Peygamber s.a.v. in Medineye hicreti

(1/1)

Sidretül Münteha:
PEYGAMBER SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM'İN MEDİNE'YE HİCRETİ

 

6419- Aişe radiyallahu anhâ'dan: "Ana babamı tanıdığım gündenberi İs­lâm'ı din edinmiş olmayarak yaşadıklarını hiç hatırlamadım, Hiçbir gün yoktur ki Peygam­ber sallallahu aleyhi ve sellem sabah-akşam bize uğramamış olsun. Müslümanlar çok ezi­yet görmeye başlayınca, Ebû Beki" Habeşis­tan'a doğru hicret etmek için yola çıktı. Ber-ku'İ-Gimâd'a varınca, Kare kabilesinin reisi olan İbnü'd-Duğunne ile karşılaştı. Dedi ki: 'Ey Ebû Beki' nereye böyle?'

'Kavmim beni çıkardı, yeryüzünde seya­hat edip Rabbime serbestçe İbadet edeceğim.' Şu cevabı verdi: 'Senin gibisi çıkmaz ve çı­kartılamaz. Çünkü sen herkeste bulunmayan malı ihsan edersin, akraba ile ilgilenirsin, za­yıfı taşırsın, misafiri ağırlarsın, Hak'tan gelen felaketlere karşı yardım edersin. Ben seni hi­mayeme alıyorum, sana güvence veriyorum, haydi Mekke'ye dön, Rabbine rahatça ibadet et!' Döndü, beraberinde İbnü'd-Duğunne de gitti. Kureyşin eşrafını dolaşıp şöyle dedi: 'O, kimsede bulunmayan malı ihsan eden, akraba ile ilgilenen, zayıfa yardım eden, misafir ağır­layan, Hak'tan gelen gelen felaketlerde insan­lara yardım eden bu adamı siz ülkesinden na­sıl çıkarırsınız?'

Bunun üzerine Kureyş onun himaye ve emanını kabul etti ve dedi ki:

'Ebû Bekr'e söyle, Rabbine evinde ibadet etsin, evinde namaz kılsın, islediğini okusun, bize eziyet etmesin, açık açık ibadet edip Kur'ân okuyup da kadınlarımızı ve çocukları­mızı elde etmesin, onları babalarından miras kalan dinlerinden etmesin.' İbnü'd-Duğunne gelip bunu Ebû Bekr'e anlattı. Bunun üzerine Ebû Bekr evinde Rabbine ibadet etmeye, na­maz kılmaya ve Kur'ân okumaya başladı. Sonra eviyle yetinmeyip evinin yanında bir mescid yapmaya karar verdi ve yaptı. Orada ibadet etmeye yüksek sesle Kur'ân okumaya başladı. Ebû Beki' ince ruhlu, çok ağlayan bir adamdı. Kur'ân okuduğu zaman gözyaşlarını tutamazdı. Bunu gören müşrik kadınları ve çocukları başına üşüşmeye ve onu dinlemeye koyulunca müşrikler paniğe kapıldı, gidip İb­nü'd-Duğunne gördüler ve şöyle dediler: 'Ebû Bekr'e verdiğin emân ve himayeni yal­nız evinde ibadet edip Kur'ân okuması şartıy­la kabul etmiştik. O ise şimdi evinin avlusun­da bir mescid yaptı, devamlı orada namaz kı­lıyor ve yüksek sesle Kur'ân okuyor, kadınla­rımızı ve çocuklarımızı fitneye düşürmesin­den korkmaya başladık, haydi git onun emânını ve himayesini geri ver!'

O da hemen gelip, Ebû Bekr'e durumu an­lattı ve dedi ki: 'Sen şartı ihlâl ettin. Onun için ya yalnız evinde sesizce ibadet etmekle yeti­nirsin ya da zimmetimi geri verirsin.' Ebû Bekr de: 'Al zimmetini, ver hürriyetimi! Ben ALLAH'ın himayesine sığınıyorum, O beni sen­den ve herkesten daha iyi korur.'

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem o günlerde Mekke'deydi.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem müslümaıılara şöyle hitap etti: 'Sizin hicret yurdunuz iki taşlık arasındaki hurmalıktır. (Medine'yi kastediyordu)' Ondan sonra Me­dine'ye hicret edenler eltiler, Habeşistan'a gi­denlerin tümü de (dönüşte) Medine'ye hicret etti. Ebû Bekr radiyallahu anlı da hicrete ha­zırlanınca, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ona: 'Yavaş ol! Bana izin verilsin de beraber gideriz' dedi. 'Babam annem sana fe­da olsun sana bu hususta izin mi verilecek?' diyerek hayretini izhar etti. 'Olur' dedi. Tam dört ay iki devesini semur ağacının yaprakla­rını yedirerek besledi ve semizleştirdi. Hicret gününü heyecanla bekliyordu, derken bir gün öğle vakti Peygamber sallallahu aleyhi ve sel­lem giyinmiş ve kuşanmış olarak geldi. O sa­atlerde onun geldiği hiç vâki değildi. Biri Ebû Bekr'e 'İşte ALLAH'ın Resulü giyinik olarak geliyor' dedi. Ebû Beki' de: 'Babam annem ona feda olsun, bu saatte o mutlaka Önemli bir iş için gelmiştir' dedi.

İçeriye girmek için izin istedi ve kendisi­ne izin verilince içeriye girdi. Sonra 'Yanın­dakileri çıkar!' deyince: 'Babam sana feda ol­sun, onlar senin ailen sayılır" dedi.

'Bana hicret için müsaade edildi' buyu-runca, 'Ben de size refakat edebilir miyim?' diye sordu.

'Elbette' buyurdu.

Ebû Bekr: 'Öyleyse bu iki deveden birini al!' deyince, 'Bedeli karşılığı alırım' dedi. Ben de onlara deriden bir dağarcık içinde bir miktar azık düzenleyip koydum. Dağarcığın ağzı bağlanacağı sırada (Ebû Bekr'in kızı) Esma, belinin kuşağından bir parça yırtıp, onunla dağarcığın ağzını bağladı. Bu nedenle daha sonra ona Zâtu'n-nitâk 'Kuşaklı' adı ta­kıldı.

Sonra Ebû Bekr Peygamber sallallahu

aleyhi ve sellem'le birlikte Sevr mağarasına gittiler. Orada tam üç gece kaldılar, Ebû Bekr'in oğlu Abdullah maharetli ve çabuk an­layışlı bir küçüktü. Gece mağarada onlarla beraber kalır, sabahleyin erkenden Mekke'ye gider, orada sabahlardı, insanlardan haberleri toplar, akşam karanlıkta gelir yine onlarla be­raber kalırdı. Ebû Bekr'in azatlısı olan Âmir bin Füheyre ise oralarda sağmal koyun otlatır­dı, akşam olup karanlık basınca onlara süt ge­tirir ve orada onlarla birlikte gecelerdi.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile Ebû Bekr, ed-Dîl oğullarından ve el-Âs bin Vâü'in yeminli müttefiklerinden yol kılavuz­luğu yapan bir adamı kiralamışlardı ve ona güvenmişlerdi ve şöyle demişlerdi:'  şu iki deveyi bize üç gün sonra Sevr mağarasının önüne gel ve bizi oradan al!' dediler.

O da üç gün sonra o iki deve ile mağara­nın önüne geldi, beraberlerinde Âmir bin Fu-" heyr ve o kılavuz olduğu halde sahil yolundan yola revan oldular."

İbn Şihâb der ki: "Abdurrahman bin Mâ­lik, babasından, o da Siirâka bin Cu'şam'dan şunu rivayet etti:

Bize Kureyş elçileri gelip dediler ki: 'Kim Muhammed'i ve Ebû Bekir'i bulup öldürür ya da esir ederse ona şu kadar Ödül verilecektir.'

Ben, Mudlicoğulları kavminin meclisinde otururken bîr adam geldi ve dedi ki:

'Ey Sürâka! Ben sahilde biraz evvel bîr karartı gördüm. Galiba o, Muhammed ve ar­kadaşlarıdır. Onlar olduğunu sanıyorum.' Ben de dedim kî: 'Onlar değildir. Sen galiba falan falanı gördün. Onlar biraz evvel gözümüzün önünden geçtilerdi.' Orada biraz oturduktan sonra kalktım, evime gittim. Cariyeme atı ha­zırlamasını ve benim için bekletmesini emret­tim. Sonra kargımı alıp, evin arkasından çık­tım, gizlice atıma atladım ve peşlerine düş­tüm, yaklaşınca atım tökezledi ve yere düş­tüm. Sonra hemen toparlanıp sadağının için­den fal oklarını çıkardım. Muhammed'le as-hâbma zarar verir miyim, yoksa vermez miyim diye fala baktım. Sonucunda hoşlanmadı­ğım (yani zarar veremeyeceğim) ortaya çıktı. Buna rağmen atıma atlayıp ne olursa olsun onlara saldıracağım, dedim ve yürüdüm. Pey­gamber sallallahu aleyhi ve sellem Kur'ân okuyordu sağa sola bakmıyordu. Ebû Bekr ise durmadan arkasına dönüyordu. Onlara iyice yaklaşınca, atım dizlerine kadar kuma gömül­dü, üzerinden düştüm. Dizginini çektim zar zor kalktı. Ayağa kalkınca gömülen izinden göğe doğru duman yükseldi. Hemen oklarla fala baktım, gene arzulamadığım çıktı. Bu de­fa 'el-Emân' diye bağırdım; durdular. Atımı sürdüm, yanlarına gittim; Resûlullah ve asha­bını saldırımdan koruyan bunca olaylardan sonra gönlümde Resûlullah sallalahu aleyhi ve sellem'in durumu ve peygamberlik davası­nın yakında zahir olup zafere ulaşacağına ka­naat hasıl oldu.

Dedim ki: 'Senin kavmin (Kureyş,) başına ödül koydu.' İnsanların haklarında ne istedik­lerini ve neler düşündüklerini anlattım. Onla­ra yiyecek şeyler de sundum, kabul etmediler. 'Ancak durumumuzu kimseye söyleme ve bil­dirme!' dediler. Ben de kendilerinden bir gü­vence yazılmasını rica ettim. Kabul edip Âmir bin Füheyr'e: 'Haydi buna bir emân yaz' diye emretti ki o da bir derinin üstüne ya­zıp verdi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sel­lem de arkadaşları ile birlikte yoluna devam etti."

İbn Şihâb der ki: Bana Urve bildirdi: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Şam'dan gelen bir tüccar kafilesi içinde Zü-beyr'e rastladı. Zübeyr, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile Ebû Bekr'e birer beyaz gömlek verip onları güzelce giyindirdi. Öte yandan Medine müslümanları Peygamber sal­lallahu aleyhi ve sellem'in yola çıktığını duy-

dular. Her sabah Harre'ye gidip geliyorlar, gözlemeye koyuluyorlardı. Öğlen sıcağında evlerine dönüyorlardı. Yine bir gün epey bek­ledikten sonra sıcağa dayanamayıp evlerine dönmüşlerdi. Bir yahudi de bir kulenin üze­rine birşeye bakmak için çıktı. Derken Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ve arka­daşlarının beyazlar giyinmiş ve serap denizini yararak gelmekte olduklarını gördü ve dayanamayıp avazı çıktığı kadar bağırdı: 'Ey arap topluluğu, işte beklemekte olduğunuz dedeniz!'

Müslümanlar hemen silaha sarılıp gittiler. ALLAH Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'i Harre'nin sırtında karşıladılar. O ise, sağ ta­raftan Amr bin Avf oğullarının yanma inip ko­nakladı. Tarih, Rebiu'I-Evvel ayının bir pa­zartesi günü idi. Ebû Beki" ayağa kalktı, Pey­gamber sallallahu aleyhi ve sellem oturuyor­du. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'i tanımayan ve görmeyen Ensârdan bazı kim­seler Ebû Bekr'e gelmeye başladılar. Pey­gamber sallallahu aleyhi ve sellem güneş al­tında kalınca, Ebu Bekr hırkasıyla onu gölge­lendirdi. İnsanlar ancak o zaman Peygambe­rin kim olduğunun farkına vardılar. Peygam­ber sallallahu aleyhi ve sellem, Amr bin Avfo-ğullannda on üç güne yakın bir süre kaldı. O müddet zarfında takva üzerine tesis edilen (Kûbâ) Mescidi(ni) yaptı, orada onlara namaz kıldırdı. Sonra devesine binip yola revan ol­du, insanlar da yanında yürüyorlardı. Devesi gelip bugünkü Mescidi Nebî'niıı bulunduğu yere çöktü. O zamanlarda müslümanlar orası­nı namaz kılma yeri yapmışlardı. Önceleri orası, Es'ad bin Zürâre'nin himayesinde bulu­nan, İki yetim olan Selıl ve Süheyl'in hurma kurutma harmanlan idi. Devesinin çöktüğü o yer için Peygamber sallallahu aleyhi ve sel­lem şöyle dedi:

İnşaallah burası bizim menzili mildir'

Sonra iki yetimi çağırıp o hurma harmanı­nın pazarlığını yapmak üzere oraya mescid yapacağını söyledi. Yetimler: 'Hayır olmaz, biz burasını para ile değil; size bağış yapaca­ğız' dediler.

Mescidin inşasına başlandı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de onlarla beraber kerpiç taşımaya başladı. Bir yandan da şöyle diyordu: Bu yük Hayber(in hurma) yükü değil. Bu mbbimizin (ondan daha temiz olan) kerpiç yüküdür. ALLAHım, asıl ecir, âhiret ecri­dir. Hem Ensâr'ı hem de Muhacirleri esirge!' Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem böyle Muhacirlerden olan bir adamın şiirini söyledi, ancak bana (şairin) ismi söylenmemiştir."

İbn Şihâb dedi ki: "Bu beyitlerden başka Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in tam olarak bir şiir söylediğini duymadık." [Buhârîl

6420- el-Berâ in Âzib radiyallalıu anh'-dan:

"Ebû Beki- babamın evine geldi ve ondan bir semer satın aldı. Azib'e dedi ki: 'Oğlunu benimle beraber gönder de onu taşısın.' Onu ben taşıdım. Babam parasını almak için onun­la birlikte çıktı ve bu esnada sordu:

"Ey Ebû Bekr! Peygamber sallallahu aley­hi ve sellem ile (Hicret için) gece yürüdüğü­nüz zaman ne yapımız?

Cevap verdi: 'Evet, bütün gece boyu yü­rüdük. Öğlen vaktine doğru önümüze bir ka­ya çıktı. Uzunca ve gölgesi bulunan bir kaya. Onun yanında konakladık. Peygamber sallal­lahu aleyhi ve sellem'in, gölgesinde rahat uyuyabilmesi için orasını elimle düzelttim. Sonra oraya postu serdim. Dedim ki:

'Ey ALLAH'ın Resulü! Sen burada uyu! Ben de etrafı gözetleyeyim'?' O uyudu, ben de et­rafı gözetlemek için çıktım. Derken kayaya doğru gelmekle olan bir çoban gördüm, ya­nında koyunu da vardı.

'Sen kimlerdensin?' diye sordum.

'Medinelilerden bir adamım' dedi.

'Koyununda süt var mıdır?'

'Evet.'

'Bana biraz süt sağar mısın?'

'Evet' dedi ve koyunu tuttu, memesini toz. kıl ve topraktan iyice temizledi. Beraberinde bulunan bir maşrapaya epeyce süt sağdı. Ben­de de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e su verdiğim ve ona abdest suyu hazırladığım bü" ibrik vardı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e geldim. O daha yeni uyanmıştı. SÜte soğuması için biraz su ilave ettim. Sonra dedim ki: 'Ey ALLAH'ın Resulü! Buyur, bu süt­ten iç!' İçti ve ben de doyuncaya dek İçlim.

Buyurdu ki: 'Gitme zamanı gelmedi, mi?'

'Evet' dedim ve oradan öğlenden sonra ay­rıldık. Sürâka b. Mâlik arkamızdan geliyordu.

Dedim ki:

'Ey ALLAH'ın Resulü, adam bize yetişe­cek.'

'Korkma, üzülme.' ALLAH bizimledir' dedi ve ona beddua etti. Atı kamına kadar yere gö­müldü. Bunun üzerine Sürâka:

'Biliyorum, siz bana beddua ettiniz; bana dua edin de kurtulayım; isteğinizi yerine geti­reyim' dedi.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem dua edince kurtuldu. Daha sonra bize verdiği sözü yerine getirmek maksadıyla, bizi takip eden herkesi geri çevirdi ve sözünde durdu."

6421- (Müslim'deki) diğer rivayet:

Sürâka dedi kî: "İşte ok torbam. Ondan bir tane ok çıkarıp al! Ayrıca falan yerdeki deve­lerimin ve kölelelerimin yanından geçeceksin onlardan da istediğini alırsın." Buyurdu ki: "Benim buna ihtiyacım yoktur." Geceleyin Medine'ye vasıl olduk, halk bizi konuk etmek için âdeta yarış yapıyorlardı.

"Abdülmuttalİpoğullarının dayıları olan Neccaroğıdlarının yanında konaklarım. Böy­lece onların gönlünü yaparım" buyurdu.

Erkekler, kadınlar evlerin damlarına çıktı­lar. Çocuklar ve hizmetçiler yollara düştüler; "Ya Muhammedi Ey ALLAH'ın Resulü!" dîye bağrışıyorlardı. [Buhârî ve Müslim]

6422- Ebû Beki- radiyallahu anh'dan: "Bİz mağaradayken,  ardımızdan gelen

müşriklerin ayaklarını gördüm; onlar başımı­zın uçundaydılar. Dedi ki: 'Ey ALLAH'ın Resu­lü! Eğer onlardan birisi ayaklarının ucunu ba­karsa bizi görecektir.' Şöyle buyurdu:

'Ey Ebû Beki! üçüncüleri ALLAH olan bu iki kişiyi ne sanıyorsun'."

[Buhâri. Müslim ve Tîrmizî]

6423- Enes radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Medine'ye gelirken, Ebû Beki"'i devenin ar­kasına almıştı. Ebû Bekr yaşlı idi, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ise gençti. Ebû Bekr tanınıyordu, Peygamber sallallahu aley­hi ve sellem'i kimse tanımıyordu. Kişi rastlı­yor ve soruyordu: 'Ey Ebû Bekr! Şu önünde­ki adam kimdir?' O da şöyle diyordu:

'Bu adam bana yol gösteriyor.' Tabii kişi, bu yoldan üzerinde yürünülen yolu kastettiği­ni zannediyordu. Halbuki onun bu sözündeki yol, (İslâm demek olan) hayır yolundan iba­retti.

Ebû Bekr arkasına döndü, bir de ne gör­sün, bir süvari gelip onlara yetişmiş. Hemen şöyle haykırdı: 'Ey ALLAH'ın Resulü! İşte bir süvari, arkamızdan yetişmiş.' ALLAH Resulü hemen şöyle dua etti: 'ALLAHım, bunu yere dü­şür!' Hemen at onu sırtından yere fırlatıp attı. Ayağa kalkıp yalvardı:

'Ey ALLAH'ın Resulü! Emret, emrine ama­deyim. '

'Sen bu durduğun yerde dur! Gelenlere karşı bizi savun, bize yetişmesinler'

(Ne gariptir ki o adam) gündüzün evvelin­de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e karşı çalıştı, gece olunca da onun hayatını sa­vunan bir silah gibi oldu.

Nihayet Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Harre'nin bir yerinde indi (konakladı). Ensâr'a haber gönderildi, silahlanarak gelip O'na selam verdiler. Onlar da:

"Haydi develerinize binin ve yürüyün, siz güvence içindesiniz artık, kimse size ilişe-mez" dediler. Onlar tekrar develerine bindiler, yedekte olan Ensâr da onları korudu. Medine: 'ALLAH'ın Peygamberi geldi, ALLAH'ın Pey­gamberi geldi!' sesleriyle çalkalandı. Herkes

yükseklere çıkıp ona bakıyordu. O da yürüdü ve Ebû Eyyûb el-Ensârî'nin avlusunda konakladı." [Uzan bir metinle Buharî]

6424- el-Berâ radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in

ashabından bize (Medine'ye) ilk gelenler: Mus'ab bin Umeyr ile İbn Ümmi Mektûm ol­muştur. Bunlar (Medine müslümanlarına) Kur'ân okutuyorlardı. Sonra Ammâr, Bilâl ve Sa'd geldi. Sonra Ömer sahabeden yirmi kişi ile beraber geldi. Sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem teşrif etti. O güne kadar Me-dineliler hiçbir şeye bu kadar sevinmemişler-di. Hatta çocukların ve herkesin 'ALLAH Resu­lü geldi' diye bağırdıklarını gördüm. O geldi­ği zaman ben 'Sebbihisme Rablnkel-A' lû' gi­bi mufassal nev'inden birtakım sûreleri (Me~ dine'lilere) okumuştum. [Buhâri]

6425-  Ebû Osman en-Nehdî radiyallahu anh'dan:

"Ibn Ömer'in hakkında 'Babasından önce hicret etli' diyenlere öfkelendiğini duydum, İbn Ömer dedi ki: 'Ben ve Ömer Medine'de ALLAH Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'e geldik.

Onu öğlen istirahatine çekilmiş uyurken bulduk. Eve döndük. Ömer beni gönderdi: 'Haydi giı bak hele uyanmış mı?' dedi. Gittim onu uyanmış görünce hemen ona biat ettim. Sonra gelip babama bildirdim, koşarak yanına gittik, babam da biat etti ve ben de ondan son­ra (tekrar) biat ettim." [İkisi de Buhârî'ye aittir.J

6426- Cerîr radiyallahu anh'dan:

(Aliah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"ALLAH Teâlâ bana vahyefti: Bu üçünden hangisine gidip yerleşirsen orası senin Hicret evindir: Medine, Bahreyn ya da (Şam'da bir belde olan) Kunnesrîn." |Tirmizî|

6427- Ebû Mûsâ radiyallahu anh'dan:

"Biz Ycmen'deyken Peygamber sallalla­hu aleyhi ve sellem'in zuhurunu duyduk. Bu­nun üzerine ben ve iki kardeşim —ki ben en küçükleriydim— Ebû Bürde ile Ebû Ruhm kavmimden elli küsur insanla yola çıktık. Ge­miye bindik, gemi bizi Necâşî'nin ülkesine (Habeşistan'a) atıp bıraktı. Orada Ca'fer ve arkadaşlarına rastladık. Hep beraber gelince­ye dek onun yanında ikamet ettik. Vardığı­mızda ALLAH Resulü sallallahu aleyhi ve sel­lem Hayber'i yeni fethetmişti. Oranın gani­metlerinden bize de hisse ayırdı. Bizden baş­ka, fethe iştirak etmeyenlerden hiç kimseye hisse vermemiştir. Cafer'le beraber gemi eh­line de vermiştir. İnsanlar bize şöyle diyorlar­dı: 'Biz hicretle sizi geçtik.' Bizimle beraber (gemiyle) gelen Esma bint Ümeys, Hafsa'nm yanına girdi;. Ömer gelince: 'Bu kimdir?' di­ye sordu.

'Bu Esma bint-İ Umeys'tir' dediğinde, Ömer şöyle dedi:

'Ha şu Habeşli kadın, şu deniz yoluyla ge­len kadın mı?'

'Evet' dedi.

'Biz sizden önce hicret ettik, Biz ALLAH Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'e sizden daha yakm ve nezdinde daha çok hak sahibi­yiz' dedi. Bunun üzerine kadın kızdı ve şu ce­vabı verdi:

'Hayır vallahi; siz onunla beraberdiniz. O açınızı doyururdu, cahilinize öğüt verirdi. Biz uzak yerde Habeşistan'da herkesin kinini, Al­lah ve Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in uğrunda üzerimize çekmiştik. Vallahi senin bana dediklerini ALLAH Resulü sallallahu aley­hi ve sellem'e soyleyinceye kadar ne bir lok­ma yemek yerim ve ne de bir yudum su içe­rim.' Derken ALLAH Resulü sallallahu aleyhi ve sellem geldi ve kadın gidip Ömer'in dedik­lerini ona iletti. Şöyle buyurdu: 'SİS benîm için hepsinden daha kıymetlisiniz. O ve arka­daşları tek hicrete sahip iken siz gemi ehli iki hicrete sahİbsiniz.'

Esma dedi ki: 'Ebû Musa ve arkadaşlarını bana haber gönderip bu hadisi sorduklarına şahit oldum. Dünyada onlar için ALLAH Resulü sailallahu aleyhi ve sellem'in kendilerine ver­diği bu müjdeden daha değerli hiçbir şey ol­mamıştır'." |Buhârîve Müslim.]

6428- İbn Abbâs radiyallahu anh'daiı: "ALLAH Resulü sallallahu aleyhi ve sellem,

Ebû Bekr ve Ömer muhacirlerdendir. Çünkü onlar müşriklerin yurdunu terk edip hicret et­mişlerdir. Ensâr da muhacirlerden sayılır; çünkü Medine de şirk yurdu idi. Onlar Akabe gecesi ALLAH Resulü sallallahu aleyhi ve sel-lem'e gelip (bir nevi hicret edip) müslüman olmuşlardır." (NesâîJ

6429-  Abdullah bin es-Sa'dî radiyallahu anlı'dan:

Dedim ki: "Ey ALLAH'ın Resulü! Hicretin (arlık) kesildiğini söylüyorlar." Şöyle buyur­du: "Kâfirlerle savabildiği sürece hicret asla kesilmeyecektir." | Nesâîl

6430- Ya'lâ bin Ümeyye radiyallahu anh'­dan:

"Fetih günü babam Umeyye İle Peygam­ber sallallahu aleyhi ve sellem'e geldik. De­dim ki: 'Babamın biatini hicret üzere kabul et!' Şöyle buyurdu: "Hicret kesilip bitmiştir. Ben onun biatim cihad üzere kabul ediyo­rum'."

6431- Ömer radiyallahu anlı'dan: "ALLAH Resulü sallallalıu aleyhi ve sellem'in vefatından sonra artık hicret yoktur."

6432- İbn Amr bin el-Âs radiyallahu anh'-dan:

Bir adam dedi ki:

"Ey ALLAH'ın Resulü! Hangi hicret üstün­dür?" Şöyle buyurdu:

"Rabbİnİn hoşlanmadığı şeyi bırakma n-dır." Sonra şöyle dedi:

"Hicret ikidir: Şehirlinin hicreti; köylü­nün hicreti. Köylü, ancak çağırıldığında da­vete icabet eder ve emrolunduğu zaman da itaat eder. Şehidi ise işi çok, bası her zaman derttedir. Onun için ecri daha büyük olur."

[Nesâî.l

6433- Muâviye radiyallahu anh'dan: (ALLAH Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Tevbe kapısı kapanmadıkça, hicret bit­mez, güneş batıdan doğmadıkça da tevbe ka­pısı kapanmaz." |Ebu Davud|

6434- Sehl bin Sa'd radiyallahu anh'dan: "(Sahabe İslâm takvimini belirlerken) Ne

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in peygamber olarak gönderiliş zamanını ve ne de vefatını ölçü kabuul ettiler. Bu hususta Medine'ye gelişin(hicret)i ölçü kabul etliler." [Buhârî (Hicreie dair) bir bâbta]

6435- Urve radiyallahu anh'dan:

"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, hacdan sonra Zi'lhicce'nin kalan günlerinde, muharrem ve safer aylarında da bekledi. Son­ra müşrikler onun Medine'ye gideceğini, ora­da onu savunacak ve barındıracak müslüman-ların bulunduğunu haber alınca, paniğe kapıl­dılar ve bir araya gelip toplandılar. Hep birlik­te onu öldürmek, yahut hapsetmek, ya da Mekke'den sürmek için karar aldılar. ALLAH hemen onların bu hile ve desiselerini şu âyeti indirerek Peygamber'ine bildirdi:

'Hani küfredenler seni hapsetmek, yahut seni öldürmek ya da seni —ülkenden— çıkart-

mak için sana tuzak kurmuşlardı. Onlar (sa­na) tuzak kurarlarken ALLAH da (onlara) tuzak kuruyordu. Çünkü ALLAH tuzak kuranların en hayırksıdır.' (Enfâl 30) Ebû Bekr'in evine geldiği gün müşriklerin kendisini akşam yata­ğına yattığı zaman yakalamayı planladıkları Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e ulaş­mıştı. Bunun üzerine, sabaha karşı gece bit­mek üzere iken O, Ebû Bekr ile Sevr mağara­sına doğru hareket etti. Ali de gelip yatağına yattı. Böylece müşrikleri oyalıyordu

Müşriklerde: 'Haydi şimdi yatalım, sabah olunca ona birden hücum eder, sımsıkı bağla­rız' diye istirahata çekilip geceyi orada geçir­diler.

Sabah olunca Ali'yi yataktan kalkarken gördüler ve ona Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in nerede olduğunu sordular. O da: 'Bilmiyorum' deyince, ALLAH Resulü sallalla­hu aleyhi ve sellem'in evde olmadığını, çıkıp gittiğini anladılar ve ardından koştular.

Her yöne adam gönderdiler. Su (kuyu) sa-

hiplerine adam gönderip yakalayana verilmek üzere büyük ödüller koydular. Nihayet Sevr mağarasına geldiler, tepesinde durdular, ma­ğaranın İçinde olan ALLAH Resulü ile Ebû Bekr onların seslerini duydular. Ebû Bekr korkma­ya başladı. ALLAH Resulü sallallahu aleyhi ve sellem onu şöyle teselli ve teskin elti: 'Üzül­me ALLAH bizimledir Dua edip: 'ALLAH onun üzerine sekineyi indirdi. Göremediğiniz ordu­larla onu destekledi, kâfirlerin sözünü alçaktı, ALLAH'ın sözü ise en yücedir. ALLAH hem Azız, hem de Hakîm'dir'." (Tevbe 40)

[Taberânî,Mu'cemu'l-Kebir'de daha uzun bir me­tinle hem leyyin ve hem de münsel bir senedle.)

6436- Enes ve diğerlerinden, dediler ki: "ALLAH Resulü sallallahu aleyhi ve sellem

mağarada kaldığı gece, ALLAH otlara emretti, mağaranın kapısında bittiler; örümceğe em­retti mağaranın kapısında ağ Ördü. İki yabanî güvercine emretti, mağaranın ağzında yuva yaptı.

Müşrikler gelerek, ALLAH Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'e mağaranın kapısına kürk arşın kadar yaklaştılar. İçlerinden bir adam baktı ve iki güvercini gördü ve arkadaşlarına seslendi: 'Mağaranın kapısında iki güvercin gördüm, anladım ki içinde kimse yok; eğer olsaydı bu güvercinler buradan kaçarlardı.' Onun bu sesini ALLAH Resulü sallallahu aleyhi ve sellem duydu. Anladı ki ALLAH o iki güver­cin vasıtasıyla onları içeriye girmekten alı­koymuştu. Ve o iki güvercine çok önem ver­di. Daha sonra Harem-i şerifte bunların iki yavrusu oldu. Harem-i şerifteki tüm güvercin­lerin aslı ve nesli işte o iki güvercin yavrusun­dan türemedir."

(Bezzar ve Taberânî, Mu'cemu'l-Kebîr'de zayıf bir senedle.l

6437- Câbir radiyallahu anh'dan:

"Ebû Bekr mağarada bir delik gördü, ora­dan Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e zararlı bir şeyin çıkıp gelmemesi için ayağıy­la orayı tıkadı. Mağarada tam üç gün kaldılar, sonra çıkıp yola revan oldular. Ümmü Ma'bed'in çadırında dinlendiler.

Ümmü Ma'bed ona bir koyun ve bir bıçak gönderdi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem; 'Al bıçağı ver o cılız koyunu.' dedi. Ka­dın: 'Onun sütü yok ki' diye haber gönderdi. Bunun üzerine Peygamber sallallahu aley­hi ve seliern: 'Getir o cılız koyunu!' diye em­retti. Nihayet o cılız koyunu ona iletti. Koyu­nun sırtını sıvazladı. Derken koyunun meme­si süt ile doldu. Sağdı ve kâseyi sütle doldu­rup içti, Ebû Bekr'e verip ona da içirdi. Son­ra yine sağdı ve sağılan sütü Ümmü Ma'bed'e gönderdi." |Bezzar zayıf bir senedle.|

6438- Huneys bin Hâlid radiyallahu anh1-dan:

"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ve yanındakiler, Ümmü Ma'bed el-Huzâîye'nİn çadırlarına uğradılar, gayet cömert kadındı; yemek yedirir, su içirirdi. Paraları ile ondan et ve hurma satın almak istediler, fakat yanında hiçbir şey bulamadılar. Grup bayağı yorgun ve bitaptı, Peygamber sallallahu aleyhi ve sel­lem çadıra baktı, cılız bir koyun gördü. Bunun üzerine sordu; 'Ey Ümmü Ma'bed ne oldu bu koyuna?' 'Güçsüzlük sebebiyle sürüden ayrıl­dı' diye cevap verdi.

'Peki sütü var mıdır?'

"Sanmam, çok zayıf bir koyun."

"Müsaade eder misiniz onu ben bir sağa­yım?"

"Hay hay, buyurun sağın!"

Koyunu getirtti, memelerini sıvazladı. Besmele çekti, bir anda memeleri sütle dolup taşlı. Sağdı, kendisi içti, arkadaşlarına da içir­di. Hepsi içliler ve doydular. Sonra bir kere daha sağdı ve bakracı doldurdu. Sütü orada bırakıp onunla başka bir alış veriş daha yapıp oradan ayrıldılar. Aradan çok geçmeden zayıf keçileri önünde olduğu halde kocası geldi. Orada sütü görünce şaşırdı ve sordu; 'Ey Üm­mü Ma'bed bu süt nereden geldi? Ben gider­ken evde süt namına hiçbir şey yoktu. 'Evet vallahi hakikaten süt yoktu; fakat buraya mü­barek bir adam uğradı.'

Kocası: 'Ne olur onun niteliğini bana an­lat!1 dedi. Kadın anlatmaya başladı: 'Yüzü parıl parıl parıldıyordu. Güzel yaratılışlı idi. Ne öksürük ve ne de benzeri bir şeyleri yok­tu. Son derece yakışıklı ve güzeldi. Gözleri irice idi. Kirpikleri ve kaşı gür idi, sesi gayei yumuşak ve nezaket taşımaktaydı. Sakalı gür,

taranmış ve tertemiz idi. Sükût ettiği zaman suratında vakar okunuyordu, konuştuğu za­man sözleri âdeta inci gibi, mübarek ağzından dökülüyordu. Boynu son derece düzgün ve güzeldi. Konuşurken pek uzun konuşmuyor­du, çok ta kısa kesmiyordu. İki dal arasında bir dal gibi bir şeydi o. Üç kişinin en cazip ve güzeliydi. Arkadaşlarının ona son derece say­gı ve hürmeti vardı. Etrafında sanki birer per­vane idiler. Konuştuğunda pür dikkat dinli­yorlardı. Emrettiği zaman emrini yarışırcası­na yerine getiriyorlardı. Güler yüzlü idi, çatık kaşlı değildi. Yüzünü herhangi bir şeyden do­layı buruşturmuyordu."

Ebu Ma'bed bunları dinleyince kendini alamadı ve şöyle haykırdı:

'Vallahi o, Mekke'de Kureyş'te zuhur eden ve bize anlatılan yüce şahsiyettir. Onun sohbe­tinde bulunmak benim için son derece iç açıcı olurdu. Bir yol bulabilirsem mutlaka onun soh­betinde bulunmak şerefine ereceğim."

Mekke'de bir ses duyuldu, fakat nereden

ve kimden geldiğini kestiremediler. O ses şöyle diyordu:

'İnsanların Rabbi olan ALLAH şöyle diyen iki arkadaşı en güzel mükafatla mükâfatlan­dırsın:

İşte Üramü Ma'bed'İn çadırları.

Konakladılar oraya geçmeden ileri.

Hidayet getirdiler; kadm hidayete erdi.

Başarı sağladı, arkadaş edinen Muham-med'i.

Ey Kusay! ALLAH sizi terk etmedi. Onda öyle keramet ve mucizeler vardır ki, hiç kim­se onunla boy ölçüşemez. Kâ'boğullan siz de onun davranışına dikkat edin. Mü'minlere iyi davranın, onları avlamak için tuzak kurmayın!

(İnanmıyorsanız) Kız kardeşinize koyu­nundan ve süt dolu kabından sorun!

Eğer koyuna sorarsanız (bile) tanıklık eder bir bir anlatır.

Cılız, sütsüz koyununu besmele çekip dua edip sağdı. Memelerine süt âdeta yağmur mi­sâli yağdı.

Sağdı sütü ikinci kez oradan ayrıldı, ge­lenler orada hayran kalıp şaşkmlıklarını orta­ya serdi.'

(Şair) Hassan bin Sabit, bu sesi duyunca şu cevabı verdi:

'Peygamberlerinin kendilerini bıraktığı kavim, büyük bir ziyanda, kendilerine gilüği kimseler ise şanslı olmuştur.

Bir kavimden göç etti, onların akılları da­lâletle oldu. Vardığı kavmin ise yüzleri nur-landı, güldü.

Sapıklıktan sonra Rableri onları onun sa­yesinde hidayete erdirdi. Hakk'a uyanları ger­çekten irşâd etti.

Ondan Yesrib ehline hidayet kafileleri akın etti. Tüm Yesrib'Iileri bir anda haberdar elti.

Bir peygamber ki insanların çevrelerinde görmediklerini görür. Her mescidde ALLAH'ın Kitabını büyük bir zevkle okur.

Bü- gün, bilinmeyen bir söz söylerse, he­men o gün ya da ertesi günün kuşluğunda o tasdik bulur.

Ne mutlu Ebû Bekr'e ki ona arkadaş oldu, ALLAH mutlu edeceğini (işte böyle) mutlu eder."

[Taberânî, Mu'cemu'l-Kebîr'de. zayıf bit senedle]

6439- Kays bin en-Nu'mân radiyallahu anh'dan:

"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile Ebû Beki- (Mekke'den) gizlice gittiklerinde Ebû Ma'bed'İn yanında konakladılar. Ebû Ma'bed dedi ki: 'Demek ki ALLAH böyle iste­miş. Hiç sütümüz kalmadı.'

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: 'Peki §u koyun nedir?' diye sordu.

Hemen onu getirdi. Ona berekeüe dua et­ti, sonra biraz sağdı ve içti. Yanındakiler de içtiler. Adam hayranlıkla sordu: 'Kureyş'in sabî dedikleri adam sen inisin?'

'Onlar öyle derler, ama bakma sen!'

"Şehadet ederim ki ALLAH tarafından sana gelen hak ve gerçektir' dedi. Sonra yine şöyle dedi:

'Sana tâbi olayım mı?'

'Hayır, biz galip gelinceye kadar bekle, galip geldiğimizi duyduğunda bize uyarsın buyurdu." [Bezzâr, Sahîh raviler kanaliyia.|

6440-  Evs bin Abdillah bin Hucr el-Esle-mî radiyallahu anh'dan:

"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Ebû Bekr ile birlikte Hazevâti'l-Cuhfe'ye uğ­radı. O, onları en güzel devesine bindirdi, bir de onlara köle verdi. Sonra köleye şöyle ten-bih etti: 'Onların peşinden git, yerlerine ula­şıncaya kadar yanlarından ayrılma! Hizmetle­rini gör, devenden de gereği gibi yararlansın­lar.' Ondan sonra köle, o ikisini aldı; Seniyye-tu'r-Ramhâ, sonra Seniyyetu' l-Kûbe, sonra el-Murre, sonra Zât-i Keşet vadisi, sonra el-Mudlece, sonra el-Gassâbe, sonra Seniyye-lü'l-Murre'ye sonra, oradan da Medine'ye gö­türdü. Sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, köleyi efendisine deve ile birlikte geri gönderdi ve efendisi Evs'e devesine bir isim takıp onu boynuna takmasını tenbih etti. Zira o, ilgisiz bir adamdı, deveye bile isim verme­mişti." [Taberanî, M. el-Kebfr'ie ztıyıf bir senedlc.|

6441- Suheyb radiyallahu anh'dan: (ALLAH Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Hicret diyarınız bana, Harre'nin (kara taşlığın) arasında bir ağaçlık olarak gösteril­di. Bu ya Hecer olur, ya da Yesrib."

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Ebû Bekr ile birlikte Medine'ye mütevecci­hen hareket etti.

Onunla birlikte ben de çıkmak istedim. Ancak Kureyş'len iki delikanlı buna engel ol­du. Sonra yine çıktım, bu defa birkaç insan bana yetişti ve beni geri döndürmek istediler. Onlara dedim ki: 'Size birkaç ûkiye altın, si-yerâ elbisesi vereyim de yolumdan beni alı­koymayın!'

'Olur' dediler. Ayrıca onları: 'Haydi gidin kapının eşiğini kazın altında allın ukiyelerini bulacaksınız, falan adama gidin elbiseyi de ondan alın' diyerek Mekke'ye gönderdim

Ondan sonra çıktım, ALLAH Resulü sallalla­hu aleyhi ve sellem'e gittim. Beni görünce şöyle buyurdu: 'Alış verisin üç kere kazandı.'

Dedim ki: 'Ey ALLAH'ın Resulü! Senden önce kimse beni görmedi. Demek ki sana bu­nu Cİbrîl bildirdi, başkası değil'."

(Taberânî, Mu'cemu'l-Kebir'de zayıf bir senedle.]

6442-  Rezîn benzerini rivayet etli; onda (şu ziyade) şöyle geçer:

"Bunun üzerine: 'İnsanlardan kimisi de vardır ki ALLAH rızasını talep etmek için kendi­sini satın alır.' (Bakara 207) âyeti nazil oldu. Sonra bunu Suheyb'e okudu."

6443- Urve radiyallahu anh'dan: "Ömer ve Ayyaş bin ebî Rabîa arkadaşları ile birlikte çıktılar. Amr bin Avf oğullarında konakladılar. Hişâm'in oğullan olan Ebû Cehl ile el-Hâris, anne bîr kardeşleri olan Ay­yaş bin Rabîa'yi istemek için Medine'ye gel­diler. Yanına gidip annesinin üzüntüsünü ona

İlettiler. 'Annen seni görmeden evde yatma­yacağını, saçına yağ süremeyeceğini söyledi ve bu hususta yemin etti. Böyle olmasaydı biz seni almaya gelmezdik.' O da annesinin ken­disini çok sevdiğini biliyordu. Onları doğrula­dı, kalbi yumuşadı. Annesine acıdı; fakat, yi­ne de onlarla çıkıp gitmek istemedi. Derken el-Hâris onu bağladı, beraberce onu zorla gö­türdüler ve nihayet bağlı vaziyetle tuttular. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bunu duyunca, kurtulması için dua etti. Sonra Mek-

ke fethedilmeden önce, o da kurtulanlar ara­sında kurtuldu ve Medine'ye geldi."

[Taberânî, Mu'cemu'l-Kebir'de leyyin ve müısel bir senedleJ

6444- Bezzâr benzerini Ömer'den şu ekle rivayet etli:

"Ömer dedi ki: Biz (aramızda) şöyle der­dik: 'ALLAH'ı tanıyıp iman edip de sonra tekrar küfre dönenlerin tevbesini ALLAH asla kabul et­mez. ' Tabii ki onlar bu sözü kendi nefislerine de söylüyorlardı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Medine'ye gelince: 'De ki: Kendi­lerine aşın davranıp günah işleyen kullarım, ALLAH'ın rahmetinden umudunuzu kesmeyin... —Siz bilemezsiniz— kavline kadar-' âyetini (Zümer 53) onlar hakkında bizim ve onların kendi nefislerine söyledikleri bu söz hakkında inzal buyurdu.

Hemen bunu bir sahifeye yazıp Hişâm bin cl-Âs'a gönderdim. Onu iyice anlayıncaya ka­dar devamlı olarak okudum. İçimden: 'Bu âyet galiba bizim hakkımızda nazil oldu' dedim ve deveme bindiğim gibi doğru Peygamber sallal­lahu aleyhi ve sellem'e gidip ona katıldım."

6445- Ibn Abbâs radiyallahu anh'dan: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e gelişimiz, Hicret'in beşinci yılında olmuştur. el-Alızâb yılında Kureyş'le beraber gelmiştik. Ben kardeşim el-Fadl ile beraberdim. Yanı­mızda kölemiz Ebû Râfi' de bulunmaktaydı. Arec'e varınca, yol değiştirip Amr bin Avfo-ğullanna gittik. Medine'ye girdik. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'i Hendek savaşın­da bulduk. Ben o zaman sekiz yaşındaydım, kardeşim ise onüç yaşındaydı."

[Taberânî, Mu'cemu'l-Evsat'ta]

 
6419-Bu hadisi Buhârî (menâkıbu'l-Ensâr 45, IV, 254-6), Yahyâ b. Bukeyr ani'l-Leys an Ukayl ani'z-Zührî an Urve an Âişe senedi ile tahrîc etti.

6420-Bu hadisi Buhârî (menâkıb 25, IV, 180-1; menâkıbu'l-Ensâr 45, IV, 262-3; eşribe 12, VI, 246) ve Müslim (zühd no. 75, s. 2309-10), Ebû İshâk ani'l-Berâ asl-ı senedi ile tahrîc ettiler. Lafız Müslim'e aittir.

6421-Kezâ bu da Müslim'e ait bir ziyadedir. İsrâil an Ebî İshâk tarikiyle gelmiştir.

6422-Bu hadisi Buhârî (fadâilu'l-ashâb 2/2, IV, 190; menâkıbu'l-Ensâr 45, IV, 263), Müslim (fadâilu's-sahâbe 1, s. 1854ı) ve Tirmizî (no. 3095), Sâbit an Enes an Ebî Bekr asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

6423-Bu hadisi Buhârî (menâkıbu'l-Ensâr 45/14, IV, 259-60), daha uzun bir metinle Abdüssamed b. Abdilvâris an ebîhî an Abdilazîz an Süheyb an Enes senedi ile tahrîc etti.

6424-Bu hadisi Buhârî (menâkıbu'l-Ensâr 46/1-2, IV, 264-5; fadâilu'l-Kur'ân 6/3, VI, 101; tefsîru S‍reti'l-A'lâ 1, VI, 82), Ebû İshâk ani'l-Berâ asl-ı senedi ile tahrîc etti.

6425-Bu hadisi Buhârî (menâkıbu'l-Ensâr 45/19, VI, 261-2), Muh. b. es-Sabbâh an İsmâil an Âsım an Ebî Osmân senedi ile tahrîc etti.

6426-Bu hadisi Tirmizî (no. 3923), el-Hüseyn b. Hureys ani'l-Fadl b. Mûsâ an ësâ b. Ubeyd an Gaylân b. Abdillah el-Âmirî an Ebî Zür'a b. Amr an Cerîr senedi ile tahrîc etti ve isnâdı hakkında "garîb" hükmü verdi:

6427-Bu hadisi Buhârî (menâkıbu'l-Ensâr 37/5, VI, 246; mağâzî 38/33, V, 79-80) ve Müslim (fadâilu's-sahâbe 169, s. 1946-7), Büreyd b. Abdillah b. e. Bürde an Ebî Bürde an Ebî Mûsâ asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

6428-Bu hadisi Nesâî (bey'at 13, VII, 144-5), el-Hüseyn b. Mansûr an Mübeşşir b. Abdillah an Süfyân b. Hüseyn an Ya'lâ b. Müslim an Câbir b. Zeyd an İbn Abbâs senedi ile tahrîc etti.

6429-Bu hadisi Nesâî (bey'at 15, VII, 147), Mahmûd b. Hâlid an Mervân b. Muh. an Abdillah b. el-Alâ b. Zebr an Busr b. Ubeydillah an Ebî İdrîs el-Havlânî an Hassân b. Abdillah ed-Damrî an Abdillah b. es-Sa'dî senedi ile tahrîc etti.

6430-Bu hadisi Nesâî (bey'at 15/1, VII, 145), Abdülmelik b. Şuayb b. el-Leys an ebîhî an ceddihî an Ukayl ani'z-Zührî an Amr b. Abdirrahman b. Umeyye an ebîhî an Ya'lâ senedi ile tahrîc etti.

Râvi Abdurrahman, İbn Hibbân'a göre güvenilir olmakla birlikte Ebû Hâtim "hâli bilinmiyor" demektedir. Diğer râvileri Sahîh ricâlindendir.

6431-Bu hadisi Nesâî (bey'at 15/3, VII, 146), Amr b. Alî an İbn Mehdî an Şu'be an Yahyâ b. Hânî an Nuaym b. Dücâce an Ömer senediyle tahrîc etti.

Yahyâ hariç tüm râvileri Sâhîh ricâlinden olup, sözkonusu râvi de güvenilir bir kimsedir.

6432-Bu hadisi Nesâî (bey'at 12, VII, 144), Ahmed b. Abdillah b. el-Hakem an Muh. b. Ca'fer an Şu'be an Amr b. Murre an Abdillah b. el-Hâris an Ebî Kesîr an İbn Amr senediyle tahrîc etti.

6433-Bu hadisi Ebû Dâvud (no. 2479), İbr. b. Mûsâ an ësâ an Harîz b. Osmân an Abdirrahman b. e. Avf an Ebî Hind an Muâviye senedi ile tahrîc etti.

6434-Bu hadisi Buhârî (menâkibu'l-Ensâr 48, IV, 267), Abdullah b. Mesleme an Abdilazîz an ebîhî an Sehl senediyle tahrîc etmiştir.

6435-Urve nedeniyle mürsel bir rivayet olmasına karşılık râvilerinden İbn Lehî'a hadisi hasen kabul edilen ihtilâflı bir râvidir (Mecma‘ VI, 52).

6436-Heysemî, isnâdında durumlarını bilmediği râvilerin bulunduğunu söylemiştir (Mecma‘ VI, 53).

6437-Kezâ bu hadisin de isnâdında hâli bilinmeyen bir râvi mevcuttur (Mecma‘ VI, 55).

6438-Heysemî'ye göre durumları bilinmeyen birden fazla râvi mevcuttur (Mecma‘ VI, 58).

6439-Mecma‘ VI, 58.

6440-Heysemî, isnâdında durumlarını bilmediği râvilerin mevc‍diyetine işaret etmiştir (Mecma‘ VI, 55).

6441-Aynı şekilde hâlleri bilinmeyen birden fazla râvi mevcuttur (Mecma‘ VI, 60).

6443-Urve'nin rivayeti mürseldir. Ayrıca hakkında ihtilâf bulunan râvi İbn Lehî'anın rivayetleri hasen mertebesindedir.

6444-Heysemî'ye göre râvileri güvenilir kimselerdir (Mecma‘ VI, 61).

6445-Bu hadis Abdullah b. Muh. b. Umâre el-Ensârî an Sül. b. Dâvud b. el-Husayn tarikiyle gelmiştir. Her iki râvi de ne tevsîk edilmiştir, ne de zayıf addedilmiştir. Diğer râvileri güvenilir kimselerdir (Mecma‘ VI, 64).


Navigasyon

[0] Mesajlar

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc