ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İlim Dünyası Online Dergi Dünyası ๑۩۞۩๑ > Semerkand Aylık Tasavvuf Dergileri > Ayın Konusu > Sonumuz Nereye Varacak?
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Sonumuz Nereye Varacak?  (Okunma Sayısı 1057 defa)
16 Ekim 2011, 15:49:55
Zehibe

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 31.682



Site
« : 16 Ekim 2011, 15:49:55 »



Sonumuz Nereye Varacak?


Kasım 2006 95.SAYI


Ali YURTGEZEN
kaleme aldı, AYIN KONUSU bölümünde yayınlandı.


Akıbet, bu dünyanın ve insanın dünya hayatının sonu.
Ama bir bitiş değil.
Yeni ve hiç bitmeyecek olan bir hayatın başlangıcı.
Dünya hayatında yaptıklarımızın karşılığı.
İyiliklere karşılık iyi, kötülüklere karşılık kötü..
Bu yüzden ‘akıbetimiz hayrola’ diye dua ederiz.
Ve bu yüzden sonsuz olandan önce hayra sarılır, güzel bir son isteriz.

Ramazan sebebiyle türbe ve yatırlara yine yoğun bir ziyaretçi akını oldu. Buralara koşan insanlarımız yine hacetlerini arz ettiler kendilerince. Kimi iş istedi, kimi ev, araba.. Çocuğu olmayan hanımlar, derdine deva arayan hastalar, sınav kazanmak isteyen gençler, Ramazan ikliminden de istifade için el açtılar, dua ettiler.

Televizyon haberlerinden birinde ekrana geldi: Biraz da dua adabını ihlal etmesi sebebiyle olacak, yüksek sesle bir şeyler isteyen kadına öfkelenen sakallı bir adamcağız, “Hanım, hanım!” dedi, “Allah’tan hayırlısını iste!” Kadın celallendi, adamın teklifini kendisi hakkında kötü bir talepmiş gibi anladığını belirten birtakım sözler söyledi.

Çocuğunun üniversite kazanması için dua isteyen bir yakınımın, “Hakkında hayırlısı ne ise o olsun.” dediğim zaman yüzünün gölgelendiğini görmüş, üzülmüştüm. Müslümanlar olarak dünyaya talebimiz biraz fazlaca arttı galiba. Üstelik bu öyle “cahil müslümanlar”ın üzerine yıkıp kendimizi temize çıkaracağımız cinsten basit bir temayül gibi de görünmüyor.

Müslüman olmak müslümanca davranmayı gerektirir. Bizim Allah’a, insana, dünyaya, hayata dair temel kavrayış biçimlerimiz var ve yapıp ettiklerimizin bunlarla çelişmemesi icap ediyor. İman esaslarını ikrar ve ifadede bir problemimiz yok. Ama bu esasların günlük hayata yön vermede, sorgulamadan kullandığımız kavramların içini doldurmada, düşünce ve tutumlarımızı belirlemede rol oynadığını söylemek çok zor.

Mesela kendimizin veya çoluk çocuğumuzun mutluluğu, rahatı, geleceği için çalışıyoruz. Fakat sanki meselenin “çaba” kısmını çoğu zaman “değer”lerden kopuk bir eylem gibi sürdürmeyi ön plana çıkarıyoruz, “mutluluk, rahat, gelecek” kavramlarını sorgulamıyoruz. Kazanmayı amaçlıyor, kaybetmemek için gayret gösteriyor, bir badireden kurtulmayı deniyoruz; var olmak, netice almak, başarılı bir sonuç elde etmek için uğraşıyoruz. Lakin bu arada İslâm’ın belirlediği kuşatıcı bir bakış açısıyla kâr nedir, zarar nedir, başarı nedir, kurtulmak veya yok olmak ne demektir, nasıl bir son yahut sonuç kavrayışımız var.. suallerini sormuyoruz, bunların cevaplarını da doğrusu pek merak etmiyoruz.

Varlığa sevinmek, yokluğa yerinmek


Adına “modernizm” denilen ve insanın beşer yanını, nefsini, sadece bu dünyadaki hayatını esas alan bâtıl ve Batılı bir anlayış karşısında epeydir kendimizden geçmiş bir haldeyiz. Ahireti inkâr veya ihmal eden tutumuna “kâl” ile yani lâfla karşı çıksak da “hal”imiz bu anlayışın dünyayı kavrayış biçimini büyük ölçüde benimsediğimizi gösteriyor. Şüphesiz bu kabulde müslümanların dünyayı ihmal ettikleri için geri kaldıklarına dair propagandaların oluşturduğu kompleks rol oynuyor. Buna bir de Batı’nın bilim ve teknolojiyle dünyadan alabildiğine faydalanma mahareti karşısında duyduğumuz hayranlığı ilave etmek gerek. Ama yine de asıl sebep bizim müslümanlar olarak “akletme” melekemizi, kabiliyetimizi kaybetmemiz.

Zira modernizmin dünya ve hayat anlayışı, bizim tasavvurlarımıza denk düşmediği gibi kendi içinde de apaçık bir tutarsızlık arz ediyor. Görmezlikten gelse bile “ölüm”ü yok sayamıyor ama sanki hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya bağlanmayı teşvik ediyor bu anlayış. Tekâsür Suresi’nin ilk ayetinde belirtildiği gibi “çoğaltarak”, yığıp biriktirerek, hep bir şeylere sahip olarak “oyalanmayı” yaşamanın gayesi haline getiriyor. Ahirete inanmasa dahi, bunların ölümle bütün anlam ve değerini yitireceğini, dolayısıyla boşuna bir çaba olduğunu sorgulayamıyor. Sorgulayamıyor, çünkü zaten bu anlayışın insan tipinin kendini kaybedecek, asla kendine gelemeyecek ölçüde bir sarhoşlukla malül olması gerekiyor.

Sebeple sonucun sürekli yer değiştirerek kısır bir döngüye, çözümsüzlüğe yol açtığı bu hayat tarzında insan, oyalanarak kendini unutmak suretiyle “Ben kimim, niçin bu dünyadayım, ne yapıyorum, sonum ne olacak?” sorularını soramıyor. Bu soruları soramadığı için şuursuzca biriktiriyor, koşturuyor, kendinden uzaklaşıyor. Ve modernizm bu “unutma” ya da “uyuşma” halini “mutluluk” olarak tanımlıyor. Onun için bu anlayış “varlığa” seviniyor, “yokluğa” yeriniyor.

Himmete mi buğdaya mı talibiz?


Dünyadaki geçici bir tokluğa mı, yoksa ahiretteki ebedi bir mutluluğa mı talibiz? Bu, bizim imtihanımızın özeti aslında ve tercihimiz konusunda da ikaz edilmişiz. Cenab-ı Hak Münâfikûn Suresi’nin 9. ayetinde kâfirleri veya münafıkları değil “iman edenleri” uyarıyor: “Mallarınız ve çocuklarınız Allah’ı anmaktan sizi alıkoymasın. Böyle yapanlar hüsrana uğrayacaktır!” Efendimiz s.a.v. de “Baki olanı fani olana (yani ahireti dünyaya) tercih ediniz.”  buyuruyor.

Ebedi alemi tercih, dünyanın yok sayılması, beşerî ihtiyaçların ihmal edilmesi anlamına gelmiyor şüphesiz. Dünya ahiretin tarlası. Burada bir şeyler ekeceğiz ki yarın orada devşirebilelim. Himmet talep etmek, buğdaydan büsbütün vazgeçmek değil. Buğday uğruna himmetten mahrumiyete razı olmaktan sakındırılıyoruz.

Çok bilinen bir örneği tekrarlayalım: İnsan bir gemi misali; hakikate, ebedi aleme, asıl vatanına doğru yol alıyor. Üzerinde yüzerek yol aldığı deniz de dünya. Deniz olacak ki gemi yol alabilsin. Ama denizi hep dışarıda tutmak kaydıyla. Eğer gemi deniz suyunu içine alırsa, ne yol kalır, ne hedef, ne de gemi.

Ölümden sonrasına, hesap gününe inandığımızı söylesek de dünyayı gönlümüze almış, buğdaya tamah etmişsek, ne kadar ciddi ve hayatî görünürse görünsün, fani hedefler, geçici hevesler peşinde ömür tüketiyoruz demektir. Dünyalık taleplerde kulluk edebini aşan bir inat, ısrar ve hırs ile neticeye müdahil olma çabası böyle bir cehaletin işareti. Tevekkül, sabır ve rızayı terk edip ille de dünya diye tutturmak, Allah’ın bize bahşettiği sayısız nimetin kadrinden habersiz, hamd ve şükürde bulunmamak, ikrarımıza rağmen kalbimizdekinin, yani fikrimizin yahut niyetimizin bozukluğunu gösterir ki, niyet hayır olmayınca akibet de hayır olmaz.

“Vah Sa’lebe’ye!”


Medineli müslümanlardan Sa’lebe b. Hâtıb’ın hazin, o ölçüde de dehşet verici hikayesini hatırlayalım. “Benim için faydalı olan budur” deyip küstahlığa varan bir inatla dünyalık talep etmenin insanı nasıl bir felakete sürükleyebileceğinin ibretlik örneği.

Hz. Peygamber s.a.v.’e gelip gidip ısrarla:

- Ya Rasulullah, bana mal vermesi için Allah’a dua et, zengin olayım, diyor Sa’lebe. Efendimiz s.a.v. onu bu sevdadan vazgeçirmeye çalışıyor önce:

- Ey Sa’lebe, şükrünü yerine getirdiğin az, şükrünü ifa edemeyeceğin çoktan hayırlıdır, diye nasihatta bulunuyor.

Sa’lebe düşünüp akledenlerden değil; mal mülk sahibi olmayı kafasına koymuş bir kere, gözünün başka bir şey gördüğü yok.

- Bana dua et zengin olayım, diyor da başka bir şey demiyor. Alemlerin Efendisi:

- Ben sana güzel bir örnek değil miyim? buyuruyor.

Dileseydi dünyanın bütün servetine sahip olabilecek bir peygamberin zühd ve fakrındaki hayrı görsün istiyor ama nafile. Yeminler ediyor Sa’lebe, mal sahibi olursa Allah için cömertçe dağıtacağı vaatlerinde bulunuyor. Bakıyor ki ikna olacak gibi değil, Rasulullah s.a.v. mübarek ellerini açıyor:

- Ey Allahım Sa’lebe’ye mal ver, diyor.

Sa’lebe önce bir koyun sahibi oluyor. Bir koyun iki, üç, beş.. derken bir sürü oluyor. Sürüler çoğalıyor, Medine’ye sığmaz hale geliyor artık. Sa’lebe, sayısını bilemediği mallarıyla Medine dışında geniş bir vadiye konuyor.

Efendimiz s.a.v.’in dünyaya sarılan, dünya malına düşkün olanların yakasını kurtaramayacağını daha önceden haber verdiği sıkıntı ve belalar bir bir tahakkuk ediyor Sa’lebe’de. İhtiyaçları ve tasası artıyor, meşguliyeti çoğalıyor. Önce cemaati, sonra vakit namazlarını terk ediyor. Bir müddet sonra Cuma namazlarına da gelmez oluyor. Nihayet zekât ayeti inince, zekât tahsildarları Sa’lebe’nin de yanına varıyorlar. Sa’lebe’nin kalbi hırs ve tamahla dolmuştur. Kızıyor, söyleniyor, itiraz ediyor önce.

- Bu da ne böyle, müslümandan cizye istemek gibi, diyor; hele şimdi gidin sonra gelin, ben bir düşüneyim, gibi sözlerle oyalıyor zekât memurlarını.

Tahsildarlar eli boş Hz. Peygamber s.a.v.’in huzuruna geldiklerinde, daha onlar hiçbir şey söylemeden, Efendimiz s.a.v.’in dudaklarından hepimizi titretmesi gereken şu sözler dökülüyor:

- Vah Sa’lebe’ye!

Sa’lebe b. Hâtıb, Tevbe Suresi’nin kendisini tehdit eden ayetlerinin nüzulü üzerine telaşa kapılıp zekât vermek istiyorsa da zekâtı kabul edilmiyor. Hz. Osman r.a.’ın halifeliğine kadar ömür süren Sa’lebe’nin zekâtını, kendisinin teklifine rağmen Hulefa-i Râşidîn de reddediyor.

İbret nazarıyla etrafımıza şöyle bir bakalım: “Vah Sa’lebe!” dedirtecek ne kadar da çok örnek var!

“Dünyanın sonu değil ya!”


Günümüzde dünya ile ilgili bir işin ısrarla takipçisi olmak, kafamızdaki neticenin gerçekleşmesi için bütün imkanlarımızı sonuna kadar zorlamak, bunu yegane amaç telakki etmek “akıllılık” gibi sunuluyor. Dünyevî bir hedef “olmazsa olmaz”ımız yahut ölüm kalım meselesi haline getirilince de, ilâhi ölçüler ve kulluk sorumluluğumuzun icapları ihmal ediliyor. İlâhi kriterleri i...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Sonumuz Nereye Varacak?
« Posted on: 24 Ağustos 2019, 14:02:30 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Sonumuz Nereye Varacak? rüya tabiri,Sonumuz Nereye Varacak? mekke canlı, Sonumuz Nereye Varacak? kabe canlı yayın, Sonumuz Nereye Varacak? Üç boyutlu kuran oku Sonumuz Nereye Varacak? kuran ı kerim, Sonumuz Nereye Varacak? peygamber kıssaları,Sonumuz Nereye Varacak? ilitam ders soruları, Sonumuz Nereye Varacak?önlisans arapça,
Logged
16 Ekim 2011, 16:08:49
Ekvan
Varlıklar, alemler, dünyalar. (Evren).
Tecrübeli Üyeler
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 19.233


« Yanıtla #1 : 16 Ekim 2011, 16:08:49 »

Allah sonumuz hayırlı etsin Allah imanla kuranla gitmeyi cümlemize nasip etsin inşAllah bu da bizim elimizde...Allahın emir ve yasaklarını tutup hayırlı amel işlersek inşAllah sonumuz hayırlı olur... Allah razı olsun...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &