirecek bir kurtarıcı bekliyordu. Nihayet beklenen nûr bütün mahlukatın varlık sebebi, Nebiler silsilesinin son halkası, Seyyidü'l-Kevneyn, Rasûlû's-Sekaleyn, İmâmü'l-Harameyn, Alemlere Rahmet Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) milâdî 571 senesinin Rabîulevvel ayının 12. Pazartesi gecesi sabaha karşı dünyamızı şereflendirdiler. Bu teşrifle kainattaki bütün varlıkların sürura gark olduğunu ve ona arzı hürmette bulunduğunu Mevlid müellifi Merhum Süleyman Çelebi şu mısralarla dile getirir.

Cümle zerrat-ı cihan edüp nida

Çağrişu ben dediler kim merhaba

Merhaba ey âl i sultân merhabâ,

Merhaba ey kân-i irfan rnerhaba.

Merhaba ey sırr ı furkân merhabâ;

Merhaba ey derde derman merhaba,

Merhaba ey Rahmeten lil-âlemin,

Merhaba sensin şefiu'l müznibin...

O'nun doğumuyla bu âlemde Allah'ın rahmet ve bereketi dolup taştı. Geceler ve gündüzler renk değiştirdi. Duygular ve düşünceler derinleşti. Sözler, sohbetler ve lezzetler enginleşti. Nura hasret çeken gönüller huzura erdi. Her şey ayrı bir mana, ayrı bir letafet kazandı ve dillerden şu ifadeler dökülmeye başladı:

"Suya virsun bağbân gülzarı zahmet çekmesun

Bir gül açılmaz yüzün tek virse bin gülzare su. "

Yani, "Bahçıvan gül bahçesini sulamak için boş yere zahmet çekmesin. Zira, bin tane gül bahçesi sulasa, ya Rasulallah yine de senin yüzün gibi bir gül hiçbir zaman açılmaz."

O güller gülünün bu ulvi teşrifi ile her şeyin akışı değişti. Rahmet tecellisi inci taneleri gibi kainata serpildi. Putlar sarsılarak yere devrildi. Kisraların saraylarındaki sütunlar ve kuleler yıkıldı. Mecusilerin 1000 yıllık ateşleri söndü. Save gölü buharlaştı, Bütün zulüm ve küfür bataklıkları kurudu ve O'nun nuru kainatı aydınlatmaya başladı.

Ne mutlu gönlünü onun aydınlığına açanlara. Ne mutlu ona layık ümmet olup, onun izinde olanlara. Ne mutlu, ne mutlu ve ne mutlu o bahtiyarlara.

"Allah ve melekleri, Peygambere çok salevat getirirler. Ey Mü'minler! Siz de O'na salevat getirin ve tam bir teslimiyetle selamlayın O'nu" (33/56)
 
 

Navigasyon

[0] Mesajlar

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc