ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İlim Dünyası Online Dergi Dünyası ๑۩۞۩๑ > Semerkand Aylık Tasavvuf Dergileri > Binbir Damla > Hocalık Ücreti
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Hocalık Ücreti  (Okunma Sayısı 937 defa)
11 Ekim 2011, 19:23:25
Zehibe

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 31.682



Site
« : 11 Ekim 2011, 19:23:25 »



Binbir Damla


Temmuz 2006 91.SAYI


Yusuf YAVUZ kaleme aldı, BİNBİR DAMLA bölümünde yayınlandı.


Hidayet Olmayınca

Merhum Mahir İz anlatıyor (ö.1974):

Rıza Tevfik (Bölükbaşı) Bey’i ziyaretlerimden birinde idi. Bana Amman’da geçen bir vakayı anlattı: Ürdün’de Kral Abdullah’ın misafiri bulunurken, bir gün balıkçılar ağdan kuyruğu parlayan bir balık çıkarmışlar. Kuyruğunda okunaklı bir tarzda “MaşAllah” yazılı imiş (Arapça harflerle). Orada bulunan herkes, kral ailesi ve gazeteciler bunu görmüş ve fotoğrafını çekmişler. Bu resimlerden kendisi de birkaç tane almış. “Biri buradadır, göstereyim.” diyerek uzun bir kütüphane merdivenini tavana kadar yükselen kütüphanenin son rafına dayadı. Göbeği hizasına kadar uzanan ak sakalı ile merdivenin basamağına basınca, benim başım döndü. Kendisinden çıkmamasını yalvararak rica ettim ve sadece vakayı dinlemek istedim.

Rıza Tevfik Bey dedi ki: “Ben bu resimlerden birini Almanya’da dostum genç bir felsefe profesörüne gönderdim. Kendisi hiçbir dine inanmazdı; bu mevzuda fikrini sordum. Bana: Bir maymunu bir daktilo başına oturtun, bir adamın eline de bir kamçı verin, bilâ-fasıla maymunu çalıştırsın. Bir gün, beş gün, on gün sonra, nihayet doğru bir cümle tesadüfen tuşlardan çıkacaktır. (Hesaplara göre o da mümkün değil! Y.Y.) İşte balığın kuyruğundaki yazı da onun gibidir. Tabiat böyle fevkalade bir kuyruk vücuda getirmiştir... diye cevap verdi.” Rıza Tevfik Bey bunu anlatıp sustu.

Şu hususu bir daha anladım ki, inanmak istemeyeni hiçbir kuvvet inandıramıyor. Fevkalade hadiseler buna kâfi gelmiyor. Gelmiş geçmiş peygamberlerin mucizeleri bile insanlardan birçoğunu inandıramamıştı. O zaman bana, Kur’an-ı Kerim’in muhtelif yerlerinde geçen, “Hidayetin Allah’ın bir lütfu olduğu” hakkındaki ayet-i kerime ile bu hususa bir kat daha yakîn hasıl oldu. (Ancak, istemeyene zorla hidayet olmaz. Y.Y.) Merzifonlu Muallim Cudî Efendi’nin (ö.1931) bunu ifade eden çok güzel bir beyti vardır:

“Hidayet senden olmazsa dirayet neylesin ya Rab / Arapça bilse de Bû-Cehl’e ayet neylesin ya Rab.”

Mahir İz, Yılların İzi (İstanbul 1975), s.155.


Hocalık Ücreti

Arkadaşımız İsmail Kara’nın güzel bir eserinden:

Bir delikanlı telefonsuz, randevusuz bir gün çat-kapı çıkagelmiş (Orhan Şaik Gökyay’a). Doktora tezi, bir divanın edisyon kritiği. “Bazı müşküllerim var, sorabilir miyim efendim?” demiş. Cesaretini beğenmiş, fakat sellemehüs-selam gelişinden de rahatsız olmuş. Biraz kızgın, biraz da ciddiye almaz bir eda ile: “Sor bakalım, ne imiş onlar?” Bir, iki, beş; bir gün, iki gün, beş gün... Nerede ise evin sakinlerinden olmuş delikanlı. Divanın metni zor, delikanlının soruları da ciddi ve yerinde. Isınmış bu hevesli ilim yolcusuna...

Dersin bittiği bir gün bütün ciddiyetini takınarak delikanlıya sormuş: “Böyle çalışıp duruyoruz, beni günlerdir meşgul ediyorsun, ne vereceksin bana bütün bunlara karşılık?” Şaşırmış, kızarmış doktora talebesi ve kem-küm etmeye başlamış. “Ne yani, bu kadar emeklerimiz boşa mı gidecek, bana bir şey ödemeyecek misin?” Hocanın maddi bir karşılık istediğine kanaat eden mütereddit talebe: “Olur hocam, ne emir buyurursanız vermeye çalışırım; verebilecek gücüm olursa tabii...” gibi dağınık ve tedirgin cümleler kurmaya başlayınca, Orhan Şaik Bey daha da resmileşmiş ve sesini yükselterek: “Bana bak!” demiş, yüzüne kan, alnına ter yürüyen talebeye: “Senden çok şey istemeyeceğim, sadece bir şey isteyeceğim, bilmem yapabilir misin? Yapamayacaksan söyle, işi burada hemen bitirelim: Sana öğrettiklerimi başkalarına da öğreteceksin, hem de hiçbir karşılık beklemeden!”

Hayli ilerlemiş yaşına aldırmadan Evliya Çelebi Seyahatnamesi’ni neşre hazırlamaya koyuldu. Yazmakla bitiremeyeceğini kendisi de farketmiş olmalı ki, Topkapı nüshasının birinci cildini baştan sona teybe okudu... Yücel Dağlı onu bilgisayara geçti ve bir çıkışını hocaya takdim etti. Fakat okumak, tashih etmek, problemlerini çözmek ve açıklamalar koymak kısmet olmadı. Bize de: “Bakın dosya geldi, orada duruyor, eşref saati kolluyorum, okuyup düzelteceğim.” diyordu. Ama gittikçe bozulan sıhhati maalesef bize de ona da bu imkanı ve fırsatı vermedi. Birinci cilt her bakımdan “hoca”sız neşredildi. (Tamamı on cilttir.)

İsmail Kara, Sözü Dilde Hayali Gözde (İstanbul 2005), s.143, 146.


Dil Öğreten Makale


1920’lerin son yılları... Yüksek Muallim Mektebi’nden dört talebe, ileride dizinin dibinde çalışmayı da hesaba katarak, şöhreti genç yaşta âfakı tutmuş Fuat Köprülü’nün (ö.1966) Darülfünûn’daki odasına gidiyorlar: Abdülbaki Gölpınarlı, Pertev Naili Boratav, Ziya Karamuk, Orhan Şaik Gökyay. Hangi dili bildiklerini soruyor üstad. Kimi İngilizce, kimi Fransızca diyor. Orhan Şaik hocanın bildiği herhangi bir yabancı dil yok ama menfi cevap verirse reddedilir korkusuyla “Almanca” diyor... Bir ay sonra herkese tercüme etmek üzere beyan ettiği yabancı dilden bir makale. Orhan Şaik Bey’e de Schacht’ın fıkıhla ilgili Almanca bir makalesi isabet ediyor.

(Orhan Şaik der ki): “Almanca’yı ve müellifin adını bilmediğim bir tarafa, fıkhı da bilmiyorum! Yollara düştüm, gecemi gündüzüme kattım; hocalara sordum, sözlüklere baktım, makaleyi tercüme ederek teslim ettim. İki ay sonra yine tercüme edilmek üzere Almanca bir makale vermesinden anladım ki, hoca tercümemi beğenmiş! Almanca’yı öğrenmeye öyle başladım. Sonra Ahmed Paşa Divanı, sonra Kutubname. İkisi de yazma. Tez olarak bir Arap şairinin divanını çalıştım. İsmail Saib (Sencer) Efendi’ye, Şerafettin Yaltkaya’ya taşınıp durdum. Arapça’yı da böyle öğrenmeye başladım. Diğer arkadaşlarım da öyle. Bizi böyle yetiştirdi. Sonradan bazı sözler çıktı: Köprülü talebelerini istismar etti, onları çalıştırdı, kendi adıyla kitap yazdı filan. Çocuklar, ben onun istismar ettiklerinden, yani yetiştirdiklerinden biriyim. Keşke daha çok istismar etseydi... Köprülü’nün eserleri arasında, kütüphanesinin görünmez bir köşesinde ben de varım. Daha açık, herkesin anlayacağı şekilde söyleyeyim: Ben onun eserlerinden biriyim.”

90 yaşlarında bile ölümün yakışmadığı(nı sandığımız) ender insanlardan biri idi. Kendisi de biz de öyle zannediyorduk... Öldü ve Nakkaştepe mezarlığına gömüldü (2 Aralık 1994). Ondan duyduğum ve sevdiğim şu beyitle söze hatime çekelim:

“Göze göstermez ise n’ola bizi her edna / Ki nazar farkedecek mertebeden a’lâyız.”

İsmail Kara, Sözü Dilde Hayali Gözde, s.153, 164-165.



[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Hocalık Ücreti
« Posted on: 23 Ağustos 2019, 01:16:10 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Hocalık Ücreti rüya tabiri,Hocalık Ücreti mekke canlı, Hocalık Ücreti kabe canlı yayın, Hocalık Ücreti Üç boyutlu kuran oku Hocalık Ücreti kuran ı kerim, Hocalık Ücreti peygamber kıssaları,Hocalık Ücreti ilitam ders soruları, Hocalık Ücretiönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &