Konu Başlığı: Diplomatik münasebetler Gönderen: Safiye Gül üzerinde 04 Ekim 2010, 18:31:25 III. DİPLOMATİK MÜNASEBETLER A. Andlaşmalar 1. Andlaşmaların Gayeleri Hz. Peygamber cahiliye döneminden itibaren daima sulh taraftarı olmuş, hatta o dönemde yapılan Hılful-Fudûl adlı andlaş-maya müşahid olarak katılmıştır. Mekke döneminde müşriklerin menfî tavrından dolayı bir sulh ortamına kavuşamayan Rasûlullah Medine'ye hicretten sonra burada sağladığı sulh ortamından yararlanarak çevre kabil lerle de andlaşmalar yapmıştır. Bu andlaşmalann pek çok gav^ vardır. Belli başlıları şunlardır: [280] a) Devlet İçinde Sulhu Temin Etmek Rasûlullah Medine'ye hicretten sonra buradaki bozulmuş asayişi yeniden sağlaması için Medine'de yaşayan herkesin iştirakiyle sağladığı bir andlaşma yapmış ve buradaki müslim - gayrı müslim herkes Rasûlullah'm başkanlığında "ümmet" adım almıştır. [281] b) Devletin Varlığını Kabul Ettirmek, İtibarını Korumak Medine'de kurulan îslâm devletini bilhassa Mekke müşriklerine karşı varlığını ve itibarını koruması için Medine'de yaptığı andlaşmaya şu maddeyi dikte ettirmişti: "Hiçbir müşrik, bir Kureyşlinin mal ve canını himayesi altına alamaz..." (Madde 20 B). Böylece Medine'de ikamet eden kim olursa olsun bilhassa Medine'deki müşrikler Medine devletine zarar verecek hiçbir davranışta bulunmayacaklardı. [282] c) Komşuluk Münasebetlerini Temin Etmek Her devlet komşularıyla iyi geçinmek durumundadır. Rasûlullah Medine'de bir devlet kurduğu zaman komşularının müşrikler olduğunu biliyordu. Onların menfi tavırlarına engel olmak ve onlarla dostluk kurabilmek için Damre, Müdlic, Gıfar ve Cüheyne oğulları ile birer antlaşma yapmıştır. Böylece hem siyasi hem de ticari açıdan uzlaşma zemini bulmuştur.[283] d) Sulh Teklifine İcabet H.6 yılında Umre niyetiyle Mekke'ye gitmek üzere yola çıkan Rasûlullah, müşriklerin onları Mekke'ye sokmaması üzerine Hu-deybiye'ye gitmiş, oradaki bir takım yapılan diplomasinin sonunda Mekke müşriklerinin sulh teklif etmeleri üzerine Rasûlullah genellikle onların şartlarına uyarak andlaşma yapmıştır.[284] Yine H.9 yılında müslüman olmak üzere gelen Taiflilerin ileri sürdükleri teklifleri dinlemiş, îslâm prensiplerine aykırı olanların dışındaki diğer teklifleri kabul ederek onlarla anlaşma yapmıştır.[285] Hz. Peygamber tebliğ ettiği esaslara tezat teşkil eden andlaşmalar yapmamıştır. Andlaşmalarda şahid, imza veya mühür kullanılmış, böylece andlaşmaların geçerliliği ve devamlılığı sağlanmıştır.[286] 2. Önemli Andlaşmalar Ve Sonuçları A) Benû Damre Île Yapılan Andlaşma: Rasûlullah komşusu Damre oğulları Reisleri Mahşi b. Amr ile H, II yılının safer ayında bir andlaşma yaptı.[287] Besmele ile başlanılan andlaşmada karşılıklı yardımlaşma ve birbirlerine saldırmamak hükümleri yer almıştır.[288] B) Benû Gıfar Île Yapılan Andlaşma: Rasûlullah Benû Gıfar ile karşılıklı yardımlaşmak ve birbirlerine destek olmak ve karşılıklı komşuluk münasebetlerim zedeleyici davranışlardan sakınmak gibi şartlan taşıyan bir andlaşma yapmışlardır.[289] C) Cüheyne Kabilesiyle Yapılan Andlaşma: Rasûlullah'm komşusu Cüheyne oğulları ile yaptığı andlaşmada da karşılıklı saldırmazlık paktı hazırlanmış, her türlü saldırıya karşı yardımlaşmak kayıt altına alınmıştır. Cüheyne oğulları andlaşmaya bağlı kaldıkları sürece müslümanlarm himayesi altında olacakları da garanti edilmiştir. Henüz H.l. yılında müslümanlarm başka bir kabileyi himaye altına alabilecek güce gelmesi açısından bu andlaşma son derece önem taşımaktadır.[290] D) Benû Müdlic Île Yapılan Andlaşma: Hz. Peygamber komşuları Benû Müdlic ve Benû Damre'nin müttefiki olan kabilelerle yaptığı andlaşmalar da karşılıklı yardımlaşmak esaslarını taşımaktaydı.[291] Yine Rasûlullah Gatafan oğullarıyla da reisleri Uyeyne b. Hısn ile Medine'ye ait otlaklarda hayvanlarını otlatmak üzere andlaşma yapmıştı. Çünkü Gatafan arazisi hem az hem kuraktı. Ancak Uyeyne b. Hısn daha sonra müslümanlara karşı Hendek harbine katıldığı için, Rasûlullah da onlara karşı sefere çıkmak durumunda kalmıştı.[292] E) Kureyşlilerle Yapılan Hudeybiye Andlaşması: Hz. Peygamber müşriklerin müslümanlara karşı giriştikleri Hendek muharebesi sonunda oradaki husumete son vermek için Umre yapmak niyetiyle Medine'den çıkmış, ancak Mekke müşrikleri müslümanlan Mekke'ye sokmamışlar, Rasûlullah da bir uzlaşmanın olması düşüncesiyle Hudsybiye'ye gitmişti. Karşılıklı gönderilen delegelerin geliş-gidişleri, müslümanlarm delegesi Hz. Osman'ın Öldürüldüğüne dair haberin yayılması, müslümanlarm "Rıdvan Beyatı"na katılmaları müşrikleri korkutmuş ve müslümanlarla andlaşma yapmak üzere Süheyl b. Amr'ı göndermişlerdir.[293] Hz. Ali'nin katiplik yaptığı andlaşmada Rasûlullah'm "Besmele" ile başlanılmasına ve kendisinin "Allah'ın Rasûlü" olarak andlaşma metnine yazılmasına karşı çıkan Süheyl b. Amr ile şu şartları muhtevi bir andlaşma yapılmıştır: 1. Müslümanlar Kabe'yi ziyaret etmeden Medine'ye dönecekler, ertesi yıl gelip sadece üç gün Mekke'de kalabilecekler. 2. Medine'deki müslümanlardan Mekke'ye iltica edenler iade edilmeyecek, Mekke'den Medine'ye iltica edenler iade edilecektir. 3. On sene birbirleriyle savaşmayacaklar. 4. Arap kabilelerinden dileyen Mekkelilerle, dileyen Medine-lüerle ittifak kurabilecek. Buna göre Benû Bekr müşriklerin, Hu-zaa da müslümanlarm tarafına geçmiştir. 5. Hz. Muhammed Mekke ahalisinden hiçbir kimseyi beraberinde götürmeyecek, müslümanlardan Mekke'de kalmak isteyenlere engel olmayacak.[294] Görünüşte müslümanlarm aleyhine gibi görünen bu andlaşma ile kısa sürede müslümanlarm lehine büyük gelişmeler olmuş. H.l. yılında sadece 3.000 muharip çıkarabilen müslümanlar, H.8 yılında 10.000 muharip çıkarabilecek güce ulaşmışlardır.[295] Rasûlullah diğer müşrik kabilelerle de yaptığı andlaşmalar gibi Kureyşlilerle yaptığı andlaşma hükümlerine sadakat göstermiş, hatta o esnada Süheyl b. Amr'ın oğlu Ebû Cendel müslümanlarm safına katılmak istemiş, ancak Rasûlullah Ebû Cendel'i kabul etmemiştir.[296] F) Taiflilerle Yapılan Andlaşma: H.IX. yılında müsiüman olmak üzere Medine'ye gelen Taifli-ler bazı şartlar ileri sürüyorlardı. Ancak bu şartlardan îslâmî prensiplere ters düşenler vardı. Bu tekliflere göre Taifliler, günlük namazlardan, zekattan, hacdan ve cihaddan muaf olacaklar, puta tapacaklar, içki içip fuhuş yapacaklar ve faize izin verilecek, Taif Mekke gibi mukaddes şehir olacaktır.[297] Rasûlullah, bütün bunları dinledikten sonra tekliflerin yersizliğini anlatarak bu şartların islâm toplumunun oluşumuna tezad teşkil ettiğim bildirmiş ve onların ancak gerçek islâm'a muhalif olmayan diğer tekliflerini kabul ederek bir andlaşma metni hazırlamıştır.[298] G) Diğer Andlaşmalar: Rasûlullah hicretin ilk yıllarında Eşca oğullarıyla da andlaşma yapmıştır. Reisleri Nuaym b. Mesud el-Eşcaî ile karşılıklı yardımlaşmayı taahhüd etmişler ve birbirleriyle dostane münasebetlerinin devam etmesini kararlaştırmışlardır.[299] Abd b. Adiy oğullarıyla da H.V. yılında andlaşma yapan Rasûlullah onlara Kureyşle harp etmeyi teklif etmiş, ancak onlar; "Biz Kureyş'in dışındakilerle harbederiz. Ancak Kureyşle harp etmeyiz" demişlerdir.[300] Bu şartın dışında Abd b. Adiy oğulları karşılıklı diyet konusunda da müslümanlarla anlaşmışlardır.[301] Rasûlullah'm müşriklerle yaptığı andlaşmalarla; 1. Medine'de sulhu temin etmiş, burası müslümanlar için emniyetli bir şehir olmuş, Medine'nin dış güçlere karşı beraberce savunulması sağlanmıştır. 2. İyi komşuluk ilişkileri kurulmuş ve karşılıklı yardımlaşma temin edilmiştir. Komşularla sağlanan dostluk, ticari faaliyetlerin gelişmesine sebep olmuş, müşriklerin ticari faaliyetleri de sekteye uğramıştır. 3. Bu andlaşmalar islâm'ın sulh yoluyla yayılmasına imkan hazırlamış, şirk yerine islâm'ın hakimiyetini sağlamıştır. [302] B. Elçiler 1. Hz. Muhammed'in Gönderdiği Elçiler Hz. Peygamber'in müşriklerle diplomatik münasebetleri Mekke dönemine dayanmaktadır. Temim kabilesi reislerinden Ekseni b. Sayfî Rasûlullahla görüşmek istemiş, ancak akrabaları onun yaşlılığını ileri sürerek yolculuğa çıkmasına engel olmuşlardı. Bunun üzerine Eksem oğlu ile bir mektup yazarak Rasûlul-lah'a göndermiş,[303] Rasûlullah da bu mektubu alarak tüm Temim-leri İslâm'a daVet mahiyetinde bir mektup göndermiştir.[304] Rasûlullah'm Eksem b. Sayfî ile başlayan diplomatik münasebeti, Medine'de daha da gelişmiş ve Temim kabilesine dokuz ayrı mektup göndermiştir.[305] Hz. Peygamber'in Mekke dönemine ait bir başka diplomasi örneği Habeşistan Necaşisi'ne gönderilen mektuptur. Ca'fer b.Ebî Talib başkanlığındaki ikinci Habeşistan heyeti Habeşistan'a giderken başkanları Ca'fer'e, Rasûlullah, Necaşi'ye iletilmek üzere bir mektup yazmıştı. Bu mektup hem bir da'vet mektubu, hem de Habeşistan'a giden m islümanlann hayatlarının garanti edilmesini sağlamaktı.[306] Bedir harbi sonunda müşriklerin mağlup olmaları üzerine intikam almak için Amr b. el-As ve Umâre b. Velid Necaşi'ye gitmişler ve oradaki müslümanlara eza-cefa yapılmasını istemişler, ancak Rasûlullah Amr b.Ümeyye ed-Damrî'yi elçi olarak göndererek müşriklerin Necaşi nezdindeki menfi propagandalarını bertaraf etmek istedi ve buna muvaffak oldu.[307] Aynı elçi Amr b. Ümeyye ed-Damrî, Hudeybiye'den sonra tekrar Habeşistan'a gönderildi. Bu defa yazdığı mektupla Necaşi'yi hem islâm'a da'vet ediyor, hem de Ebû Süfyan'ın Habeşistan'da bulunan kızı Ümmii Habibe'nin kendisine nikahlanma sini istiyordu.[308] Hz. Peygamberin diplomatik münasebeti Medine döneminde hızlanmış, Hudeybiye musalahası öncesinde de karşılıklı diplomasi büyük değer kazanmış ve her iki tarafın elçilerinin gelip gitmesi sonunda Hudeybiye musalahasmm imzalanması sağlanmıştır. [309] A) Elçilerin Seçimi Ve Mektupların Yazılması Hz. Peygamber, Mekke müşrikleriyle yaptığı Hudeybiye Andlaşması ile 10 yıllık mütareke döneminden istifade ederek bütün din mensuplarına islâm'a da'vet mektubu göndermiştir.[310] Rasûlullah da'vet mektupları yazmayı planladığı zaman mektupların altının mühürlenmesi gerektiği fikri ortaya atıldı. Bunun üzerine üç kelime ve üç satırdan oluşan şeklinde gümüşten bir mühür yaptırıldı. Bu mühür alttan üste doğru okunduğu zaman "Muhammedün Rasûlullah" ifadesini taşıyordu. Elçiler gönderilirken gidecekleri yerin durumu ve şartlarına en ehil olanlardan seçilirdi. Gidecekleri yerin az çok lisanına vakıf, örf ve adetlerinden haberdar, fizik olarak güzel, kurnaz, güzel söz söyleyebilen, ikna kabiliyeti olan, dinin hükümlerini bilen ve hayatında yaşayanlar arasından seçilmiştir."[311] Rasûlullah elçiler gönderirken onlara bir de mektup verirdi. Bu mektuplar deri parçalarına veya diğer yazı malzemelerine yazılırdı. Ayrıca katiplerin vasıtasıyla yazılan mektuplara "Besmele" ile başlanılır, sonra "Allah'ın Rasûlü Muhammed"den denildikten sonra muhatabın isim ve vasfına uygun bir hitabta bulunurdu. Daha sonra mektubun amacına uygun bir muhteva yer alır ve sonunda mektubun altı da mühürü ile mühürlenirdi.[312] B) Elçilerin Gönderilişi, Yapılan Tavsiyeler Ve Neticeleri Rasûlullah'm gayr-i müslimlere gönderdiği elçiler, başta da'vet olmak üzere, müslümanlarla karşı taraf arasında meydana gelen bir takım problemler için gönderilmiştir. Bu diplomaside daha çok esir mübadelesi, düşman hilesine engel olmak, yabancılar yanındaki müslümanlann durumu, muahede akdi gibi konular yer almaktaydı.[313] Hz. Peygamber hangi maksatla giderse gitsin elçilere "müjdeleyin, nefret ettirmeyin, kolaylık gösterin, güçleştirmeyin" tavsiyesinde bulunmuş,[314] kendisinin rahmet Peygamberi olduğunu ifade etmiştir. Ayrıca elçilere geceleyin gidecekleri yere gitmemelerini, güzelce temizlendikten sonra iki rekat namaz kılıp Allah'a duadan sonra mektuplarını vermelerini öğütlemiştir. Elçilerin görüşecekleri kişilerle[315] irtibatlarını sağlamak üzere bazı kimseleri aracı yapmalarım da öğütleyen Rasûlullah, muhatablarına verilmek üzere elçilere hediyeler takdim ettiğini görüyoruz.[316] Elçiler Rasûlullah'tan aldıkları talimata göre hareket etmişler, ancak gittikleri yerin gayr-i Islâmî protokol kurallarına uymamışlar ve o günün adeti olmasına rağmen hiçbir şahsın önünde eğilmemişlerdir. Hz. Peygamber islâm'a da'vet için komşu devlet başkanlarına da elçiler göndermiştir. Bizans'a Dıhyetü'l-Kelbî, Habeşistan'a Amr b. Ümeyye ed-Damrî, iran'a Abdullah b. Huzâfe es-Sehmî, Mısır'a Hâtıb b. Ebî Beltea gönderilirken Gassan'a Şücâ' b. Vehb ve Yemâme'ye Selit b. Amr gönderilmiştir.[317] Rasûlullah'ın gönderdiği bu altı devletten Bizans, Mısır, Habeşistan, Gassân ve Yemame idarecileri Hrıstiyan, Iran Kisrası ise Mecûsi idi. Bunların dışında din ayırımı gözetilmeksizin ulaşılabilen her tarafa elçiler ve da'vet mektupları gönderilmiştir. Hz. Peygamber Arabistan dahilindeki herbir müşrik kabileye de elçiler göndermiş ve onları da islâm'a da'vet etmiştir. Bu konuda Ibn Sa'd et-Tabakâtü'1-Kübrâ isimli eserinde uzunca bir liste vermektedir.[318] 2. Hz. Muhammed'e Gelen Elçiler Rasûlullah Hudeybiye Musâlahası ile 10 yıllık bir mütarekeden istifade ederek Arabistan dahilindeki putperest kabilelere ve Arabistan dışındaki devletlere da'vet mektubu göndermişti. Bunun neticesi olarak bilhassa Arabistan dahilindeki putperest kabileler müslümanlarla başa çıkmanın mümkün olmadığım görünce heyetler halinde İslâm'a girmeye başlamışlardır.[319] Elçilerin ve heyetlerin Medine'ye gelmiş oldukları bu IX. yıl "Senetü'l-Vüfûd" diye isimlendirilmiştir. Reisler veya heyetler halinde Medine'ye gelen kabile mensupları hem müslüman olduklarını bildiriyorlar hem de andlaş-malar yaparak kabilelerine dönüyorlardı.[320] A) Elçilerin Geliş Sebepleri Medine'ye gelen elçilerin geliş sebeplerini şöylece sayabiliriz: Kabilelerinin müslüman olduklarım bildirmek, islâm'ı öğrenmek ve öğrendiklerini kabilelerine öğretmek, islâm'ı tebliğ edecek, dini öğretecek mübelliğler ve öğretmenler istemek, şartlı olarak islâm'ı kabul etmek, dünyevî menfaatlar elde etmek, tarafsızlık andlaşması yapmak, Cizye üzere andlaşma yapmak, Hz. Muhammed'le ilmî ve dinî münakaşalarda bulunmak, Rasûllul-lah'dan sonra onun makamına ve otoritesine ortaklık teklif etmek ve devlet arazisini paylaşmak, Rasûlullah'ın gücünü öğrenmek, Hz. Muhammed'e suikastta bulunmak.[321] Medine'ye gelen heyetlerden Müzeyne, Selâman, Tay, Becîle gibi bir çok kabile temsilcileri kabile halkının müslüman olduğunu bildirmek için gelmişlerdir.[322] Sakîf kabilesi reislerinden Urve b. Mesud, Abdülkays kabile reislerinden Cârûd islâm'ı öğrenmek ve öğrendi 'erini kabilelerine öğretmek için Medine'ye gelmişlerdir. Ebû Bera Amir b. Mâlik, Kilâb kabilesinin İslâm'a da'vet edilmesi için irşad heyeti gönderilmesi için gelmişti.[323] Şartlı olarak islâm'ı kabul etmek için Medine'ye gelen Sakîf heyetinin yanışı[324] dünyevi menfaatlar için de gelen elçi Hevze b.Ali ve Müseylime adına gelen elçiydi. Rasûlullah Hevze b. Ali'ye; "Benden bir hurma dalı dahi isteseydi onu bile vermezdim"[325] demiştir. Medine'ye dinî ve ilmî münakaşalar yapmak, müslüman olmadıkları halde cizye vermek suretiyle müslümanlarla andlaşma yapmaları için gelenlerin başında Necran heyeti gelir.[326] Amir b. Sa'saa ise Hz. Peygamber'in durumunu ve gücünü öğrenmek ve bir fırsatını bulup O'nu öldürmek için Medine'ye gelmiştir.[327] B) Elçilerin Kabulü Ve Uğurlanışı Medine'ye daha çok müslüman olduklarım bildirmek için gelen heyetler Medine hududunda karşılanır. Heyetler Rasûlullah'ın yanma teşrifatçı ile beraber gelirlerdi. Daha önce Medine'de gelen kabileden sahabi varsa bu teşrifatçılığı o yapardı.[328] Elçiler hangi maksatla gelirlerse gelsinler iyilikle karşılanır, güleryüzle muamele edilirdi.[329] Elçiler Mescid'de, Remle bint Hâris'in veya Abdurrahman b. Avf in evinde ağırlanırdı. Heyetlere ekmek, süt, eritilmiş yağ ve hurma ikram edilirdi. Rasûlullah elçilerle Mescid'deki "Üstüva-netü'l-Vüfûd = Sefirler Sütunu" adı verilen yerde görüşürdü, onların dertlerini ve taleplerini dinler ve yakından ilgilenirdi.[330] Elçileri kabulü esnasında kendisi özel kıyafetler giyer, ashabının da özel kıyafetler giymesini isterdi.[331] Rasûlullah'ın elçilerle görüşmesi o kadar samimi oluyordu ki, diplomatik münasebetlerdeki resmiyet ve donukluk, eriyip gidiyordu.[332] Medine'ye gelen heyetlerin ağırlanmasında Hz. Ebû Bekir görevlendirilmişti.[333] Onun emrinde görev yapan diğer teşrifatçılar vardı. Heyetler Kur'an ve îslâmi emirleri ve yasakları Öğrenmek için Medine'de uzun süre kalmışlar, sonunda imtihan ederek içlerinde en çok bilgisi olanı heyet reisi olarak tayin etmiş ve idareci tayın etmiştir.[334] Heyetler Medine'den ayrılmak istediklerinde kendilerine izin verilir, örf ve adet olarak yanlış telakkileri varsa onlar izale edilir,[335] kendilerine hediyeler verilerek uğurlanırdı. Heyetler Medine'den ayrılırlarken 5 ile 12,5 Ukiye arasında değişen hediyeler verilerek uğurlamrlardı. Çocuklar bile hediyeden mahrum edilmemiştir. Gerçekten Rasûlullah'm yanma gelip O'nu görmüş olan elçiler onun mütevazi halini, ashabının O'na karşı davranışlarım gördükçe hayret içinde kalıyorlar, döndükleri zaman bunları anlatmaktan kendilerim alamıyorlardı.[336] IV. MÜŞRİKLERLE YAPILAN İTTİFAKIN SONA ERMESİ 1. Tevbe Suresi İle Müşriklere Verilen Ültimatom Hz. Peygamber risâletle görevlendirildiği günden itibaren daVeti bütün insanlığa olmuş, müşrik, yahudi ve hristiyanlardan islâmiyet'i kabul edenler olmuştur. Rasûlullah 13 yıl boyunda da'vetini Mekke'de sürdürmüş, ancak kavmi olan Kureyşlilerin büyük kısmı islâm'ı kabul etmedikleri gibi O'nu Mekke'den Medine'ye göç etmek zorunda bırakmışlardır. Medine'de başta Kureyşliler olmak üzere putperestlere ve diğer din mensuplarına karşı sayıları 30'u bulan Gazveler ve yine sayıları 70'e varan Seriyeler tertiplemiştir. Arabistan'ın ve putperestlerin en büyük kuvvetine karşı Hendek muharebesiyle Medine'yi savunmuş,Mekke müşrikleriyle Hudeybiye andlaşmasım yapmış ve H.VIII. yılında Mekke'yi fet-hetmiştir. Hudeybiye sonrası kabilelere gönderdiği da'vet mektuplarına Mekkp. fethiyle olumlu cevap verilmiş ve H.IX. yılında yapılan Tebük Gazvesiyle zamanın en güçlü devleti Bizans'a karşı sefere çıkılmıştı. Bütün bunlara rağmen hala putperest olarak Medine'ye karşı direnmenin ve müslümanlara karşı çıkmanın hiçbir anlamı kalmamıştı. îşte Rasûlullah'a Tebük sonunda inzal buyurulan Berâe suresinin hükümlerinin müşriklere bildirilmesi zamanı gelmişti. Hz. Ebû Bekir'in başkanlığındaki 300 kişilik hac kafilesi Mekke'ye gitmiş [337]arkasından da Ebû Bekir'i takviye için Hz. Ali gönderilmiştir. Tevbe suresinin 40'a yakın ayeti müşriklere beraberce bildirilmiş, böylece müslümanlarm müşriklere karşı takınacakları tavır ortaya konulmuş oldu.[338] Buna göre: 1. Hiçbir kâfir Cennet'e giremez. 2. Bu yıldan sonra artık hiçbir müşrik hac yapmayacak. 3. Kabe asla çıplak ziyaret edilmeyecek 4. Kimin Rasûlullah'la yaptığı bir andlaşması varsa bu and-laşma, müddeti bitinceye kadar devam edecek. 5. Müddeti olmayan anlaşmalar ve andlaşma yapmayanlar için dört ay müddet tanınacak.[339] Bu hükümler Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ali tarafından Kurban bayram günleri o yıl Mekke'de bulunan ve henüz müslüman olmayan müşriklere bir ültimatom olarak bildirilmiştir. [340] 2. Ültimatomun Sonuçları Bu ültimatom Arabistan'ın her tarafından putperestlerin Medine'ye müslüman olmak veya müslümanlıklarını bildirmek üzere akın akın Medine'ye geldiler. Böylece Medine devleti güçlenerek[341] Mekke artık putperest merkezi olarak otoritesini tamamen yitirmiştir. Bu ültimatom Rasûlullah'ın bir yıl sonra Mekke Hac için bir basamak teşkil ediyordu. Artık müşriki yapacağı dini hem siyasi kapı kapanmış, hakimiyet İslâm'ın karşı olmuş, bir yıl sonra yaptığı Veda haccında tek h'6 müslüman-bulunmamış ve Rasûlullah sayıları yüzbini aşan müşrik bile tap etme imkanı bulmuştur. Bu ültimatom ile putperestliğin inanç sistemi so insanın düşünce alanında genişleme olmuştur.[342] Hz. Peygamber'in 23 yıla yakan risaleti boyun edilmiş, bütün engeller kaldırılarak İslâm dinî, sı yönden Arabistan'da hakim olmuş ve toplumda birlik mı sağlanmıştır. [343] V. HZ. PEYGAMBERİN CAHİLİYE ÖRF VE ÂDETLERİNE BAKIŞI Hz. Peygamberin müşriklerle içtimai konularda da münasebetleri olmuş, müşriklerin ve diğer din mensuplarının içinde bulundukları kötü olan ve İslâm ile bağdaşmadan yaşayış, örf ve adetlerden müslümanlan sakındırmış ve onlara benzememeyi prensip edinmiştir. Nitekim yahudiler Cumartesi gününü, hnsti-yanlar Pazar gününü mukaddes gün kabul etmişler, müşrikler herhangi bir günü mukaddes olarak kabul etmemişle] Rasûlullah ise Cuma gününü mukaddes kabul ederek ve ne de müşriklere benzemek istememiştir.[344] Yine kız çocuklarının öldürülmesine karşı çıkmış,[345] hemde câri olan iki kız kardeş ve üvey anne ile evliliği hi tır.[346] Kız çocuklarına hisse vermeyen müşriklere vermiştir.[347] Yine Cahiliye dönemindeki asabiyeti "Asabiyete çağıran, asabiyet için çarpışan, den değildir"[348] diyerek reddetmiştir. Ancak buna mukabil cahiliye döneminin iyi olan hasletlerini de tasvip ederek ve bir müessese olarak islâm'da da devamını istemiştir. Nitekim Cahiliye döneminde yakın akraba ile evlilik hoş görülmemiş, bu usul İslâmiyet tarafından da tasvip edilmiştir.[349] Andlaşmayı ve dostluğu her zaman teşvik eden Rasûlullah, cahiliye döneminde bile yapılan andlaşmaları takdir etmiştir.[350] Cahiliye dönemindeki hıtbe usulü evlilik islâm tarafından da tasvip görmüş,[351] cenabetten dolayı yıkanmak, ölülerin yıkanıp kefenlenmesi de Rasûlullah tarafından tasvip edilenlerdendir.[352] Yine bu dönemde önemli bir müessese olan Eman ve Haram aylar müessesesi İslâm'ın özen gösterdiği müesseselerdendir.[353] Nitekim Ebû Talib'in Rasûlullah'ı emanına alması, O'na da'vette rahatlık sağlamıştır.[354] Müşrik kadınlarla evlenilmeyi yasaklayan Rasûlullah, lüzumu halinde bir müşrikten bile ödünç harp malzemesi almıştır. Nitekim Hz. Peygamber Huneyn gazvesi için Safvan b. Ümeyye'den çok sayıda zırhı ödünç almıştır.[355] Muharip olmayan müşriklerle hediyeleşmekte bir sakınca görmeyen Rasûlullah, Hudeybiye Musalahasmdan sonra Ebû Süfyan'm hediyesini kabul etmiştir. Ancak muharip hiçbir müşrikten hediye kabul etmemiştir.[356] Kaza umresi gününde Meymûne ile evliliği sebebiyle müşriklere yemek vermekten çekinmeyen Rasûlullah, Huzeyfe ve babası Husayl'm müşriklere emniyetleri için savaşmayacaklarına dair söz verdiklerini öğrenince; "Dönün. Biz onların anlaşmalarına bağlı kalacağız. Onlara karşı Allah'dan yardım dileriz" buyurarak müşrik dahi olsa ahde vefa göstermeyi tavsiye etmiştir.[357] SONUÇ Sonuç olarak, Hz. Peygamber'in 40 yıllık hayatı putperest bir toplumda geçmiş, ancak O, bu süre içerisinde cahiliye inanç, örf ve adetlerinden uzak olmuştur. Nübüvvetle görevlendirildiği andan itibaren de gizli ve aleni davetle peygamberlik görevini ifa eden Rasûlullah, Mekke'de ve Medine'de davetine kasdeden muhaliflerine karşı bilinçli ve şuurlu bir şekilde mücadele etmiştir. Özellikle Medine'de islâm devletini kurup cihadın emredilmesinden sonra seriyye ve gazveler tertiplemiştir. Ancak Rasûlullah tertiplediği harplerde dahi cahiliye dönemindeki harp anlayışından uzak, insani ölçüler içinde kalmayı ve mücadelesini böylece sürdürmeyi başarmıştır. Rasûlullah'm müşriklerle yaptığı harpler, esir ve ganimet elde etmek, insan canına kıymak için değildir. Onun tek amacı vardır. O da islâm dininin yayılması ve İslâm'ın hakim olmasıdır. Her zaman müşriklerle andlaşma yapmanın yollarını araştıran Rasûlullah, ancak sulh yoları kapandığı zaman müşriklerle savaşa başvurmuştur. Hz. Peygamber'in Mekke müşrikleriyle imzaladığı Hudeybiye musalahasmdan sonra gönderdiği davet mektupları, Mekke Fethi ile meyvesini vermiş ve yıllarca kendisim uğraştıran ve islâm'ı kabul etmekte direnen Arap kabileleri Tebük gazvesinden sonra müslümanlıklarını açıklamak için Medine'yi heyetlerle doldurmuşlardır. Ancak bütün bunlara rağmen hala putperestlikte direnen putperestler için inzal buyurulan Tevbe suresi ile onlara karşı kesin tavır alınmış, Arabistan dahilindeki putperestler için müslü-man olmaları veya Arabistan'ı terketmeleri, aksi halde kendileriyle savaşılacağı hükmü bildirilmiş ve bunun için de 4 aylık bir mühlet verilmiştir. Bu hükümlerin H.IX. yılda Hac emiri tayin edilen Hz. Ebû Bekir tarafından müşriklere bildirilmesinden sonradır ki Rasûlullah, ertesi yıl Veda haccmda yüzbinleri aşan müs-lümanlarla birlikte hac etmiş ve islâm hakimiyetini tam olarak tesis etmiştir. Yine Rasûlullah müşriklerle içtimai yönden de münasebetlerini devam ettirmiş, Cahiliye dönemindeki mevcut yaşayışa, örf ve adetleri islâm açısından da değerlendirip, sakıncalı görmediklerini tasvip etmiştir. [358] [280] Doç. Dr. M. Ali Kapar, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 2/362. [281] Doç. Dr. M. Ali Kapar, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 2/362. [282] Doç. Dr. M. Ali Kapar, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 2/363. [283] îbn Hişâm, 11/241, 249. Doç. Dr. M. Ali Kapar, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 2/363. [284] îbn Sa'd, 11/95-98. [285] İbn Hişâm, IV/184-18 [286] Nevâvî, Alâkai, s. 68-74. Doç. Dr. M. Ali Kapar, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 2/363. [287] İbnHişâm, 11/241. [288] M. Hamidullah, Vesaik, s. 187-188. Doç. Dr. M. Ali Kapar, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 2/364. [289] M. Hamidullah, Vesaik, s. 188-189. Doç. Dr. M. Ali Kapar, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 2/364. [290] M. Hamidullah, İslâm Peygamberi 1/289. Doç. Dr. M. Ali Kapar, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 2/364. [291] M. Hamidullah, Vesaik, s. 186. [292] Doç. Dr. M. Ali Kapar, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 2/364. [293] İbnSa'd, 11/97. [294] Buharî, Sulh, 7, Şurât, 15; Müslim, Cihad, 92. [295] İbnHişâm, III/337. [296] İbn Hanbel, IV/330. Doç. Dr. M. Ali Kapar, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 2/365-366. [297] îbn Hişâm, IV/184-185. [298] M. Hamidullah, Vesaik, s. 206-207. Doç. Dr. M. Ali Kapar, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 2/366. [299] M. Hamidullah, Vesaik, s. 189. [300] İbn Sa'd, 1/306. [301] İbn Sa'd, 1/306. [302] Doç. Dr. M. Ali Kapar, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 2/366-367. [303] M. Hamidullah, İslâm Peygamberi, 1/260. [304] M. Hamidullah, İslâm Peygamberi, 1/263. [305] M. Hamidullah, Vesaik, s, 176-180. [306] M. Hamidullah, Vesaik, s. 43-44. [307] M. Hamidullah, İslâm Peygamberi, 1/197. [308] İbn Sa'd, 1/258-259. [309] Doç. Dr. M. Ali Kapar, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 2/367-368. [310] 1. Halil, Dirâse, s. 235. [311] M. Hamidullah, îslâm Peygamberi, 1/259-260. [312] Kettanî, Terâtib, 1/179. Doç. Dr. M. Ali Kapar, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 2/368. [313] M. Hamidullah^îslâm Peygamberi, 11/226. [314] Buharî, Cihâd 164; Müslim, Cihâd, 5. [315] Kettanî, Terâtib, 1/247. [316] İbn Sa'd, 1/265. [317] Taberi, Tarih, 11/644. [318] Ibn Sa'd, 1/267-274. Doç. Dr. M. Ali Kapar, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 2/369. [319] İbnHişâm,IV/205. [320] J. Welhausen, Arap Devleti Sükutu, s. 10. [321] A. Önkal, Rasûlullah'ın İslâm'a Da'vet Metodu, s. 125. [322] Buharı, Meğâzi, 71, 74, 76. [323] İbn Hişâm, III/193 vd. [324] îbn Hişâm, IV/184-185. [325] îbn Sa'd, 1/262. [326] Ali İmran, 3/1-30; İbn Hişâm, 11/222. [327] Taberi, Tarih, III/144-145. Doç. Dr. M. Ali Kapar, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 2/370-371. [328] İbn Hişâm, IV/84. [329] Kettanî, Terâtib, 1/447. [330] Müslim Libas, 23. [331] Kettanî, Terâtib, 1/452. [332] A. Önkal, Rasûlullah'ın İslâm'a Da'vet Metodu, s. 128. [333] Kettanî, Terâtib, 1/39. [334] îbnHişâm, IV/185. [335] İbnSa'd, 1/324-325 [336] Buharî, Şurût, 15; Taberi, Tarih, 11/627. Doç. Dr. M. Ali Kapar, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 2/371-372. [337] îbn Sa'd 11/168; Taberi, Tarih, IH/122. [338] İbn Kayyım, Zâdü'l-Meâd, 111/30. [339] Buharı, Salât, 2,10; Müslim, Hac, 432. [340] Doç. Dr. M. Ali Kapar, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 2/372-374. [341] İmadüddin Halil, Dirâse, s. 265. [342] î. Halil, Dirâse, s. 265-267. [343] Doç. Dr. M. Ali Kapar, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 2/374-375. [344] Müslim, Cuma, 19, 22. [345] Buharı, Ede, 18. [346] Nisa, 4/23. [347] îbn Habib, Muhabber, s. 324. [348] Buharî, Menâkıb, 251. [349] 4/Nisa,23. [350] Müslim, Fedâilü's-Sahabe, 206. [351] Buharı, Nikah, 36. [352] Süheyli, Ravd, III/142. [353] Buharı, Menâkıb, 251; Buharı, Tefsîru Sureti't-Tevbe, 8. [354] îbnSa'd, 1/211. [355] îbn Kayyım el-Cevziyye, Zâdü'l-Meâd, IV/31. [356] İbn Hanbel, IV/162; İbn Kayyım el-Cevziyye, Zâdü'l-Meâd, IV/190. [357] İbn Hanbel, V/395. Doç. Dr. M. Ali Kapar, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 2/375-376. [358] Doç. Dr. M. Ali Kapar, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 2/377-378. |