ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İlim Dünyası Online Dergi Dünyası ๑۩۞۩๑ > Semerkand Aylık Tasavvuf Dergileri > Ayın Konusu > Dinde İç-Dış İlişkisi: Zahir ve Bâtın
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Dinde İç-Dış İlişkisi: Zahir ve Bâtın  (Okunma Sayısı 1091 defa)
01 Ekim 2011, 18:21:28
Zehibe

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 31.682



Site
« : 01 Ekim 2011, 18:21:28 »



Dinde İç-Dış İlişkisi: Zahir ve Bâtın



Ocak 2006 85.SAYI


Ahmet SAFA kaleme aldı, AYIN KONUSU bölümünde yayınlandı.

Dinin tıpkı bir madalyon gibi iki tarafı, iki yüzü vardır. Bir yüzde temizlikten ibadetlere, haram ve helallerden ticaret hayatına kadar uzanan kurallar, emir ve yasaklar...

Diğer yüzde ise insanın iç dünyasını, gönlünü, akleden ve hisseden bir varlık olarak duruşunu, bakışını, sevgisini, nefretini konu alan derunî boyut...

Yani “zahir” ve “bâtın”.

Yüce dinimiz insanın bu iki yönünü bir arada, bir bütünlük içinde ele alır, işler ve ilahî nurlarla bezer.

Zahir ve bâtının biri olmadan diğeri olmaz. İkisi bir arada, kapsamlı ve derin bir itibatla birbirine bağlıdır.

Sahih bir dindarlık ancak bu irtibatı koruyarak gerçekleşir.

On dokuzuncu asırdan itibaren Materyalizm’in ön plâna çıkmasıyla birlikte giderek her şey maddi, zahirî yani dış ölçülerle ele alınmaya başlanmış, din ve maneviyat adına ne varsa inkâr edilmiştir. Hatta o kadar ileri gidilmiştir ki, duyu organlarının algılayamadığı, pozitif bilimlerce doğrulanmayan her şey reddedilmiştir.

Bu akım sadece dinin geri plâna itilmesi ve dinsizliğin moda oluşuna sebebiyet vermekle kalmamış, bir kısım müslümanları, özellikle de bazı müslüman ilim adamlarını etkilemiştir.

Bu etkinin halen devam eden bir sonucu olarak günümüzde keşif, keramet, tasavvuf, şefaat, evliya ve daha birçok manevi hakikati, hatta mucizeleri bile inkâr eden müslüman ilim adamlarının sayısı geçmişe nazaran bir hayli artmıştır.

Dinî hakikatlerin hemen tamamını maddi, zahirî bir yaklaşımla ele alan, her şeyi maddi kalıplara oturtmaya çalışan bu zahirperest insanların, zihniyet olarak manaya ait her şeyi inkâr eden materyalistlerle ortak yönlerinin bulunması dikkate değer bir husustur.

Çağdaş bunalım, arızalı maneviyatçılık


Hızlı maddileşme, maneviyata karşı yabancılaşma, bu sefer de tam zıddı olan başka bir yanlışı körükleme eğilimindedir: Bâtıl ya da arızalı maneviyatçılık...

Zira insanlık aradığı huzuru maddede ve maddecilikte bulamamış, maneviyata yönelme ihtiyacını hissetmeye başlamıştır. Bu ihtiyaca binaen manevi, bâtınî özellikleri öne çıkan dinî ve mistik akımlar çokça taraftar bulabilmektedirler. İfrat tefriti doğurmuş, insanlar yanlış tercihlere sürüklenmişlerdir. Budizm, Uzakdoğu dinleri, bir kısım Yahudi (Kabbalist), Hıristiyan ve Hindu tarikatlarına gösterilen rağbet buna örnek olarak gösterilebilir.

Fakat Allah’a şükür ki, aleyhteki bunca propaganda ve provakasyonlara rağmen halen günümüz Avrupa ve Amerikasında en hızlı yayılan din İslâm’dır. İslâm’ın buralarda hızla yayılmasına sebep olan etkenlerin başında ise tasavvuf gelmektedir.

Sadece Batı’da değil, İslâm aleminde ve özellikle de ülkemizde buna benzer manevi-bâtınî bir yöneliş göze çarpmaktadır. Son zamanlarda hemen her televizyon kanalında “bâtınî sırları” konu edinen programların ortaya çıkışı, söz konusu yönelişin birer ispatı sayılabilir. Bunlardan bazıları zahir-bâtın dengesini kurarak olumlu tesir bırakırken; diğer bazıları namaz, oruç, zekât, güzel ahlâk gibi İslâm’ın zahirî emirlerini ihmal edip, işi sadece olağanüstü hallere, kerametlere havale ederek izleyicilerinin inanç ve düşüncelerini olumsuz etkilemektedirler. Çünkü zahirle bâtın birbirinden kıl kadar ayrıldığı zaman sapmalar baş gösterir.

Zahir ve Bâtın ne demek?


Kelime manası itibariyle zahir; bir şeyin dış yüzü, görünen tarafı ve duyu organları ile hissedilip bilinen kısmı demektir. Bâtın ise bir şeyin gizli, iç, derunî, sırlı tarafı, tefekkür ve ferasetle bilinen manevi ciheti demektir. Her zahirin bir bâtını vardır. Bu bakımdan ilim ve ameller de zahir ve bâtın olarak ikiye ayrılır.

Zahirî ameller, bedenle yapılan iş ve ibadetlerdir. Abdest, namaz, oruç, hac, zekât, nikâh ve benzerleri bu gruba girer.

Bâtınî ameller ise kalplerde zuhur eden iman, yakîn, tasdik, ihlâs, tevekkül, teslimiyet, muhabbet gibi hallerdir.

Zahirî ilim, bedenle yapılan iş ve ibadetlerin dinî hükümlerini anlatan ilimdir. Fıkıh ilminin temel konusu budur. Fizik, kimya, biyoloji gibi müspet ilimler de zahirî ilimlerdendir.

Bâtınî ilim ise varlığın, ibadetlerin ve yukarıda zikredilen kalbî ameller ve bunların hakikatlerini anlatan ilimlerdir. Tasavvuf ilminin konusu da budur. Tarikat ise, bu ilimlerin pratiği ve uygulamasıdır. Ayrıca, iman ve tasdik gibi konular Akaid ilminin de temel esasını teşkil ederler.

Bâtın ilmi, kalp, ruh ve nefs gibi manevi lâtifeleri tanıtıp terbiye yollarını gösteren, Hakk’a ulaştıran yolları anlatan bir ilimdir. Ayrıca isimleri, fiilleri ve sıfatlarından başlayarak Allah Tealâ Hazretleri’ni tanıtan, insan ve kâinatın iç yüzünden bahseden, berzah alemi, melekût alemi, ahiret alemi gibi, manevi alemlerden haber veren bir ilimdir.

Bu ilimlerin bir bölümü ayet ve hadislere dayanırken, diğer bölümü Hakk’a vasıl olmuş, görünürdeki eşya ve olayların arkasındaki hakikatleri keşif ve ilhamla bilen, kalp gözüyle gören velîlerin verdiği haberlere dayanmaktadır.

Bâtınî bilginin ölçüsü


En temel ölçü şudur: Bâtın ilminin asla zahir ilmine ters düşmemesi gerekir.

“Zahire muhalif her bâtın bâtıldır.”

Asıl olan Ehl-i Sünnet alimlerinin bildirdikleri ilimlerdir. Keşif, ilham, rüya, gibi şeyler, müçtehit imamların cumhurunun bildirdiği hakikatlere uygun düşmezse kabul edilmez. Çünkü Ehl-i Sünnet alimlerinin bilgileri peygamberlik kaynağından alınmış olup, vahye dayanmaktadır. Tasavvuf büyüklerinin keşif ve ilhamlarının doğruluğu ise kesin değildir, zannîdir. Her ne kadar ilhamın mahalli olan kalp Emir Alemi’nden olmakla yüksek ise de, akıl ve nefs ile birlikte bulunduğu için yanılabilir. Nefs-i mutmainne bile olsa yine yanılabilir. Ayrıca yolun sonuna gelmemiş velîler manevi sarhoşluktan (sekr halinden) dolayı İslâm’ın bildirdiklerine uygun olmayan sözler sarf edebilirler.

Alimlerin bildirdiklerine göre, onların keşiflerinde hata etmesi, müçtehitlerin içtihatta yanılması gibidir, kusur sayılmaz. Bunlar da müçtehitler gibi hatalarından dolayı sevap alabilirler. O yüzden evliyaya dil uzatılmaz. Böyle bir tavır ve düşünce tehlikelidir.

Fakat evliyanın yanlış keşiflerine uyanlara sevap verilmez. Çünkü ilham ve keşif ancak sahibi için senettir, delildir. Başkalarına senet ve delil olamaz. Müçtehitlerin sözü ise mezhebinde bulunan herkes için senet ve delildir.

Netice itibarıyla, evliyanın yanlış ilhamlarına, keşiflerine uymak caiz değildir. Müçtehitlerin sözlerine uymak ise, hata ihtimali olsa dahi, caizdir ve hatta vaciptir.

Şunu da belirtmek gerekir ki, hakka’l-yakîn mertebesine ulaşmış olan velîler, şuur ve uyanıklık (sahv) halindedirler. Onlar gaybî bilgileri, İslâm’ın hükümlerini geniş ve doğru bir biçimde keşfen müşahede ederler. Başkalarına çalışıp öğrenmekle hasıl olan ilim onlara keşif yoluyla hasıl olur. Velilerin hakka’l-yakîn makamına ulaştıklarının alameti ise, bilgi ve marifetlerinin İslâm’ın bildirdiği hakikatlere tam uygun olması, kıl kadar farklılığın bulunmamasıyla anlaşılır.

Bu kaidelere dikkat edilmediği takdirde, Allah korusun, İslâm dairesi dışına çıkan Bâtınîlerin düştüğü sapkınlık çukuruna düşülmüş olur.

Zahir ve bâtının hükmü


Her şeyden önce, kişinin mümin sayılabilmesi için iman, tasdik, muhabbet gibi, bâtınî amellerden bir bölümünün bulunması şarttır. Ayrıca Kur’an ve Sünnet’in koyduğu hükümlere göre, zahir ve bâtın amellerin bir kısmı herkes için farz-ı ayındır.

Mesela bedenle, zahiren beş vakit namaz kılmak farz olduğu gibi, o namazı kalben riyasız, gösterişsiz ve sırf Allah rızası için kılmak da farzdır. Eğer ihlâs olmazsa ibadet boşa gitmekle kalmaz, kişi ibadeti sebebiyle ceza da görebilir.

İslâm’ın zahirî emir ve yasaklarına uymadan insanın bâtınını düzeltmesi mümkün olmadığı gibi, zahirsiz bâtınî amellerin de bir faydası da yoktur. Hem İslâm’ın emir ve yasaklarına uymak gibi nefsi kıran başka bir şey de yoktur. İmam-ı Rabbani Hazretleri bu hususu şöyle açıklamaktadır:

“İslâm’ın bir emrini yerine getirmek, kendi düşüncesiyle yapılan binlerce senelik riyazet ve mücahededen daha tesirlidir. Hatta İslâm’a uygun olmayan riyazet ve mücahedeler nefsi daha da azdırır. Zahirî emirler ise böyle değildir. Nefsi kırarak bâtını güçlendirir. Meselâ zekâttan bir kuruş vermek, zekâtın dışında kendiliğinden binlerce altın hayır yapmaktan çok daha fazla nefsi tahrip eder. Yine mesela İslâm’ın emri olduğu için bayram günü oruç tutmayıp yiyip içmek, kendiliğinden senelerce oruç tutmaktan daha faydalıdır. İki rekât sabah namazının farzını cemaatle kılmak sünnettir. Bu sünneti yapmak gece sabaha kadar nafile namaz kılarak sabah namazını cemaatsiz kılmaktan daha iyidir. Hz. Ömer r.a. gece sabaha kadar ibadet edip de cemaate gelmeyen biri için, ‘Keşke bütün gece uyuyup da sabah namazını cemaatle kılsaydı...’ buyurmuştur.”

İslâm’dan sapmış olanlar binbir eziyet, riyazet ve mücahedeyle nefislerini köreltiyorlarsa da bir kıymeti yoktur. Bunların kalpleri zulmet içindeyken nefsleri parlayıp cilalanır. Böylece kendilerinden keramete benzer istidraçlar zuhur eder. Mesela Brahman papazları ve Hint fakirlerinin durumları böyledir. Hint fakirlerinden havada bağdaş kurup oturanlar vardır. Ama bu durum onların azabını çoğaltmaktan ve ebedi felakete sürüklemekten başka bir işe yaramaz. Allah Tealâ ancak İslâm’a tabi olanlardan razı olur. Bazen onların bir saatlik çalışmaları yüzlerce senelik manevi kazanca...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Dinde İç-Dış İlişkisi: Zahir ve Bâtın
« Posted on: 15 Eylül 2019, 23:00:38 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Dinde İç-Dış İlişkisi: Zahir ve Bâtın rüya tabiri,Dinde İç-Dış İlişkisi: Zahir ve Bâtın mekke canlı, Dinde İç-Dış İlişkisi: Zahir ve Bâtın kabe canlı yayın, Dinde İç-Dış İlişkisi: Zahir ve Bâtın Üç boyutlu kuran oku Dinde İç-Dış İlişkisi: Zahir ve Bâtın kuran ı kerim, Dinde İç-Dış İlişkisi: Zahir ve Bâtın peygamber kıssaları,Dinde İç-Dış İlişkisi: Zahir ve Bâtın ilitam ders soruları, Dinde İç-Dış İlişkisi: Zahir ve Bâtın önlisans arapça,
Logged
01 Ekim 2011, 19:28:00
Vatan Var Olsun !
Dünyalılar
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 8.940


« Yanıtla #1 : 01 Ekim 2011, 19:28:00 »

Zahir ve bâtının biri olmadan diğeri olmaz. İkisi bir arada, kapsamlı ve derin bir itibatla birbirine bağlıdır.

Sahih bir dindarlık ancak bu irtibatı koruyarak gerçekleşir.


Allah razı olsun kardeşim geniş bir konu olmuş, her açıdan zahir ve batını ele almış. Zahiren vebatınen hakiki mü'minlerden olmak duası ile.
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &