ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Çocuk Gelişim Eserleri > Çocuk Terbiyesi > Aile evden gidiyor
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Aile evden gidiyor  (Okunma Sayısı 739 defa)
25 Eylül 2010, 19:13:30
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« : 25 Eylül 2010, 19:13:30 »



AİLE  EVDEN  GİDİYOR



“GELİYORUM” DİYEREK GELENLERDENDİ. AYAK SESLERİ DUYULALI EPEY ZAMAN OLMUŞTU ZİRA. YERYÜZÜNDE OLABİLECEK EN
KÖTÜ ŞEYLERDEN BİRİ OLUYOR, HAKİKAT GÜNEŞİNİN GURUB ETTİĞİ GARP DİYARINDA BAŞLAYAN KARANLIKLI BİR HALET ADIM
ADIM BİZİM DÜNYALARIMIZA DOĞRU GELİYOR; AİLE EVDEN GİDİYORDU.
Ailenin evden gitmesi, çok şeyin elden gitmesi demekti. Bunun böyle olduğunu biliyordum. Zira, bu yöndeki bir dizi fiilî gözlemin ötesinde, ‘yüksek fikir alçalışları’nı
keşif yolculuğunun en kritik dönemecinde karşımıza çıkan ‘kemal’ formülünün bir ucunun aileye çıktığını görmüş bulunuyordum. ‘Kemal,’ celâl ile cemalin
buluşması, yani celâl içinde cemalin, cemal içinde celâlin varlığı ise, insan kemalini ancak aile içinde bulabilir demekti. Aile, celâl-cemal dengesinin bir mihveriydi.
Fâtır-ı Hakîm, erkeği celâlin, kadını ise cemalin öne çıktığı bir fıtratta yaratmıştı çünkü. Erkekte kuvvet, himaye, muhafaza, hakimiyet gibi celâlî vasıflar tebarüz
ediyor; bu arada, bir kadında görüldüğünde ancak övgüye yol açan kimi haller erkekte zaaf telâkki ediliyordu. Meselâ, itaatkâr, tavır koymayan, teslimiyetçi
erkekler pek takdir edilmezdi. Öte yandan, kadın şefkat, merhamet, güzellik ve letafet timsaliydi. Ona da, erkeğe yakışan hallerin bir kısmı hiç mi hiç yakışmıyordu.
Erkekte övgüye değer haslet olarak vakar, kadında geçimsizlik, huysuzluk ve dikbaşlılık suretinde tezahür ediyordu. Hiç ‘Hayır’ diyemeyen bir erkek ne kadar hor
görülüyorsa, ‘Evet’ özürlüsü hanımlar da o oranda hoşgörülmüyordu.
Erkeğe celâl, hanıma cemal yakışıyordu açıkçası. Ancak, ‘kemal’e dair keşfimizi hatırlarsak, o cemalin gayet kemalde bir cemal olması için zımnında celâli taşıması
gerekiyor; celâlin ise, gayet kemalde bir celâl olması için cemal ile tadili icab ediyordu. Meselâ, celâlin bir tezahürü olarak hüküm veya idare, şefkat ve rahmeti de
içinde barındırıyorsa kemalini buluyordu. Kuralı gözeten, ancak kişiye özel durumları hiç göze almadan gözeten kişiler ‘mükemmel idareci’ olamıyor, verdikleri
hükümlerin ‘mükemmel’liğinden de söz edilemiyordu. ‘Kuralcı’ öğretmenler de başarılı olamıyor, zira sevilmiyorlardı. Öte yandan, terbiye gibi cemalin tezahürü bir
vasıf, içinde rahmet ve şefkatin yanısıra kural ve ölçü barındırıyorsa kemalini buluyordu. Çocuğunun bir dediğini iki etmeyen annelerin çocukları iyi yetişmiş
çocuklar olmazlardı. Fazla yumuşak huylu öğretmenlerin sınıflarından öğrenciler pek birşey öğrenmeden çıkarlardı.
Cemalin kemalini celâl ile, celâlin ise cemal ile bulduğuna dair, hayatın içinden, böylesi bir dizi örnek daha getirmek olasıydı. Ancak, bu kadar örnek dahi, bir
gerçeğin ucunu görmemiz için yeterliydi. Açıkçası, erkek kemalini hanımıyla, hanım ise kocasıyla bulmaktaydı. Erkek ve kadın, tek başına kaldığında, iki yarım
insan gibiydiler. O yüzden, bize celâl-cemal dengesiyle birlikte kemalin en mükemmel örneğini sunan Resûl-i Ekrem (a.s.m.) “Evlenmek benim sünnetimdir”
buyurmamış mıydı? Yine bu sırdandır ki, kendi özel durumuna binaen evlenememiş bir büyük insan, öte yandan “Evlenmeli!” ikazında bulunan, “Bekar bîkardır”
diyen kişiydi. Bekar erkeğin çocukluktan tam kurtulamadığına, bekar kadının ise bir derece erkekleştiğine işaret eden kişi de oydu.
Velhasıl, aile kemalin adresiydi, ev celâl ile cemalin buluştuğu yerdi, aile hayatı celâl-cemal dengesinin mihveriydi. İnsan olarak, eşimizi bulabildiğimiz ve ‘eş’
olabildiğimiz ölçüde huzur, sükun ve kemal buluyorduk. Hz. Âdem ve Havva’dan bugüne, insanlık gerçeği buydu.
Ne ki, insanlık tarihi içinde neredeyse ‘fıtrata başkaldırı’yla özdeşleşmiş modern zamanlar, çok hakikatin yanısıra, aile hakikatini de atlamıştı. Modern zamanlar,
aileye karşı iki yönlü bir sapmanın zamanıydı. Bir yanda ‘bireysellik’ üzerine aşırı bir vurguyla, kişiler ‘eş’ olmadan, aile hayatı kurmadan yaşamaya yönelmiş; öte
yanda ‘aile’ hakikati toplum adına çiğnenmişti. Bireyselliği teşvik eden, zira satılacak ürün ve satın alacak müşteri sayısını bu şekilde çoğaltan kapitalizm aileyi
‘birey’ adına törpülemeye meyyaldi. Faşizm ile sosyalizm ise, devlet yahut toplum adına aileye darbeler indirmişlerdi.
Sonuçta, öyle ya da böyle, modernler evsizdi. Aile çökmüştü zira. Batı dünyasının hakim rengi, tek-kişilik evlerdi. Nice erkek, işten dönüşünde ona kapıyı açacak
bir eşi olmadan yaşıyor; nice kadın ise, kocasına kapıyı açma gibi bir nimetin uzağında bulunuyordu. Zira, çoğu insan, ‘eş’ olamayıp ‘partner’liğe sukut etmiş
durumdaydı. Enaniyetlerin kamçılandığı, emniyet ve sadakatin zedelendiği bir ortamda evlenenlerin ise yarısı, hayatının geri kalan kısmını boşanmış kişiler olarak
geçirmekte; bu arada eskaza çocuk adlı o güzelim emanete muhatap olunmuşsa, o güzelim çocukların tek yüreği iki parçaya bölünmekteydi. Çoğu evli çiftin her iki
üyesi de dışarıda çalıştığı için vaktinin büyük kısmını evden uzakta geçirmekte; onların çocukları dahi, bir aile atmosferini lâyıkınca teneffüs edememekteydi.
Ailenin çöküşüyle gelen ise, en hafif haliyle psikolojik çöküntü, en ağır haliyle ahlâkta ve hayatta müthiş bir çöküş ve sapma idi.
Ailenin ihmale uğradığı ve de çöktüğü Batı dünyasında gözümüze çarpan her bir dengesizlik, ailenin önemine ve önceliğine dair birer uyarı mesajıydı esasında.
Dengenin adresi evdi, aileydi. Aile evden gidince, evde aile diye birşey kalmayınca, ortalığı eksik insanlar doldurmaktaydı. Ortadakiler, yarım erkekler, yarım
kadınlardı. Dahası, bu eksik insanlar, eksikliklerini evsiz ve ailesiz biçimde tamamlama uğrunda, daha da eksikleşmedeydi. Celâli kendi başına temine çalışan
kadınlar erkekleşir, cemali kendi başına bulmaya çalışan erkek kadınlaşırdı. Eh, duygu ve davranışça erkekleşen kadınlar da, kadınlaşan erkekler de şu zamanın
bir gerçeği değil miydi? Kendini kadın gibi hisseden, kadın gibi giyinen, kadın gibi yaşayan erkeklerin Batıdaki müthiş artışı neyin nesiydi? Hem, kadınların
erkeklerin yaptığı herşeyi yapabilirliğine kendini adamış feminizm, kadınların erkekleşmesi vâkıasının yeterli bir deliliydi.
Vâkıa bu kadarla kalsa, manzara-i umumî yüreğimi incitse bile, bunun üstesinden gelebilirdim belki. “Kendi düşen ağlamaz” diyebilirdim. “Zarara kendi rızasıyla
girene, zarara bile bile razı olana merhamet edilmez” diye düşünebilirdim. Ancak, bu umumî manzaranın orasında burasında, başkalarının düşüşü yüzünden
düşmeye ve ağlamaya mahkum çocuk siluetleri vardı. İşte asıl bu durum, yüreğimde sızım sızım sızlayan yarayı iyice depreştiriyordu. Yarım erkekler ve yarım
kadınlar ortasında, çocuklar iki parçaydılar. Aile evden gidiyorsa, çocuklar elden gidiyordu. Ailenin çöküşü nisbetinde boşanmalar arttıkça, çocuklar celâl-cemal
dengesinin uzağına düşüyor, hayat vadisinde tek kanadıyla uçmaya mahkum halde yetişiyordu. Kimisi, ona sarılıp okşayacak annesinden, kimi onu sımsıkı sarıp
sıkacak babasından uzaklardaydı. Boşanmasa bile evden kopmuş aile hayatlarında dahi, durum bir derece iyi gözükse de, elbette olması gereken durum da değildi.
Eşler işteydi. Aile evden gidiyor, çocuklar, yuvalarını bırakıp ‘yuva’ya gidiyordu. Çocuklar, bu halde de, ana-babadan mahrum haldeydiler; bakılıp büyütülmeleri
için ele güne gidiyor; ve de elden gidiyorlardı.
Esasında, meselenin başında ve merkezinde, erkekler vardı. Bir erkek olarak, bunu açıkça görüyordum. Rabb-ı Rahîm, biz erkekleri, ailenin maişetini teminle
vazifeli kılmıştı gerçi; o yüzden babalar günün önemli bir kısmında evlerinin dışındaydı. Çoluk çocuğun geçimini temin gibi haklı ve önemli bir mazeretleri de vardı.
Ne var ki, çoluk çocuğun geçimini temin için, geçimi temin edilen çoluk çocuğun ihmale uğradığı da ortadaydı.
Seneler ve seneler önce o çok sevdiğim sokak arası gezmelerinden birinde bir apartmanın önünden geçerken duyduğum, yüreğimi hâlâ sızlatan diyalog, tam da
bundandı. Saat akşamın neredeyse sekizi olmak üzereydi. Oradaki küçük kızlardan biri ötekini oyuna çağırıyor, o ise “Babamı bekliycem. Neredeyse gelir” diye
karşılık veriyordu. Saat sekizin pek de erken bir vakit olmayışı bir yana, öteki kızın buna verdiği cevap tam anlamıyla içler acısıydı. “Benim babam biz yattıktan
sonra geliyor” diyordu küçük kız. Babası, onlar henüz yatarken, tekrar işe gidiyordu. Kızcağız, o yüzden, hafta sonlarını iple çekiyordu.
Biliyordum; o küçük kız, hele büyük şehirlerde, bir istisna değildi. Nazarlar dünyaya yönelip ihtiyaç listesi biriktikçe, normal mesailer yetmemeye başlıyor; nice
erkek, çoluk çocuğu için, çoluk çocuğunu göremeyecek kadar çok çalışıyordu.
Bu hengâmda beni en ziyade çarpan şey ise, bir hafta içinde yaşadığım üç ayrı hadiseydi. Zira, her üç hadise, şu veya bu şekilde, ailenin ihmali tablosunun aile
konusunda en ziyade hassas olmaları beklenen ehl-i dine de sirayetini haber vermekteydi.
İlki, sevdiğim, saydığım, şu ülkede hatırı sayılır bir işlevi olacağına da inandığım biriyle ilgiliydi. Bir meseleye binaen kendisini evinden telefonla aramış; bulamayınca,
ertesi akşam tekrar ararım deyip kapatacak iken, ertesi akşam da eve geç geleceği cevabıyla karşılaşmıştım. Eve not bırakmam isteniyordu; zira, aradığım kişi,
elbette ucunda hayır ve hak olan işlere binaen, geç saatlere kadar dışarıda olabiliyordu.
Aynı hafta, diniyle diyanetiyle tanıdığım bir başka kişiyi daha aramam gerekmişti. Yazık ki, o da evde yoktu. Birkaç gün sonra tekrar aradım. Gene yoktu. Bir
sonraki akşam; yine yoktu. Tam “Ben tekrar ararım” demek üzereydim ki, eşi, arama sebebimi sordu. Sonra, saklanamayan bir sitemi de taşıyan ses tonuyla, “Onu
evde zor bulursunuz” dedi. Tel...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Aile evden gidiyor
« Posted on: 16 Eylül 2019, 19:41:53 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Aile evden gidiyor rüya tabiri,Aile evden gidiyor mekke canlı, Aile evden gidiyor kabe canlı yayın, Aile evden gidiyor Üç boyutlu kuran oku Aile evden gidiyor kuran ı kerim, Aile evden gidiyor peygamber kıssaları,Aile evden gidiyor ilitam ders soruları, Aile evden gidiyorönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &