Çanakkaleden Hikayeler-2

(1/1)

rabia:

....

Fransız ölüleri arasında bir kıpırdama, bir hareket gördü oraya yöneldi.
Yerde yatmakta olan bir Fransız neferinin üzerine eğildi.Omuzundan tutarak çevirdi.
O anda Fransız ani bir hareketle elinde tuttuğu kasaturayı Yarbay Hasan Bey'in göğsüne sapladı.Alay komutanı gafil avlanmıştı.

"Ahhhhhh!" diyerek yere yığıldı.Olayı görenler şaşkınlık içinde kaldılar.Derhal müdahele edildi ama iş işten geçmişti.

Yarbay Hasan Bey'in göğsü kan içindeydi.Yüzü soldu:"ALLAH şahidimi olsun ki, Fransıza kötü bir niyetle yaklaşmadım" dediği duyuldu.Alay imamı başında Kur'an okumaya başladı. Aşağı-yukarı 7-8 ayet okumuştu ki birden bire; "İmam efendi La havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim duasını 33 kere okuyunuz " dedi.Alay komutanı azimle kendiside duayı tekrar etti ve sonra "Beni ayağa kaldırınız" dedi.Tabur komutanları koltuk altlarından tutarak ayağa kaldırdılar.Birden:

"La ilahe illallah Muhammedun Resullullah" dedi ve gözlerini ileriye doğru dikmişti.
Yüzünde bir tebessüm belirdi ve yüksek sesle :

"NİÇİN ZAHMET BUYURDUNUZ YA RESULULLAH ?" derken ruhunu teslim etti.

......

Bu anda dışarda koşuşma başladı; eski askerler, “Saya geldi! Saya geldi!” diye birbirlerine bağırıyorlardı. (...) Binbaşı Abdülkadir, meraklı bakışlarını Binbaşı Lütfi’ye çevirince, o da bilgi vermek mecburiyetini hissetti.

-Sai gelmiş. İzmir’in köylerinde dolaşır; askerlere gönderilecek mektupları, küçük emanetleri toplar, getirir; sahiplerine verir. Sırdaş olduğu için de sevgililer selamlarını ona emanet ederler. Bu da onun gelişini çok değerli yapar.

Askerler etrafına toplanınca, Sai sağ elini heybenin bir gözüne soktu; bir mektup çıkardı ve bağırdı:

Mehmet oğlu Kara Ali!?..
Değişik yerlerden sesler yükseldi:
-Cennet-i A’lâ’da!..

-Mertebesine erdi!..

Mektubu heybenin diğer gözüne attı. Tekrar bir mektup çıkardı:

-Alsancak’tan Hayati oğlu Salim!

Kalabalığın arasından birisi elini uzatarak bağırdı:

-Ver! Buradayım!..

Yanındaki asker, Salim’in sırtına hafif bir yumruk vurdu:

-Kimden geliyor?!..

-Dur, hele zarfın arkasını okuyayım.

Eline yeni bir mektup alan Sai, yüksek sesle bağırdı:

-Kadir oğlu Hüseyin!..

Değişik yerlerden cevap geldi:

-Şehit!..
-Şehit!..

Onu da diğer göze attı; bu kere işlenmiş bir mendil çıkardı:

-Hasan oğlu Rafet!..
-?!..

Hiç ses çıkmayınca Sai tekrarladı:

-Hasan oğlu Rafet!?..

Tanıyanı kalmamıştı. Sai’nin yüz hatları değişti. Gözleri dalan Binbaşı Abdülkadir karargaha girdi; onu takip eden Binbaşı Lütfi kapıyı örttü; ama az da olsa Sai’nin sesini hâlâ duyuyorlardı:

-Musa oğlu Muharrem!..”

Tarihini bilmeyen milletler kendilerine efsaneler uydurur ve gitgide efsanelere sığınmaya başlarlar. Yukarıdaki satırlar henüz hatıra ve tarih iken derlendiği için bahtiyarız. Ya kaybolup gitselerdi!..

Halim:
 "NİÇİN ZAHMET BUYURDUNUZ YA RESULULLAH ?" derken ruhunu teslim etti.

ALLAH razı olsun

Navigasyon

[0] Mesajlar

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc