Asr-ı saadette içki ve yasaklanışı

(1/1)

Ayşe:

ASR-I SAADETTE İÇKİ VE YASAKLANIŞI


Dr. Nadir Özkuyumcu
 

(Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi, İzmir)

Nadir Özkuyumcu 1961 yılında Manisa'da doğdu, ilk, orta ve lise tah­silini aynı şehirde tamamladı. 1982-83 öğretim yı­lında İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden mezun oldu. 1985 yılında "Hz. Pey­gamber Devrinde Yahudilere Karşı Güdülen Siya­set" konulu yüksek lisans tezini, 1993 yılında da "Fethinden Emevîlerin Sonuna Kadar Mısır ve Kuzey Afrika" konulu doktora tezini tamamlaya­rak "Doktor" unvanını aldı.

1985 yılından bu yana Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde Araştırma Görevlisi olarak çalışmaktadır.[1]

 
GİRİŞ


İçki çok eski çağlardan beri bilinir. Özellikle şarap en eski iç­kilerdendir.

Eski Yunanlılar ve Romalılar, pişmiş meyve ve çiçek özleriyle kokulandırılmış, bal ile tatlandırılmış şaraplar yaparlardı. Özel­likle Sakız, Midilli ve Trakya şarapları çok makbuldü. Anadolu'da şarap daha M.Ö. 2000 yılında yapılıyordu. Avrupa'da bağcılık, do­layısıyla şarap yapımı, Ortaçağ'da Hıristiyanlığın yaygınlaşma­sıyla gelişti. Türkler Müslüman olduktan sonra, îslâm dininin ya­saklaması dolayısıyla, Anadolu'da şarapçılık.geriledi.

Araplar'da cahiliye döneminde ve islâm'ın ilk yıllarında içki­ye büyük düşkünlük vardı. Cahiliye dönemine ait metin ve şiirler­de içkiden ve içki âlemlerinden sıkça bahsedildiği görülür. Hatta o dönem Arapça'sında içki için yüz kadar isim kullanılmıştır, içki­ler hurma, üzüm, mısır, arpa, buğday, dan ve hatta baldan yapılı­yordu. Medine'de hurma koruğu ve hurmadan yapılan, Fadih adında bir içki kullanılmaktaydı. O devirde üzüm Suriye'den geti­riliyor, üzümden de şarap (hamr) yapılıyordu. Bizans toprakları­na giden Arap tüccarlar, Bizans Devletinin (Jüstinien Kanunu, 4. Bölüm, 41. kısım, M.l-2) ihraç yasağı dolayısıyla, Bizans şarapla­rını dışarı çıkaramıyorlardı. Bundan, cahiliye dönemi Arapları-nın Bizans şaraplarına aşırı düşkün olduğu sonucu çıkarılabilir.

Medine'de üzüm bağı yoktu. Çoğunluğunun içkisi, hurmanın köpük atmasıyla meydana gelen "nebîz" idi.[2] Şarap, ağaç kaplar­da ve küplerde, toprak veya kabaktan yapılan kaplarda, sırlı kap­larda yapılırdı. Yemen halkı, Bit' denilen ve baldan yapılan bir iç­ki üretiyordu. Onların, Mizr denilen arpa veya mısırdan yapükları bir içki daha vardı.[3] Ayrıca buğday ve darıdan Gubeyrâ adında bir içki daha yapıyorlardı. Aynı içkiye Sükreke de denilirdi.

Cahiliye devri müşrik arapları arasında kötülüklerini göre­rek içki içmekten kaçınanlar da vardı.^Abdullah b. Cud'an, Amir b. Ez-Zarib, Afif b. Ma'dikeb, Kays b. Âsim el-Munkırî, Safvanb. Umeyye, Velîd b. Mugire bu kişilerdendir.

Hz, Peygamber dönemi Arabistan'ında Hz. ibrahim'in getir­miş olduğu dine inanan Hanîfler, içki içmezlerdi. Nitekim, Osman b. Maz'un, "Aklımı gideren ve benden aşağı kimseleri bana güldü­ren şarabı içmem" demiştir. Ayrıca Kus b. Saide, Varaka b. NevfeL Zeyd b. Amr, Ebu Zer el-Gıfarî, Ebu Bekir ve Osman b. Affan da iç­ki içmezdi. Hz. Ali'den nakledildiğine göre, Hz. Peygambere (s.a.v.) "Hiç içki içtin mi?" diye sorulmuş, "Hayır" diye cevap ver­miştir.

Gerek Tevrat'ta, gerekse incil'lerde içkiyi kötüleyen satırlar olmasına rağmen, bu dönem yahudileri içki üretip içiyorlardı. Pavlus/'Şarapla sarhoş olmayın, onda edepsizlik vardır." demiş­tir.[4] Luka incilinde ise, Hz. Yahya'nın vasıfları anlatılırken, "Rab-bin meleğinin, onun şarap ve içki içmeyeceğini haber verdiği" anlatılmaktadır.[5] Ancak daha sonraları, içki, hıristiyan ibadeti­nin içine sokulmuştur. Kilise, şarabın Hz. isa'nın kanı olduğunu ileri sürmüştür. Çeşitli kiliselerde ekmek ve şarapla komünyon âyini yapılır olmuştur.

Müşriklerin işkencesi sonucu Habeşistan'a iltica eden müslü-inanlardan ikisi hıristiyan olmuştu. Bunlardan biri, Urnmu Habı-be'nin kocası Ubeydullah'tır. Bu zat alkolikti ve sarhoşken suya düşüp boğulmuştur.[6]

 

Birinci Bölüm


İÇKİ YASAĞININ DEVRELERİ


İçki ile ilgili âyetlerin içerikleri gözönüne alınırsa, içki yasağı konusunda aşamalı bir yöntem izlendiği, bu çok yaygın kötülüğün ortadan kaldırılmasında sosyal şartların dikkate alındığı görülür, ilk âyet şöyledir:

"Hurma ağaçlarının meyvesinden ve üzümlerden de sarhoş­luk veren içki ve güzel bir rızık edinirsiniz. İşte bunda da aklını kullanacak bir kavim için hiç şüphesiz bir ayet vardır." [7]

Bu ayet-i kerîme, Mekke'de, ve daha içkiye hiçbir yasaklama getirilmeden, içki hakkında ilk olarak indirilen ayettir. Bizleri ya­ratan ve en güzel bir şekilde biçim veren Cenâb-ı Allah, bu ayette iki hususa dikkat çekmektedir. Birincisi; sarhoşluk veren içkile­re, ikincisi de; güzel yiyecek ve içeceklere.

Cenâb-ı Allah, hurma ve üzümden yapılan ve sarhoşluk veren içecekleri, insanlara faydası olan "güzel rızık" lafzından ayırmış­tır. Yani sarhoşluk veren şeyleri "güzel rızık" lafzının içine dahil etmemiştir. Ayetin devamında da "bu akleden, aklını kullanan insanlar içi, apaçık bir ibrettir, bir delildir, ders alınacak bir şey­dir." buyurulmaktadır. Ayetin bu son kısmına dikkat edilmesini istiyoruz. Nasıl ki bizler, konuştuğumuz kişilerin aklı başında ve söyleneni anlayacak kapasitede ve seviyede olmalarım arzu eder ve söylediğimiz sözlerin karşımızdaki tarafından akıllıca düşünü­lüp değerlendirilmesini istersek, Cenâb-ı Allah da, indirdiği ayet­lerin muhatabı olan insandan "güzel rızık" ile beslenmesini ve sar­hoşluk verenden kaçınmasını, böylece aklı başında bir insan ola­rak Allah'ın (Kendisinin) ayetlerini anlamamızı istemektedir. Bu ayet-i kerime ile Cenâb-ı Allah doğrudan haram kılmamakla be­raber sarhoşluk vereni, "güzel rızık"tan ayırmakla, sarhoşluk ve­ren şeylerin iyi olmadığını ima etmektedir.

Cenâb-ı Allah, iyi ve güzel olan ile sarhoşluk vereni bu şekilde ayırdıktan ve sarhoşluk verenin karşısında "güzel rızkı" tavsiye ettikten sonra, bu "güzel rızk"m ne olduğunu da bizlere açıkla­makta ve kötü olarak gördüğü bir içeceğin yerine, onun alternati­fini de koymaktadır. Bakın aym surenin 66. 68 ve 69. ayetlerinde bu durum nasıl açıklanmaktadır:

"Doğrusu sizin için davarlarda da ibret vardır. Size onların karnındaki ters ile kan arasında (oluşan) hâlis, içenlerin boğazın­dan rahatlıkla geçen süt içiriyoruz."[8]

"Rabbin Bal Arısına: Dağlardan, ağaçlardan ve (insanların senin için yapacakları) çardaklardan evler (kovanlar) edin, de­di"[9]

"Sonra da her türlü meyve, çiçek ve üründen ye, Rabbinin sa­na (bal imâlinde gösterdiği yayılman için gerekli yollarda) elve­rişli yollarda yürü, diye vahyetti. Karınlarından değişik renkler­de bir içecek çıkar ki, onda insanlara şifâ vardır. Şüphesiz ki bun­da iyice düşünen bir millete öğüt, ibret ve belge vardır."

Bu ayetlerde sarhoşluk veren yiyecek ve içeceklerin karşıtı olarak bizlere takdim edilen "güzel nzık'lar; süt ve bal'dır. Bugün tıb ilmiyle uğraşan kişiler de belirtmektedirler ki, süt, insan geliş­mesinde çok önemli bir faktördür. Bal da aynı şekilde faydalı, in­san sıhhatine katkıda bulunan bir gıdadır. Cenâb-ı Allah, bu ayet­lerin sonunda da bizleri tefekküre, düşünmeye davet ederek, sar­hoşluk veren şeylerle, insana faydalı olan şeyleri düşünmemizi ve tercihimizi yapmamızı istemektedir.

içkinin haram edilmesiyle ilgili olarak nazil olan ikinci ayet de Bakara Sûresinin 219. ayetidir. Bu ayet-i kerime şöyledir:

"Sana içkiyi ve kuman sorarlar. De ki: Onlarda hem büyük günah, hem de insanlar için faideler vardır. Günahları ise faidele-rinden daha büyüktür" Yine sana hangi şeyi nafaka vereceklerini sorarlar. De ki: "ihtiyacınızdan artanı (verin)." Allah size böylece ayetlerini (pek güzel) açıklar. Olur ki, dünya hususunda da, ahi-ret işinde de iyi düşünürsünüz."[10]

Bu ayet-i kerime, Hz. Ömer, Muaz b. Cebel ve ensardan bir topluluk hakkında nazil olmuştur. Bu kişiler Peygamber Efendimiz'e (s.a.v.) gelip "Ey Allah'ın Rasûlü! Bize şarap ve kumar hak­kında bir fetva ver, zira bunlar aklı gideriyor ve malı selbediyor." dediler. Bunun üzerine Cenâb-ı Allah bu ayeti kerimeyi inzal bu­yurmuştur.

Bu ayet-i kerime geldikten sonra, müslümanlarm bazıları, "O büyük bir günahtır, günahı faydasından daha büyüktür" lafzı­na itibar ederek içkiyi ve sarhoşluk veren herşeyi bırakmışlardır. Ancak, bazı müslümanlar da, "İnsanlar için bazı faydalar vardır" ifadesine itibarla içki içmeye devam etmişlerdir.

Hz. Ömer ve arkadaşlarını bu konuda endişeye sevkeden ve Peygamber Efendimiz'e (s.a.v.) gidip içkinin yasaklanmasını iste­melerine sebep, elbetteki onların imâm, ahlâkı, toplumun ve nes­lin sağlam ve sağlıklı kalması, müslümanlar arasında fitnenin ve fesadın çıkmasını istememeleri, arzu etmemeleridir. Çünkü açık-ça görülmektedir ki içki insanların arasını açıp cinayetler işlet­mektedir. Toplumun huzurunun bozulmasına sebep olmaktadır. Bu nedenle Peygamberimiz (s.a.v.): "İçki her kötülüğün anandır buyurmaktadır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında meyda­na gelen şu üzücü hadise bu konuda ne kadar ibret vericidir ve içki ile insanların fitneye nasıl da kolayca düştüklerini bize bildirmek­tedir:

"Bir defasında Evs ve Hazrec kabilelerinin gençleri birlikte oturup içkili sohbet yapıyorlar ve eğleniyorlardı. Bunları gören bir Yahudi, alkollü kafalardan istifade ederim ümidiyle gençlerin ya­nına sokuldu ve her iki kabilenin islâm Öncesi Cahiliyye çağında birbirlerine düşman olduklarım hatırlatır mahiyette şiirler oku­maya başladı. Çok geçmeden beklenen netice doğdu. Gençler bir­birlerine hitaben, kendi kabilelerinin asalet ve şöhretini sayıp dökmeye başladılar. Karşılıklı olarak devam eden bu söz düellosu, kısa zamanda kavgaya dönüştü. Durum hemen Hz. Peygamber (s.a.v.)'e bildirildi. O da, gençlerin bulunduğu yere giderek şöyle dedi: "Ey Müslümanlar! Allah'tan korkunuz, aklınızı başınıza toplayınız. Daha ben hayatta ve içinizde bulunurken, hâlâ cahili-ye işleriyle mi uğraşıyor sunuz? Bu hareketinizin neticesini hiç dü­şünmüyor musunuz?" diyerek onların yaptığının hiç de doğru ol­madığını belirterek, çıkması muhtemel bir fitneyi de önlemiştir.

Bu arada yukarıda zikrettiğimiz Bakara sûresi 219. ayetteki bir ifadeye dikkati çekmek istiyoruz. Burada "içkinin insanlara faydası"ndan söz edilmektedir. "Fayda"dan maksadın ne olduğu hususunda islâm âlimleri şu ayeti öne sürmüşlerdir: "Haddi aş­mamak şartıyla ve sıkıntıda kalmak durumunda, ölmemek için günah yoktur."[11] Bazı âlimlerimiz de alkol cinsinin, gerek ilaç ola­rak, gerekse temizlikte kullanılabileceğim, bu konularda insana faydalı olacağını savunmuşlardır.

içkinin haranı kılınmasıyla ilgili üçüncü ayet, üçüncü merha­le Nisa sûresinin 43. ayetidir. Bu ayet şöyledir:

"Ey îman edenler! Siz sarhoşken, ne söylediğinizi bitinceye kadar, (yani sarhoşluğunuzun etkisi üzerinizden kalkıncaya ka­dar) namaza yaklaşmayın..

Bu ayette de görüleceği üzere içki yine kesin olarak haram kı-lınmamıştır.Ancak bu defa ilk olarak kısmî bir yasaklama getiril­miştir. Bu ayetin nazil olmasına sebep olarak kaynaklarımızda şu hadiseler zikredilmektedir:

Ashabın büyüklerinden ve önde gelenlerinden Abdurrahman b. Avf bir gün bir ziyafet verir. Ziyafette bulunanlara içki de ikram eder. Müslümanların çoğu sarhoş olur. Sonra akşam namazının vakti gelince, Abdurrahman b. Avf cemaate imam olur ve namaz­da Kâfirim suresini okur. Ancak bu surede yer alan ve "Lâ Abudu Mâ Tabudûn" ve "Lâ" ile başlayan diğer ayetleri "Lâ"sız olarak kı­raat eder. Bu yanlış ve oldukça hatalı bir okuyuştu. Çünkü ayette "Ben sizin taptıklarınıza tapmam" denilirken, "Lâ"sız okuyuşta, "Ben de sizin taptıklarınıza taparım" anlamı çıkmakta ve namaz­ları bozulmaktadır. Ayrıca bu durum müslümanlar arasında üzüntü ve hoşnutsuzluk yarattı, işte içkinin yasaklanmasında üçünü merhale olan Nisa sûresinin 43. ayeti bu sebeple nazil ol­muştur. Bu ayetin gelmesinden sonra, müslümanlarm çoğu içkiyi bırakmıştır. Ancak yine de bırakmayanlar veya bırakamayanlar mevcuttu, içkili iken namaza yaklaşmayı yasaklayan bu ayet na­zil olduktan sonra hâlâ içkiye devam edenler, ya Yatsı namazın­dan sonra içiyorlar ve sabaha kadar ayılıp sabah namazını ayık olarak kılıyorlardı, ya da sabah namazından sonra içiyorlar ve öğ­le namazına kadar sarhoşlukları geçince namazlarını kılıyorlar­dı. [12]

 

İkinci Bölüm


İÇKİNİN KESİNLİKLE YASAKLANIŞI


içkinin kesin olarak haram kılınıp yasaklanması ise Mâde sûresinin 90. ayetiyle olmuştur. Bu ayet şöyledir:

"Ey îman edenler! îçki, kumar, (tapmaya mahsus) dikili taş­lar, fal okları ancak Şeytanın amelinden birer murdardır. Onun için bun(lar)dan kaçının ki muradınıza eresiniz."[13]

Bu ayetin nazil olmasına sebep olarak pekçok olay haynakla-rımızda zikredilmektedir. Bunlardan biri şöyledir: Sahabîlerden Utbân b. Mâlik bir düğün yapar ve bu mutlu gününde bir de içkili yemek verir, Pekçok müslüman da onun yemeğine katılırlar. Ye­nilir içilir ve nihayet sarhoş olunur. Bu davetliler içinde ashabın önde gelenlerinden Sa'd b. Ebi Vakkas da vardır, içkili yemek sırasında sohbet koyulaşır ve söz dönüp dolaşıp kabile rekabetine gelir. Her müslüman sarhoş kafa ile kendi kabilesini Övmeye, nesebini methetmeye başlar. Sayılarının çokluğunu da dile geti­rip, diğer kabilelere karşı Övgü yarışma girerler, büyüklenirler, üstünlük taslarlar. Bu durum cahiliyye arapları arasında çok yay­gın bir durumdu. Buna "miifâheret" denmekteydi ve her kabile kabirlerindeki Ölüleri dahi sayarak diğer bir kabileye karşı bunu üstünlük vesilesi olarak kabul ederdi, işte Cahiliyyedeki bu âdet, içkili sarhoş kafalarda yeniden canlanmış ve Sa'd b. Ebi Vakkas bir şiir okuyarak, mecliste bulunan bazı müslümanları hicvetme­ye başlamıştır. Sa'd b. Ebi Vakkas'ın bu sözlerini kaldıramayan diğer müslümanlardan biri, yedikleri devenin kafa kemiğini eline alır ve Sa'd b. Ebi Vakkas'ın kafasına şiddetle vurur, başını ciddî bir şekilde yarar.

Bunun üzerine Sa'd, içkili haliyle Hz. Peygamber (s.a.v.)'in yanına gider, kendisini yaralayanı ona şikayet eder. Hadisenin bundan sonraki seyrini nakletmeyen kaynağımız Hz. Peygamber (s.a.v.)'in bu olaya çok üzüldüğünü ve "Allah'ım şarap hakkında bize kifayet edecek bir ayet gönder" diye duâ ettiğini bildirmekte­dir.

Hz. Peygamberin bu duasına benzer bir duâmn Hz. Ömer tarafından da yapıldığını kaynaklarımız zikretmektedirler. Bu rivayete göre, Hz. Hamza fazlaca şarap içmiş ve sarhoş olmuştu. Hamza bu haliyle yolda yürürken ensandan birine rastladı. O kişi elinde devesi, kendi kavmim öven, muhacirleri ve diğer kavimleri kötüleyen şiirler söylemekteydi. Hz. Hamza ona kızmış ve muha­cirleri şiir yoluyla kötüleyip hicvettiği için kılıcım çekip onun üze­rine saldırmıştır. Adam da elindeki devesini bırakarak kaçmıştır. Ancak Hamza hırsını deveden almış ve bir kılıç darbesiyle deveyi öldürmüştür. Bu kişi derhal Hz. Peygamberin (s.a.v.) yanına gel­miş ve başından geçenleri ona anlatmıştır. Bunun üzerine Hz. Peygamber devenin diyetini amcası adına kendisi ödemiştir. Bu olaya şahid olan Hz. Ömer çok üzülmüş ve: "Allah'ım şarap hak­kında bize kifayet edecek bir beyân gönder" diye duâ etmiştir.

İçkinin kesin olarak yasaklanmasına sebep olan olaylardan biri de şöyledir: (Olayın kahramanı yine Hz. Hamza1 dır.):

Hz. Ali'den nakledilen bir hadiseye göre, Hz. Hamza, yine içki sebebiyle Hz. Peygamber'i (s.a.v.) üzmüştür. Hz. Ali şöyle anlatı­yor:

"Bedir Savaşı ganimetinden hisseme yaşlı bir deve isabet et­mişti. Ganimetin humusundan (yani beşte birinden) bir deve de Allah Rasûlü bana vermişti. Rasûlullah'm kızı Fâtıma ile evlen­mek istediğimde, Benû Kaynuka yahudilerinden bir kuyumcu ile bir anlaşma yaptık. Buna göre biz o yahudiyle gidip, ona "izhir" otu getirecektik. Ben de ondan aldığım ücret ile evlenecektim. De­velerimi getirip ensardan bir kimsenin evinin yanına çökerttim. Palanlarım, iplerini ve hararlarını (çuvalın büyüğü) tedarik et­mek için oradan ayrıldım. Dönüp geldiğim zaman çok feci bir man­zara ile karşılaştım. Develerimin boğazları kesilmiş, göğüsleri ya­rılmış, kalpleri ve ciğerleri çıkarılmıştı. Bu acıklı manzara karşı­sında donup kalmıştım. Bunu kimin yaptığını sordum. Hanı-za'nın yaptığını, ensardan birinin evinde oturduklarını, yanında şarkıcı bir kadınla arkadaşlarının bulunduğunu, hep birlikte içki içmekte olduklarım söylediler. Kadın şarkı söylerken bir ara: "Ey Hamza! Şu yağlı develere bak, evin önünde duruyorlar, bıçağı al­san, bunları kesip kalplerim getirsen de şerefine kebap yapılsa." anlamında, Hz. Hamza'nın hislerini tahrik edici beyitler söyle­miş, şarkılar terennüm etmiş. Şarabın verdiği sarhoşlukla coşan Hamza, bıçağı eline alıp dışarı çıkmış ve develerimi keserek gö­ğüslerini açmış, kalplerini ve ciğerlerini alıp götürmüş olduğunu söylediler."

Hz. Ali bu durumu gördükten sonra oradan ayrılmış, doğru Hz. Peygamber (s.a.v.)'in yanma giderek durumu anlatmıştır. O şöyle demiştir: "Ey Allah'ın Rasûlü! Hamza'nm develerime yaptı­ğını bugüne kadar kimsede görmedim, boğazlarım kesmiş, böğür­lerini yarmış, ciğerlerini çıkarmış. îşte şu evde bulunuyor, içmek­te olduğu şarap da yanında duruyor." Hz. Ali devamla, şöyle de­mektedir: "Allah'ın Rasûlü ridâsım getirtti, o tarafa doğru yürü-dü. Zeyd b. Harise ile beraber biz de onun ardı sıra yürüdük. Ham-za'nın bulunduğu eve geldik. Rasûlullah izin istedi, izin verildi, içeri girdiğimizde onları içki başında bulduk. Allah'ın Rasûlü, yaptığı işten dolayı Hamza'ya kızdı. Ancak sarhoşluktan dolayı Hamza'nın gözleri kıpkırmızı idi. Allah'ın Rasûlüne baktı, onu baştan aşağı süzdü, sonra başım kaldırdı, yüzüne baktı ve Pey-gamber'e kına sözler söyledi. Onun çok sarhoş olduğunu anlayan Allah Rasûlü, hemen geri dönerek çıkıp-gitti. Biz de onunla bera­ber çıktık."

Ertesi gün Hz. Hamza ayıldığında, yaptığı işten pişman ola­rak Hz. Peygamber'in huzuruna gelmiş ve özür dilemiştir. Sonra da develerin bedellerini ödeyerek Hz. Ali'nin mağduriyetini gider­miştir.[14]

Hz. Ali'nin başından geçen bu olayın tarihi hakkında kaynak­larımızda herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak Bedir savaşından sonra ve Benû Kaynuka Yahudileri'nin Medine'den sürülmelerinden önce olduğunu dikkate alırsak, bu olayı hicrî ikinci yıl olarak tarihlendirebiliriz.

içkiyi kesin olarak haram kılan bu ayetin nazil olmasına se­bep olarak kaynaklarımızda bir olay daha zikredilmektedir. Bu da Uhud Savaşı ile ilgili olup, savaşın kaybedilmesinde içkinin oy­nadığı rol hakkındadır. Buharı'de yer alan ve Hz. Ömer ile Câbir yoluyla nakledilen rivayette, Uhud Savaşı sırasında, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in Ayneyn Tepesine yerleştirdiği okçular, henüz içki yasağı olmadığı için, sabaha kadar içmişler ve sarhoş olmuşlar­dır.[15]

Bu durum bize Uhud Savaşı'mn mağlubiyet sebebini de açık­lamaktadır. Bütün gece sabaha kadar şarap içen Ayneyn Tepesin­deki okçular ertesi gün savaşın müslümanlar lehine geliştiğini görünce, sarhoşluğun da sebep olduğu bir hal ile, "Düşmanın bizi öldürdüğünü görseniz bile, yerinizden ayrılmayın" şeklindeki Hz. Peygamberin emrini unutmuşlar ve ganimet toplamak için yerle­rinden ayrılmışlar ve Mekkeli müşriklerin arkadan baskın yap­malarına ve böylece savaşın da kaybedilmesine sebep olmuşlar­dır. Tabii ki bu okçuların pek çoğu da arkadan vuruldukları için bu savaşta şehit olmuşlardır.

Uhud savaşının kaybedilmesine sebep olan içki nihayet, bu savaştan sonra nazil olan ve yukarıda bizim zikrettiğimiz Mâide 5/90. ayetiyle haranı kılınmıştır. Bundan sonra müslümanlar iç­kiyi tamamen terketmişlerdir. Esasen tedrici bir şekilde nazil olan ayetler sebebiyle, müslümanlar psikolojik olarak da içkiyi bı­rakmaya hazırdılar.

îçkinin kesin olarak haram kılındığına dair ayetin duyulma­sından sonraki bir hadiseyi Enes b. Malik bize şöyle anlatmakta­dır:

"içkinin haram kılındığı sırada, bizde Fadîh denilen ve Hur­ma koruğundan (:olgunlaşmamış hurmadan, ateşte kaynatılmak suretiyle yapılan) içkiden başka bir şey yoktu. Tahrîm günü ben babalığım Ebu Talha'mn evinde, Ebu Talha ile falan ve falan sa-habiye Fadîh dağıtıyordum. O sırada hemen birisi geldi ve "Habe­riniz yok mu?" dedi. Mecliste bulunanlar "Ne haberi?" diye sordu­lar. O kişi: "içki, haram kılındı" dedi. işret yaranı bana: "Ey Enes! Küp büyüklüğündeki şarap destilerini dök." diye emrettiler. Ben de emirlerini yerine getirdim.

Enes b. Mâlik der ki: "Bu bir adamın sözü üzerine mecliste bu­lunanlar şarabın nasıl ve ne zaman haram kılındığını araştırma­ya lüzum görmediler ve o adamın haberinden sonra hiç şarap iç­mediler.[16]

İçkinin yasaklanmasından sonra, Maide sûresi 91. ve 92. ayetlerle de bu yasaklama teyid edilmiş ve Allah'a ve peygamberi­ne itaat edilmesi istenmiştir. Bu ayetler şöyledir:

"Şeytan, içkide ve kumarda ancak aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık siz hepiniz vazgeçtiniz değil mi?"[17]

Bu ayet-i kerime'de içkinin sebep olduğu felâketlere temas edilmekte ve onun, şeytan tarafından, müslümanları doğru yol­dan ayırmak için kullanıldığı belirtilmektedir. Ayrıca Şeytan'm, bu vesileyle insanlar arasına düşmanlıklar soktuğu ve onları Al­lah'ı anmaktan, namazdan alıkoyduğu da ifade edilmektedir.

Bundan sonraki ayette ise, müslümanlarm Allah'a ve Rasûlüne itaat etmeleri istenmekte ve şöyle denmektedir:

"Allah'a itaat edin, Peygambere itaat edin, karşı gelmekten çekinin; eğer yüz çevirirseniz bilin ki peygamberimize düşen sade­ce açıkça tebliğ etmektir."[18]

Aynı sûrenin müteakip 93. ayetinde ise Uhud Savaşında şe-hid düşenlerle ilgilidir. Yukarıda, Ayneyn tepesini terkeden okçu­ların içkili oldukları halde şehit olduklarını belirtmiştik, içkinin yasak edilmesinden sonra hayatta kalan müslümanlar, Uhud sa­vaşında ölen kardeşleri için üzüntü duydular. Çünkü onlar mide-lerindeki şarapla ölmüştü ve şarap da artık tahrim edilmiş, yasak­lanmıştı, işte bu konuda müslümanları teselli ve teskin edici ola­rak Mâide suresi'nin 93. ayeti nazil olmuş ve Uhud'da ölenlerin, içki yasağından önce içtiklerini ve onların günahkar olmadıkları­nı da vurgulamıştır. Ayet meali şöyledir:

"îman edip de, güzel amel (ve hareketlerde bulunanlar (bun­dan sonra haram olan şeylerden de) sakındıkları, iman darında sebat ile) iyi iyi işlere devam ettikleri, sonra yine (haram edilen şeylerden) daima sakınıp (haram olduklarına iyice) inandıkları ve yine sakınmakta devam ve ısrar ve güzel işler(i arayıp onlar)la iştigal eyledikleri takdirde, (haram kılınmazdan evvel) tatdıkla-rından dolayı üzerlerine hiçbir suç yoktur, günah yoktur. Allah iyi hareket edenleri sever."[19]

İçkinin kesin olarak yasaklanmasından sonra Taif den Medi­ne'ye gelen bir heyet, içkinin kendilerine yasaklanmamasını iste­diler.[20] Ancak Hz. Peygamber, bu isteklerini kabul etmemiş, daha sonraki bir tarihte de "Gubeyrâ (mısırdan yapılan) içkisi yasak­lanmıştır." şeklinde onlara yazı yazma gereği duymuştur. Bun­dan çıkarılacak sonuç, Rasûlullah'm içki hakkında onlara hiçbir imtiyaz tanımadığı, genel kuralı onlara da uyguladığıdır.. Taif li-ler üzümden yapılmış içkileri içmekten kaçınmaktaydılar. Ama onlardan bazıları, Kur'ân'da bu konuda sadece "hamr" (üzüm şa­rabı) kelimesinin kullanılmasını dikkate alarak, bunun işaret et­tiği lafzı manayı kullanmak suretiyle üzümden gayrı maddeler­den imal edilen alkollü içkilerin içilebileceği şeklinde ayeti tefsir etmişe benzemektedirler. Muhtemelen işleri sıkı tutan valinin is­teği üzerine Hz. Muhammed (s.a.v.) bu sonraki yazısıyla "bir nevi bira" (?) olan bu Gubeyrâ'yı da yasaklamış oluyordu.[21] Rasûlullah, Abdulkays'a da içkileri yasaklamıştı.[22]

Hicrî 3. yılda, Uhud savaşı sırasında Medine'ye gelip, İslâm'ı öğrenmek isteyen Tarık b. Suveyd el-Hadramî, Rasûîullah'a "Bizim memleketimizde yetişen üzümlerden biz şarap imal ede­riz. Bunu içebilir miyiz?" diye sormuş, ancak Rasûlullah bunu ya­saklamıştı. Tarık ısrar etti, "Ama bu şarapla hastalarımızı tadavî ederiz" deyince, Rasûlullah, içkinin ilaç ve tedavi olmadığını, ter­sine hastalık olduğunu belirtmiştir.[23]

Kesin ve açık şekildeki bu içki yasağına müslümanlar Hz.Peygamber (s.a.v.) sağken genellikle uymuşlardır. Buna karşı çıkanlara o devirde pek az rastlanır. Az da olsa bu gibileri cezalan­dırmak üzere Rasûlullah, bir defasında kendi ayakkabısını (na'leyn) çıkarıp onunla içeni dövmek gibi bir yola girmişti.[24] Ayrı­ca, kabuğu ayıklanmış hurma dalıyla kırk değnek de vurmuş­tur.[25]

Hz. Peygamber (s.a.v.), daha önce şarap yapılan kaplarda, ne-biz (= meyva şırası) yapımını dahi, içki içme kötülüğüne yol açacağı, içkiye alıştıracağı endişesiyle yasaklamıştır. Ancak sonraları, büyük ihtimalle içki alışkanlığı sosyal rahatsızlık olmaktan çıkın­ca, buna izin verdiği de rivayet ediHr.[26] Hz. Peygamber (s.a.v.) "Her sarhoş eden haramdır [27]; "Buğdaydan, arpadan, üzümden, hurmadan ve baldan şarap olabilir. Ben her sarhoş edeni yasaklı­yorum."[28] "Her sarhoş eden hamr'dır, her sarhoş eden haram­dır."[29] "Her sarhoş eden haramdır, onun bir far ak'ı (çoğu) da, avuç dolusu olanı da haramdır."[30] buyurmuştur. [31]

 



--------------------------------------------------------------------------------

[1] Dr. Nadir Özkuyumcu, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 2/487-488.

[2] Ibn Teymiye, Siyaset (es-Siyasetu'ş Şer'iyye), çev. Vecdi Akyüz, İstanbul 1985, s. 134.

[3] Buharı, Eşribe, 4; Malik, Eşribe, 9, Ebu Davud, Eşribe, 5; Tecrid-i Sarih, c. 10, s. 43, no: 1891.

[4] Efesoslulara Mektup, 5/18.

[5] Luka, 1/13-15.

[6] Muhammed Hamidullah, İslâm Peygamberi, Çev. Salih Tuğ, istanbul, 1992, c.I, s. 302, 449.

Dr. Nadir Özkuyumcu, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 2/499-500.

[7] Nahl, 16/67.

[8] Nahl,16/66.

[9] Nahl,16/68.

[10] Bakara, 2/219.

[11] Bakara, 2/173.

[12] Dr. Nadir Özkuyumcu, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 2/501-504.

[13] Mâide, 5/90.

[14] H. Tahsin Emiroğlu,£södö-t Nüzul, Konya 1969, c.4, s. 149-150.

[15] Buharî, Sahih, Tefsîru'l-Kur'ân (Mâide sûresi) Bab, 10, Hadis No: 2-3, c. 5 sh. 189, Tecrid-i Sarih, c.ll, s. 94-97.

[16] Tecrid-i Sarih, c.ll, 94-95.

[17] Mâide, 5/91.

[18] Mâide, 5/92.

[19] Mâide, 5/93. Ayrıca bkz. Buharî, Sarih., Tefsîru'l-Kur'ân (Mâide sûresi, Bab: 11, sh. 190).

[20] Ebu Davud, 19/26; Hamidullah, a.g.e., c.l, s. 497.

[21] Hamidullah, a.g.e., c.l, s. 504-505.

[22] Hamidullah, a.g.e., c.l, s. 398.

[23] Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4/311, 5/293; Müslim, 36, no: 12; Hamidullah, a.g.e., c.2, s. 809.

[24] Hamidullah, a.g.e., c.2, s. 1063-1064.

[25] İbn Teymiye, Siyaset, s. 133.

[26] Buharı, Eşribe, 56; Ebu Davud, Eşribe. 7; İbn Teymiye, Siyaset, s. 135.

[27] Buharı, Eşribe, 4; Ebu Davud, Eşri^. 5; Tecrid-i Sarih, c. 10, s. 43, no: 1891.

[28] Ebu Davud, Eşribe, 1-4; Tirmizî, Eşribe, 8.

[29] Müslim, Eşribe, 73; Ebu Davud, Eşribe, 5.

[30] Buharı, Ahkâm, 22; Müslim, Eşribe , 73.

[31] Dr. Nadir Özkuyumcu, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 2/505-511.

Navigasyon

[0] Mesajlar

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc