Okuma Parçası

(1/1)

Ayten:
-Okuma Parçası-


Peygamberimiz (a.s)'ın ve Eshab-ı (r.a)'nın Nasihatları

Hz. Peygamber ve ashâbının seferde ve hazerde insanlara vazu nasihatlarda bulunup kendilerine verilen nasihatlardan ibret ve ders almamaları. Dünyanın aldatıcı lezzetlerinden yüz çevirip âhiret nimetlerine tâlib olmaları. Gözlerin yaşarmasına, kalblerin korkuyla dolmasına sebep olacak derecede güzel vazlarda bulunup insanları Allah’ın azabından sakındırmaları. Onlar vazu nasihatta bulundukları sırada oradakilerin âhiret ahvâlini gözleriyle görür gibi olmaları. Etkili öğütleriyle ümmet-i Muhammed’i, ellerinden tutup göklerin ve yerin yaratanına yöneltmeleri, gizli-açık her türlü çirkin can damarlarını koparmaları.[846]

Hz. Peygamber’in Ebu Zerr (r.a.)’a Nasihatta Bulunmaları

- Ebu Zerr (r.a.) şöyle anlatıyor: Hz. Peygamber’e


“Ey Allah’ın Rasûlü! İbrahim (a.s.)’ın sahifeleri nelerdi?” diye sordum.


“Nasihattan ibaretti” diyerek şu örnekleri verdiler: “Ey kullarıma musallat olup da gurura kapılan kral! Seni dünya malı toplayıp da bunları üstüste yığman için göndermedim; mazlumların hakkını alman ve onların beddualarının bana gelmesini engellemen (yani onlara zulmedilmesini önlemen) için gönderdim. Çünkü ben kâfir de olsa mazlumun bedduasını geri çevirmem. Akıllı bir insan zamanını Rabb’ine yalvarmak. nefsini hesaba çekmek, Allah’ın yarattıklarını ve sanatını tefekkür etmek, geçimini ve ihtiyaçlarını temin için çalışmakla geçirir. Akıllı insan âhireti, geçimi ve haram olmayan arzu ve lezzetleri temin için çalışır. Akıllı kişi zamanının kıymetini bilir, işlerini ona göre ayarlar, dilini korur. Konuşmasını amellerinden sayan insan kendisini ilgilendirmeyen konularda dilini tutar” Bunun üzerine


“Ey Allah’ın Rasûlü! Musa (r.a.)’ın sahifeleri nasıldı?” diye sordum.


“İbret verici şeylerden ibaretti. İşte ondan bir parça: ‘Ölüme yüzde yüz inanan bir insanın, nasıl sevinebildiğine hayret ediyorum. Cehenneme kesinkes inanan bir kişinin gülebilmesine hayret ediyorum. Kadere inandığı halde rızkı için kendisini yoranlara hayret ediyorum. Hiç kimseye yar olmadığını gördüğü halde dünyaya bel bağlayan kimselere hayret ediyorum. Kıyametteki hesaba inanıp da hazırlık yapmayan kimselere de hayret ediyorum”. Bu kez


“Ey Allah’ın Rasûlü! Bana tavsiyede bulununuz” dedim.


“Sana Allah korkusunu (takvayı) tavsiye ederim; çünkü o herşeyin başıdır, temelidir” buyurdular.


“Ey Allah’ın Rasûlü! Biraz daha” dedim. Bunun üzerine


“Kur’ân okumayı ve Allah’ı zikretmeyi hiç bir zaman ihmal etmemeni tavsiye ederim. Çünkü bu senin için yeryüzünde bir nur, göklerde ise zahire ve azıktır” dediler. Ben biraz daha artırmalarını istediğimde de “Çok gülme; çünkü bu kalbi öldürür ve yüzdeki nuru giderir” buyurdular.  Ben yine daha fazlasını istedim. Bu kez


“Cihadı asla terketme; Çünkü bu ümmetimin ruhbanlığıdır” dediler.


“Ey Allah’ın Rasûlü! Daha fazla nasihat ediniz!” dedim.


“Uzun süre sükut edip konuşmamaya kendini alıştır; çünkü bu, şeytanı kovar ve dinini koruma hususunda sana yardımcı olur” buyurdular. Bir kez daha


“Ey Allah’ın Rasûlü! Nasihatınızı artırınız!” dedim.


“Fakirleri sev ve onlarla oturup kalkmayı sürdür” buyurdular.


“Ey Allah’ın Rasûlü! Biraz daha” dedim.


“Daima senden aşağılara bak; sakın senden daha üstün olanlara bakma! Çünkü Allah Teâlâ’nın üzerindeki nimetlerini küçümseyip hiçe sayman doğru değildir”. Biraz daha nasihat etmelerini istediğimde


“Acı da olsa daima hakkı söyle” buyurdular. Ben yine artırmalarını istedim. Bu kez


“Sende bulunan ayıplardan dolayı başkalarına atıp tutma. Senin işlediklerini işleyenlere buğzetme. Çünkü sende bulunan ayıpları görmeyip de aynı ayıplardan dolayı başkalarını kötülemen, işlediğin bir suçtan dolayı başkalarına kızman ayıp olarak sana kâfidir” buyurdular. Sonra da mübarek elleriyle göğsüme vurarak şunları söylediler:


“Ey Ebâ Zerr! Tedbir gibi akıl, yasaklardan sakınmak gibi takva ve güzel ahlak gibi şeref yoktur.”[847]
       
-Hz. Peygamber’in Ebu Zerr (r.a.)’a Nasihatta Bulunmaları

- Ebu Zerr (r.a.) şöyle anlatıyor: Hz. Peygamber’e


“Ey Allah’ın Rasûlü! İbrahim (a.s.)’ın sahifeleri nelerdi?” diye sordum.


“Nasihattan ibaretti” diyerek şu örnekleri verdiler: “Ey kullarıma musallat olup da gurura kapılan kral! Seni dünya malı toplayıp da bunları üstüste yığman için göndermedim; mazlumların hakkını alman ve onların beddualarının bana gelmesini engellemen (yani onlara zulmedilmesini önlemen) için gönderdim. Çünkü ben kâfir de olsa mazlumun bedduasını geri çevirmem. Akıllı bir insan zamanını Rabb’ine yalvarmak, nefsini hesaba çekmek, Allah’ın yarattıklarını ve sanatını tefekkür etmek, geçimini ve ihtiyaçlarını temin için çalışmakla geçirir. Akıllı insan âhireti, geçimi ve haram olmayan arzu ve lezzetleri temin için çalışır. Akıllı kişi zamanının kıymetini bilir, işlerini ona göre ayarlar, dilini korur. Konuşmasını amellerinden sayan insan kendisini ilgilendirmeyen konularda dilini tutar” Bunun üzerine


“Ey Allah’ın Rasûlü! Musa (r.a.)’ın sahifeleri nasıldı?” diye sordum.


“İbret verici şeylerden ibaretti. İşte ondan bir parça: ‘Ölüme yüzde yüz inanan bir insanın, nasıl sevinebildiğine hayret ediyorum. Cehenneme kesinkes inanan bir kişinin gülebilmesine hayret ediyorum. Kadere inandığı halde rızkı için kendisini yoranlara hayret ediyorum. Hiç kimseye yar olmadığını gördüğü halde dünyaya bel bağlayan kimselere hayret ediyorum. Kıyametteki hesaba inanıp da hazırlık yapmayan kimselere de hayret ediyorum”. Bu kez


“Ey Allah’ın Rasûlü! Bana tavsiyede bulununuz” dedim.


“Sana Allah korkusunu (takvayı) tavsiye ederim; çünkü o herşeyin başıdır, temelidir” buyurdular.


“Ey Allah’ın Rasûlü! Biraz daha” dedim. Bunun üzerine


“Kur’ân okumayı ve Allah’ı zikretmeyi hiç bir zaman ihmal etmemeni tavsiye ederim. Çünkü bu senin için yeryüzünde bir nur, göklerde ise zahire ve azıktır” dediler. Ben biraz daha artırmalarını istediğimde de


“Çok gülme; çünkü bu kalbi öldürür ve yüzdeki nuru giderir” buyurdular.  Ben yine daha fazlasını istedim. Bu kez


“Cihadı asla terketme; Çünkü bu ümmetimin ruhbanlığıdır” dediler.


“Ey Allah’ın Rasûlü! Daha fazla nasihat ediniz!” dedim.


“Uzun süre sükut edip konuşmamaya kendini alıştır; çünkü bu, şeytanı kovar ve dinini koruma hususunda sana yardımcı olur” buyurdular. Bir kez daha


“Ey Allah’ın Rasûlü! Nasihatınızı artırınız!” dedim.


“Fakirleri sev ve onlarla oturup kalkmayı sürdür” buyurdular.


“Ey Allah’ın Rasûlü! Biraz daha” dedim.


“Daima senden aşağılara bak; sakın senden daha üstün olanlara bakma! Çünkü Allah Teâlâ’nın üzerindeki nimetlerini küçümseyip hiçe sayman doğru değildir”. Biraz daha nasihat etmelerini istediğimde


“Acı da olsa daima hakkı söyle” buyurdular. Ben yine artırmalarını istedim. Bu kez


“Sende bulunan ayıplardan dolayı başkalarına atıp tutma. Senin işlediklerini işleyenlere buğzetme. Çünkü sende bulunan ayıpları görmeyip de aynı ayıplardan dolayı başkalarını kötülemen, işlediğin bir suçtan dolayı başkalarına kızman ayıp olarak sana kâfidir” buyurdular. Sonra da mübarek elleriyle göğsüme vurarak şunları söylediler:


“Ey Ebâ Zerr! Tedbir gibi akıl, yasaklardan sakınmak gibi takva ve güzel ahlak gibi şeref yoktur.”[848]


Hz. Peygamber’in Sahabilerine İnsanın Malı, Ailesi ve Amelleriyle Olan Durumlarıyla İlgili Bir Kıssa Anlatmaları

- Hz. Peygamber bir gün sahabilerine


“Herhangibirinizin ailesi, malı ve amelleriyle neye benzediğini biliyor musunuz?” diye sordular. Sahabiler de


“Allah ve O’nun Rasûlü daha iyi bilir” dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle buyurdular:


“Sizin herhangibirinizin malı, ailesi ve amelleriyle olan meselesi şu üç kardeşli adamın meselesine benzer: Adamın birinin üç kardeşi vardı. Bu kişi vefat edeceği sırada kardeşlerinden birini çağırarak


“Gördüğün gibi artık ölüyorum. Aramızda bu kadar senelik bir kardeşlik vardır. Peki söyle bakalım bu kardeşlik gereği benim için ne yapacaksın?” dedi. Kardeşi de şunları söyledi:


“Hastalığın süresince sana bakar ve seni hiç yalnız bırakmam. Öldüğünde de seni yıkar, kefenler, kabrine varıncaya kadar tabutunu taşırım. Daha sonra da seni hayırla yâdeder ve soranlara methederim”. Bu kardeş, o kişinin ailesidir. Söyleyin bakalım bu kardeşi nasıl buluyorsunuz?”. Sahabiler


“Ey Allah’ın Rasûlü! Onu pek yararlı bir olarak görmüyoruz” dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber sözlerini şöyle sürdürdüler:


“Ölüm döşeğinde yatmakta olan o kişi, ikinci kardeşini çağırarak ona


“Benim ölmek üzere olduğumu görüyorsun. Aramızda bunca senelik kardeşlik ve hukuk vardır. Bunun gereği olarak benim için ne yapacaksın?” dedi. O da


“Sana ancak diriler arasında bulunduğun sürece herhangi bir faydam dokunabilir. Öldüğünde yollarımız ayrılacak, sen başka bense daha başka bir yola gideceğiz. Bu durumda senin için ne yapabilirim?” cevabını verdi. İşte bu kardeşi de onun malıdır. Bu kardeşi nasıl buluyorsunuz?”. Sahabiler


“Ey Allah’ın Rasûlü! Biz bunu da pek yararlı biri olarak görmüyoruz” dediler. Hz. Peygamber de devamla şunları söylediler:


“Ölüm döşeğindeki adam üçüncü kardeşine


“Görüyorsun ki ölüyorum. Ailemin ve sahip olduğum malımın verdikleri cevabı da duydun. Peki sen kardeşlik gereği benim için ne yapacaksın?” dedi. Üçüncü kardeşde şunları söyledi:


“Ben onlara benzemem. Kabre girdiğinde ve tek başına kaldığında sana yoldaşlık yaparım. Tartı ve hesap gününde terazinin hasenât (iyilikler) kefesini ağırlaştırırım”. Sahabiler buna


“Ey Allah’ın Rasûlü! O güzel bir kardeş ve iyi bir arkadaştır” karşılığını verdiler. Bunun üzerine Hz. Peygamber


“İşte gerçek kardeş budur” buyurdular. O zaman Abdullah b. Kürz adlı sahabi kalkarak


“Ey Allah’ın Rasûlü! İzin verirseniz bu anlattıklarınızı şiirleştireyim” dedi. Hz. Peygamber de


“İzin veriyorum” buyurdular. Abdullah b. Kürz o geceyi evinde geçirerek ertesi gün o Hz. Peygamber’in huzuruna çıktı. Sahabiler de oraya topladılar. Abdullah şu şiiri okudu:


“Ben, ailesi, malı ve elleriyle yaptığı ameller olmak üzere üç kardeşi olan ve öleceği sırada onları çağırarak kendilerine şöyle diyen kişi gibiyim:


“Bugün başıma gelen şu çetin gün de bana yardımcı olunuz. Bu gün çok uzun ve korkunç bir ayrılığın başlangıcıdır. Bu konuda bana ne gibi bir yardımda bulunabilirsiniz?”. Bunun üzerine kardeşlerden biri şöyle dedi:


“Ben, hayatta olduğun sürece sana itaat eder ve her dediğini yaparım. Fakat ayrılık vakti geldiğinde senin için hiç birşey yapamam. Eğer benden birşey isteyeceksen şimdi istemelisin. Çünkü seninle birlikte gelecek olsam birçok tehlikelere atılmış olurum. Eğer gidecek olursan sakın beni arkanda bırakma. Ölmeden önce beni, halini islah etmek için harcamalısın”. İkinci kardeşse şunları söyledi:


“Ben seni cidden sever ve fazilet bakımından diğerlerinden üstün tutarım. Senin için yorulur ve sana nasihat ederim. Ancak ölüm geldiğinde senin için ona karşı koyamam; bu konuda elimden ağlamaktan başka birşey gelmez. Evet vefat ettiğinde hıçkıra hıçkıra ağlar, soran olduğunda seni överim. Cenazene katılıp diğerleriyle birlikte seni son ikametgahına kadar taşırım. Oraya yerleştiğinde evime geri dönerek sanki hiç bir şey olmamışcasına ve seninle aramızda dostluk ve kardeşlik yokmuşcasına işimin başına geçerim”. İşte bu kardeş o kişinin ailesidir, birincisi ise onun malıydı. Bu ikisinin ölen kişiye en ufak bir faydaları dokunmadı. Sıra üçüncü kardeşe geldiğinde o şunları söyledi:


“Ben senin için gerçek bir kardeşimdir. Korkunç ve tehlikeli anlarında benim gibi bir dost ve kardeş bulamazsın. Kabrinde seni yalnız bırakmam ve her türlü tehlikeye karşı savunurum. Kıyamet gününde hesaplar görülürken hasenâtını artırmak için terazinin kefesine otururum. Bunun için de sakın beni unutma ve kıymetimi bil. Çünkü ben senin için daima şefkatli ve seni hiç bir zaman mahcup etmeyecek bir nasihatçıyım”. İşte bu kardeşde insanın kendisi için önden gönderdiği salih amelleridir. İnsan yaptığı iyilikleri ahirette bulacaktır”. Bu şiiri dinleyen Hz. Peygamber ve onunla birlikte, orada bulunan sahabiler ağladılar. Daha sonraları müslümanlar Abdullah’ı yanlarına çağırtıp ona bu şiiri okutarak ağlarlardı. [849]

     
Hz. Ömer’in Bir Kişiye Nasihatta Bulunması

- Hz. Ömer bir gün adamın birine şöyle nasihatta bulundu: ‘Diğer insanlarla meşgul olup da kendi nefsini unutma. Çünkü bunun zararı onları değil dönüp dolaşıp seni bulur. Her zaman için dengeli hareket et ve amaçsız birşey yapma; çünkü her yaptığın amel defterine yazılır. Bir kötülük işlediğinde arkasından hemen bir iyilik yap ki bu, işlemiş olduğun o kötülüğü silsin”. [850]


- Hz. Ömer adamın birine şöyle nasihat etti: “Sana eziyet veren şeylerden uzak dur. Kendine iyi ve faydalı bir dost edin, ki böyle birisini çok nadir bulabilirsin. Bir iş yapacağın zaman, içlerinde Allah’tan korkan kimselerle istişarede bulun!”[851]


Hz. Ömer’in Onsekiz Hikmet İçeren Bir Nasihatta Bulunması

- Hz. Ömer bir keresinde şu onsekiz şeyden bahsetti ki her biri bir hikmettir: “Bir kötülük yapmak suretiyle senin hakkında Allah’a isyan eden bir kişiyi, bir iyilik yapmak suretiyle kendisi hakkında Allah’a itaat etmekten daha büyük bir şekilde cezalandıramazsın. Kesin bir bilgiye sahip olmadığın sürece müslüman bir kardeşinin herhangi bir hareketini en güzeline hamlet. Bir müslüman kardeşinden duyduğun bir sözü elinden geldiğinde hayra yor. Kendisini töhmet altında bırakacak işler yapan kimse, kendisi hakkında sûizanda bulunup kötü şeyler düşünenleri kınamasın. Sırrını sakladığı sürece kişinin iradesi kendi elindedir. Doğru sözlü ve yaşayışlı arkadaşlarından ayrılma ve her zaman için onların gölgesinde yaşa; çünkü onlar senin için bollukta süs, darlıkta ise azıktırlar. Sonunda ölüm olduğunu bilsen de doğruluktan ayrılma. Seni ilgilendirmeyen şeylere karışma. Olmayacak işler peşinde koşma, çünkü böyle birşey yararsız, boş bir uğraş olur. İhtiyacını yerine getirmek istemeyen kimseden hiç birşey isteme. Yalan yere yemin etmeyi küçümseme ki Allah Teâla seni bundan dolayı helak etmesin. Sakın fâcirlerle (kötülerle) arkadaşlık yapma ki sonra kötülüklerini öğrenirsin. Düşmanlarından uzak durduğun gibi Allah’tan korkmayan dostlarından da sakın; Çünkü O’ndan korkmayan kimse asla güvenilir birisi değildir. Kabirlerin yanından geçerken kork. Tâat gösterirken kendini hiç mesabesine indir. Günah işlerken âkıbetini düşün. Bir iş yaparken, içlerinden Allah’tan korkanlarla istişare et; çünkü Allah Teâlâ “Allah’tan, kulları içinde ancak alimler korkar”[852] buyurmaktadır.”[853]


- Hz. Ömer bir keresinde birisine şu öğütte bulundu: “Seni ilgilendirmeyen şeylere karışma. Düşmanlarından uzak durduğun gibi emin olmayan dostlarından da kendini koru. Emin kişilerse ancak Allah Teâlâ’dan korkan kişilerdir. Kötülük ögrenmek istemiyorsan kötülerle konuşma ve böylelerinin arkadaşlığından sakın. Kötü kimselere sırrını asla söyleme. İşlerinde, Allah’tan korkanlarla istişare et!”[854]


Hz. Ömer’in “Erkekler ve Kadınlar Üç Çeşittir” Buyurması

- Hz. Ömer bir keresinde şöyle buyurdu: “Hem erkekler ve hem de kadınlar üç çeşittir: Bir kadın vardır ki müslüman, yumuşak huylu, doğurgan ve iffetlidir. Zamana ve hayatın zorluklarına karşı aile efradına yardımcı olur; ailesinin başına gelen kötülüklere karşı kor ki böyle bir kadın çok az bulunur. İkincisi sadece kap vazifesini görür ki onun çocuk doğurmaktan başka bir hüneri yoktur. Üçüncüsü ise kötü ahlaklı olanlardır ki Allah Teâlâ bunları kullarından dilediklerinin boynuna takar, sonra dilediğinde çıkarır. Aynı şekilde bir erkek vardır ki iffetli, yumuşak huylu, bilgili ve akıllıdır. Başına bir şey geldiğinde onun içinden çıkmasını bilir. İkincisi bir zorlukla karşılaştığında kendi gücüyle onun altından kalkmayan erkeklerdir. Böyleleri bu konuda bilgi ve tecrübe sahibi kimselerle istişarede bulunur ve onların önerileri doğrultusunda hareket eder. Üçüncüsü ise şaşkın ve bir hedefi olmayan erkeklerdir. Bunlar ne kendileri bir şey yapabilirler ve ne de kendilerine gösterilen yoldan giderler.”[855]


Hz. Ömer’in Ahmef b. Kayıs’ a Nasihat Etmesi

- Ahmef b. Kays şöyle anlatıyor: Hz. Ömer bana şu nasihatta bulundu; “Çok gülenin heybeti azalır. Çok şaka yapan kimseler insanlar tarafından hafife alınır ve halkın gözünde küçük görülür. Kim de çok konuşursa o çok hata yapar; çok hata yapan kimsenin de hayası azalır. Hayası azalanın takvası azalır. Takvası azalanınsa kalbi ölür.”[856]


Hz. Ömer’in “Allah’ın Bazı kulları Vardır ki Kendisini Terketmek Suretiyle Bâtılı Öldürür, Yerine Getirmek Sûretiyle de Hakkı Yaşatır” Buyurması

- Hz. Ömer şöyle buyurmuştur: “Allah Teâlâ’nın bazı kulları vardır ki, kendisini terketmek suretiyle bâtılı öldürür, yerine getirmek sûretiyle de hakkı yaşatır ve insanları iyiliklere teşvik ederler! Teşvik edildikleri iyiliklere koşarlar. İnsanları kötülüklerden menederler; kendileri bir kötülükten menedildiklerinde ondan vazgeçerler. Korku ile ümit arasında bulunurlar. Görmedikleri halde Allah’a ve O’nun azabına kesinlikle inanırlar. Korku kendilerini Allah’a samimi olarak bağlanan ve dolayısıyla kurtulan kimselerden yapmıştır. Bu fani dünyayı, ebedî olan âhiretleri uğrunda feda ederler. Hayat onlar için bir nimet, ölümse cömertliktir. Öldüklerinde hurilerle evlendirilirler ve ölümsüz hizmetçilere sahip olurlar.”[857]


Hz. Ömer in Çeşitli Nasihatları

- Hz. Ömer bir keresinde şunları söyledi: “Kitabın (Kur’ân’ın) kapları ve ilmin pınarları olunuz! Allah Teâlâ’dan günlük rızkınızı isteyiniz.”

 
- Hz. Ömer şöyle buyurmuştur: “İşlediği günahlardan pişman olup tevbe eden kimselerle oturup kalkınız; çünkü böylelerinin kalbi herşeyden daha incedir.”

 
- Hz. Ömer bir keresinde şöyle buyurmuştur: “Allah’tan korkan kimse öfkesinin arkasına düşüp intikam peşinde koşmaz ve her istediğini yapmaz. Eğer âhiret olmasaydı siz dünyayı daha farklı bir şekilde görürdünüz.”

 
- Hz. Ömer şöyle buyurmuştur. “Kim insanlara âdil davranır ve nefsinden onların intikamını alırsa hayatta başarılı olur. Allah’a itaat ederek insanlar nazarında hakir olmak, günah işleyerek kazanılan büyüklükten daha hayırlıdır”.

 
- Hz. Ömer şöyle buyurmuştur: “İnsanın büyüklüğü takvası, şerefi ve üstünlüğü dini, kişiliği ise güzel ahlakıdır. Korkaklık ve cesaret insanlarda yaratılıştan var olan şeylerdir. Cesur kişi tanıdığı ve tanımadığı kimseler için savaşır. Korkak kişilerse kendi anne ve babasından bile kaçar. Dünyanın zenginliği mal ise âhiretin ki takvâdır. Sizler bir Fârisi’den, bir Acem’den ya da bir Nebatî’den ancak takvâ ile üstün olabilirsiniz.”

 
- Hz. Ömer, Ebu Musa el-Eş’arî’ye şunları yazdı: “Hikmet (akıl ve bilgi) yaşta değildir. O, Allah Teâlâ’nın dilediğine verdiği vergisidir. Kötü ahlaktan ve çirkin şeylerden uzak dur.” [858]

 
- Hz. Ömer, oğlu Abdullah’a şöyle bir mektup yazdı:

 
“Ey Abdullah! Sana Allah’tan korkmanı tavsiye ediyorum. Çünkü Allah Teâlâ kendisinden korkanları korur. Kendisine dayanıp güvenenleri mahçup etmez. O, kendisine borç verenleri mükâfaatlandırır; şükredenlere ise daha fazlasını verir. Takva her an için gözlerinin önünde bulunsun; amelinin direği kalbinin cilası olsun. çünkü niyeti olmayan kişinin ameli de yok demektir. Allah rızası için çalışmayan kimse hiç bir ecir kazanamaz. Merhameti olmayan bir kimsenin malı, eskisi olmayanın yenisi olamaz.”

 
- Hz. Ömer valilerinden bazılarına mektup yazarak şöyle buyurmuştur: “O büyük hesaptan önce nefsini hesaba çek. Kim bugünden nefsini hesaba çekerse Allah’ın rızasını kazanmış olur ki bu büyük bir mutluluktur. Dünya hayatının kendisini gaflete düşürdüğü ve günahların meşgul ettiği kimsenin sonu pişmanlıktır. Bu söylediklerimi aklından çıkarma ki nehyedildiğin kötülükleri bırakmış olasın.”

 
- Hz. Ömer, Şam valisi olan Muaviye b. Ebî Süfyan’a şu mektubu yazdı: “Hakka sarıl ve sakın ayrılma. Çünkü hak sana, hak sahiplerinin yerlerini gösterecektir. Haktan başkasıyla hükmedeyim deme. Selam.”[859]

       
Hz. Ali’nin Bir Nasihatta Hayrın Hakikatından Bahsetmesi

- Hz. Ali şöyle buyurmuştur: “Hayır, malının ve çocuklarının çoğalması demek değildir. Hayır; ilminin artması, yumuşak huylu ve güzel ahlaklı olup Allah Teâlâ’ya herkesten çok ibadet etmendir. Güzel ameller yaptığında Allah’a hamdedip kötülük işlediğinde de O’ndan bağışlanma dilemendir. Bil ki şu iki kişiden başka dünyadaki insanların hiçbirinde hayır yoktur: Birisi, bir günah işlediğimde derhal pişman olarak bu günahı sildiren kişidir. Diğeri ise hayır yolunda koşan insandır. Kabul olunacağı cihetle takva ile yapılan hiç bir amel azımsanamaz.[860]

 
Hz. Ali’nin Vurulduktan Sonra Oğlu Hasan’a Nasihatta Bulunması

- Hz. Hasan, İbn Mülcem tarafından hançerle ağır şekilde yaralanan babası Hz. Ali’nin huzuruna ağlayarak girdi. Hz. Ali ona niçin ağladığını sordu. O da

“Sen ahiretin ilk, dünyanınsa son gününde bulunduğun bir sırada nasıl ağlamayayım?” cevabını verdi. Bunun üzerine Hz. Ali

“Oğlum! dörder nasihattan oluşan su sözlerimi iyi dinle ve sakın unutma. Çünkü bunları unutmadığın sürece hiç birşey sana zarar veremez” dedi. Hz. Hasan’ın

“Babacığım! Bunlar nedir?” demesi üzerine de şöyle buyurdu:

“En büyük zenginlik akıl, en büyük fakirlikse ahmaklıktır. En büyük cehâlet (bilgisizlik) kendini beğenmişlik; en büyük şeref de güzel ahlaktır”. Hz. Hasan

“Babacığım diğerleri nelerdir?” diye sorunca Hz. Ali şunları söyledi:

“Sakın ahmaklarla arkadaş olma. Çünkü ahmak bir insan fayda vereyim derken sana zarar verir. Sakın yalancılarla dost ve arkadaş olma! Çünkü böyle bir insan sana uzakları yakın, yakınları ise uzak gösterir. Sakın cimrilerle dost olayım deme; çünkü ihtiyacının olduğu şeyleri senden esirger. Sakın kötü insanlarla arkadaşlık yapma; çünkü kötüler seni çok ucuz birşeye dahi satar”.

- Hz. Ali, oğlu Hz. Hasan’a şunları söylemiştir: “En iyi dost güzel ahlak, en iyi arkadaşsa akıldır. Edeb de en güzel mirastır. İnsanın kendisini beğenmesinden daha büyük vahşet yoktur”.

- Hz. Ali oğlu Hasan’a şöyle nasihat etmiştir: “Söyleyene değil, söylediği şeylere bak. Menfaata dayanmayanların dışında bütün dostluklar bir yerde kesilmeye mahkumdur” [861]

     
Ebu Ubeyde’nin Ordusuna Nasihatta Bulunması

- Ebu Ubeyde b. el-Cerrah (r.a.) askerlerinin arasında dolaşarak şöyle diyordu: “Tertemiz elbiseler giyen nice kimseler vardır ki dinlerini kirletirler. Geçmişte yaptığınız kötülükleri yaptığınız iyiliklerle temizlemeye çalışınız. Herhangi biriniz işlediği, yerle gök arasında dolduracak kötülükten sonra bir hasene (iyilik) işlerse bu iyilik bütün o kötülükleri silip süpürecektir."[862]

 
Ebu Ubeyde (r.a.)’ın Tauna Yakalandığında Vasiyette Bulunup Mü’minin Kalbinden Bahsetmesi

- Ebu Ubeyde (r.a) Ürdün’de tauna (koleraya) yakalandığında orada bulunan müslümanları yanına çağırarak şunları söyledi: ‘Size tuttuğunuz takdirde daima hayır içerisinde bulunup hiç bir zarar görmeyeceğiniz bazı şeyler tavsiye edeceğim: Namazı kılıp zekatı veriniz; Ramazan orucunu tutunuz; sadaka verip hacc ve umre yapınız. Kendi aranızda birbirinize iyiliği tavsiye ediniz. Emirlerinize (yöneticilerinize) ihanet etmeyiniz ve kendilerine nasihat bulunuz. Dünyanın sizi helake sürüklemesine izin vermeyiniz. Şunu aklınızdan çıkarmayınız ki insan bin sene de yaşasa nihayet bir gün benim şu anda içinde bulunduğum acıklı duruma düşecektir. Allah Teâlâ Ademoğullarının üzerine ölümü yazmıştır. Ondan kurtuluş yoktur ve her insan mutlaka ölecektir. İnsanların en akıllısı Rabbine en fazla itaat edip âhireti için çalışandır. Allah’ın selamı, rahmet ve bereketi sizlerin üzerine olsun! Ey Cebel’in oğlu Muaz! Müslümanların namazlarını sen kıldır’. Bu sözlerden sonra Ebu Ubeyde (r.a.) vefat etti. Bunun üzerine Muaz b. Cebel (r.a.) kalkarak şunları söyledi:

“Ey insanlar! Günahlarınızdan tevbe ederek Allah Teâlaya kesin dönüş yapınız. Çünkü huzuruna tevbe ederek gelmiş olanları bağışlaması Allah’ın üzerine haktır. Ancak kul hakları müstesnâdır. Çünkü kul, hakkını ödemediği sürece o kişinin rehinidir. İçinizden müslüman bir kardeşiyle küs olanlar varsa derhal onu bularak musafaha etsinler. Zira bir müslümanın, müslüman kardeşiyle üç günden fazla küs durması çok büyük bir günahtır.”

- Ebu Ubeyde b. el-Cerrah şöyle buyurmuştur: “Mü’minin kalbi serçeye benzer. Her gün şu kadar defa alt-üst olup bir oraya, bir buraya döner.”[863]

 
  Muaz b. Cebel (r.a.)’ın Öğütleri

- Adamın biri, misafirlerini uğurlamakta olduğu bir sırada Muaz b. Cebel (r.a.)’ın yanına geldi. Muaz ona şunları söyledi: “Sana şu iki şeyi tavsiye ediyorum: Bunların gereğini yerine getirirsen kurtulursun. Şunu asla unutma ki dünyadaki nasibin seni mutlaka bulacaktır. Asıl önemli olanı ve kendisine muhtaç olduğun, âhiretteki nasibindir. Sen âhiretteki nasibini dünyadakine tercih et. Öyle ki her nereye gidersen git o da seninle birlikte olsun.”

- Amr b. Meymun el-Evdî şöyle anlatıyor: Muaz b. Cebel bir gün aramızda ayağa kalkarak şunları söyledi: “Ey Evdoğulları! Ben Hz. Peygamber’in elçisiyim. Biliniz ki dönüş Allahadır. İnsanın yolculuğu ya cennete ya da cehennemde son bulacaktır. Buralar dönüşü olmayan ikametgahlardır. Buralarda ölmeyecek cesetlerle sonsuza dek kalınacaktır.”

- Muaz b. Cebel (r.a.) oğluna şunları söylemiştir: “Oğlum! Namazlarını bir daha hiç kılamayacakmışcasına veda eder gibi kıl! Şunu bil ki mü’min bir takdim ettiği (yaptığı) diğeri geride bıraktığı iki güzellik arasında ölür.”

- Adamın biri Muaz b. Cebel (r.a.)’a

“Bana birşey öğret” dedi. Onun

“Öğreteceğim şeyde bana itaat edip onu yerine getirir misin?” demesi üzerine de

“Bu konuda bütün gücümle çalışacağıma söz veririm” dedi. Bunun üzerine Muaz b. Cebel (r.a.) şunları söyledi:

“O halde bazı günler oruç tut, bazı günler ye! Namaz kıl fakat uykudan da nasibini unutma. Rızkını temine çalış ama bunu yaparken de sakın doğruluktan ayrılma! Ancak müslüman olarak öl ve mazlumun bedduasını almaktan da sakın!”

- Muaz b. Cebel (r.a.) şöyle buyurmuştur: “Şu üç seyi işleyen kimseler Allah Teâlâ’nın gazabına uğrarlar: Gereksiz yere gülmek; uyanmamacasına deliksiz bir uykuya dalmak, acıkmadan yemek”

- Muaz b. Cebel (r.a.) şöyle buyurmuştur: “Sizler darlıkla imtihan edildiniz ve buna sabrettiniz. Yakında bolluk fitnesiyle de imtihan edileceksiniz. Sizler için en fazla korktuğum şey kadın fitnesidir. Kadınlar altın ve gümüş bilezikler taktıklarında, Şam yapısı ince elbiseler ve sırmalı Yemen kürkleri giydiklerinde zenginleri yorup fakirlere de kaldıramayacakları bir yük yükleyeceklerdir.[864]

 
Abdullah b. Mes’ud (r.a.)’ın Nasihatları

- İbn Mesud (r.a.) şöyle buyurmuştur: “Ben ne dünyası ve ne de ahireti için çalışmaksızın boşuboşuna duran kişileri sevmem.”

-  İbn Mes’ud (r.a.) şöyle buyurmuştur: “Sakın herhangi birinizin gecesini yerinden bile kımıldamaksızın, gündüzünü ise böcekler gibi oradan oraya sıçrayarak geçirdiğini görmeyeyim”.

- İbn Mes’ud (ra) şöyle buyurmuştur: “Dünyanın duruşu gitmiş geriye tortusu kalmıştır. Bugün ölüm, her müslüman için bir hediyedir”

- İbn Mes’ud (r.a.) şöyle buyurmuştur: “Dünya, yağmur sularının biriktiği çukur gibidir. Onun saf kısmı gitmiş yalnızca tortusu kalmıştır”.

- İbn Mes’ud (r.a.) şöyle buyurmuştur: “İnsanların hiç hoşlanmadıkları şu iki şey, yani ölümle fakirlik, ne kadar güzel şeylerdir. Allah’a yemin ederim zenginlik ya da fakirlikten hangisiyle imtihan edilirsem edileyim asla perva etmem. Çünkü zenginlikte zayıflara şefkat ve yardım, fakirlikte ise sabır vardır”.

- İbn Mes’ud (r.a.) şöyle buyurmuştur: “İnsan, zirvesine çıkmadıkça imanın hakikatına eremez. Yanında, fakirlik zenginlikten, tevazu şereften sevimli olmadıkça ve kendisini övenle yereni bir tutmadıkça da imanın zirvesine çıkamaz” . - Abdullah b. Mes’ud’un talebeleri onun bu sözlerini şu şekilde yorumlamışlardır:

“Helaldeki fakirlik, haram yollarla elde edilen zenginlikten; Allah’a itaat hususundaki tevazu, Allah’a isyan hususundaki şereften daha sevimli olmadıkça ve hak noktasında kendisini övenle yereni bir tutmadıkça imanın zirvesine çıkamaz”.

- İbn Mes’ud (r.a.) şöyle buyurmuştur: “Kendisinden başka ilah olmayan Allah’a yemin ederim ki müslüman olarak sabahlayan ya da akşamlayan bir kimseye dünyanın bir musibeti zarar veremez”

- İbn Mes’ud (r.a.) oturduğunda şunları söylerdi: “Siz gece ve gündüzün üzerinden geçtikleri yollarsınız. Her gelen gün ömrünüzün bir kısmını alıp götürmektedir. Siz işlediğiniz amelleri defterinizde bulacaksınız. Ölüm ansızın gelecektir. İnsanlar ektiklerini biçerler. Hayır ekenler iyi ve güzel şeyler, şer ve kötülük ekenler de pişmanlık biçeceklerdir. Ağır hareket edenlerin payını hiç kimse alamayacağı gibi hırslı ve payını bir an önce ele geçirmek isteyen kimseler de nasiplerinden fazlasını elde edemez. Kim bir hayra kavuşursa onu ona Allah Teâlâ vermiştir. Kim de bir kötülükten korunursa onu Allah Teâlâ korumuştur. Takvâ sahipleri (müttakiler) insanların önder ve efendileri, fakihler ise öncüleridir. Onlarla oturup kalkmak insana fayda sağlar”

- İbn Mes’ud (r.a.) şöyle buyurmuştur: “Siz hepiniz misafirsiniz Ellerinizdeki dünya malları da birer emanettir. Elbette ki bir gün gelecek misafir gidecek ve emanet olarak kullandığı eşyalar da gerçek sahibine iade edilecektir”.

- Adamın biri İbn Mes’ud’a gelerek

‘Ey Eba Abdirrahman! Bana derleyici ve yararlı bir nasihatta bulun!” dedi. İbn Mes’ud da şunları söyledi:

“Allah Teâlâ’ya hiç bir şeyi ortak koşma! Kur’ân’dan ayrılma ve o nereye giderse sen de oraya git. Senden uzak ve sevmediğin bir kişiden de gelse hakkı kabul et! Bâtılı ise sevdiğin bir dostundan ya da bir yakınından da gelse getirenin üzerine at ve onu kabul etme”.

- İbn Mes’ud (r.a.) şöyle buyurmuştur: “Hak ağır ve acı, bâtılsa hafif ve tatlıdır. Nice şehvetler ve arzular vardır ki tatmin edildiklerinde uzun süreli üzüntülere yol açar.

- İbn Mes’ud (r.a.) şöyle buyurmuştur: Kalblerin birtakım şehvet ve arzuları, yine bir takim dönüşleri ve gevşemeleri vardır. Onun şehvet ve arzularını ganimet biliniz. Dönüşleri ve gevşemeleri anında ise onları bırakınız.

- Acem çiftçilerinin önderlerinden birkaç kişi Abdullah b. Mes’ud’un yanına geldi. Müslümanlar onların boyunlarının kalınlığına ve sıhhatlılıklarına hayret ettiler. Bunun üzerine İbn Mes’ud şunları söyledi:

“Siz kâfirleri cismen sıhhatli kalbense hastalıklı, diğer taraftan mü’minleri kalben sıhhatli cismense hastalıklı olarak görürsünüz. Allah’a yemin ederim ki eğer bedeniniz sıhhatli fakat kalbiniz hasta olsaydı Allah katında, pislik yuvarlayan böcekten daha değersiz olurdunuz.”

- İbn Mes’ud (ta) şöyle buyurmuştur:

“Herhangi biriniz dini konusunda başkalarını taklit etmesin. Çünkü taklit ettiği kişi iman ettiğinde o da iman etmiş kâfir olduğunda ise o da kâfir olmuş olacaktır. Eğer ille de birisine uymak istiyorsanız bari ölülere uyunuz ve onları taklit ediniz. Çünkü yaşamakta olan bir insanın fitnesinden asla emin olunamaz”.- İbn Mes’ud (r.a.) bir gün arkadaşlarına

“Sakın herhangi biriniz “immea” olmasın!” dedi. Onların

“Ey Eba Abdirrahman! İmmea da nedir?” diye sormaları üzerine de şunları söyledi:

“İmmea “Ben halka bağlıyım. Onlar doğru yolda olurlarsa ben de doğru yolda olur; onlar dalalette (sapıklıkta) olursa ben de dalalette olurum” diyen kişidir. Allah’a yemin ederim ki halk tamamen kâfir olsa dahi siz kendinizi kâfir olmamak için zorlamak mecburiyetindesiniz.”

- İbn Mes’ud (r.a.) şöyle buyurmuştur:

“Üç şey ve bir de dördüncüleri vardır ki bunlar üzerine Yemin etmiş olsaydım yeminim boşa girmezdi. Birincisi, Allah Teâlâ, İslâm’dan nasibi olanlarla olmayanları bir tutmayacaktır. İkincisi Allah Teâlâ bu dünyada yardımcısı olduğu kişileri kıyamet gününde de yardımsız bırakmayacaktır. Üçüncüsü kişi sevdikleriyle haşronulacaktır. Dördüncüsü yine yemin etsem yeminimin boşa çıkmayacağı birşeydir ki kim bu dünyada bir müslüman kardeşinin ayıbını örterse Allah Teâlâ da kıyamet gününde onun ayıplarını örtecektir.”

- İbn Mes’ud (r.a.) şöyle buyurmuştur: ‘Dünyaya talip olanlar ahiretlerini kaybederler. Ahirete talip olanlar da dünyalarından taviz vermek zorunda kalırlar. Ey insanlar! Siz bâki olanı fâni olana tercih ediniz”.

- İbn Mes’ud (ra) şöyle buyurmuştur: “En doğru söz Allah’ın kitabıdır. Yapışılacak en kuvvetli kulp takvâ kelimesidir. En hayırlı millet (din) İbrahim (a.s.)’ın milletidir. Sünnetlerin en güzeli Hz. Peygamber’in sünnetidir. Hidayetlerin en hayırlısı Peygamberlerin hidayetidir. Sözlerin en üstünü Allah’ı zikretmektir. Kıssaların en güzeli Kur’ân’dır. İşlerin en iyisi hayırla sonuçlananları; en kötüsü ise sonradan icat olunanlarıdır. Az fakat yeterli olan, çok olup da insanı meşgul eden şeylerden daha hayırlıdır. Kurtarabileceğin bir nefis gereklerini yerine getiremeyeceğin bir emirlikten daha iyidir. Nefsini kınamanın ve hesaba çekmenin en kötüsü ölüm anında yapılanıdır. Nedametin en kötüsü ise kıyamet gününde olanıdır. Sapıklığın en kötüsü hidayetten sonra gelenidir. Zenginliğin en hayırlısı nefis zenginliğidir. Kalbde bulunanların en iyisi takvâ’dır. Şüphe küfürdendir. Körlüğün en kötüsü kalb körlüğüdür. İçki bütün kötülüklerin anasıdır. Kadınlar şeytanın tuzaklarıdır. Gençlik bir çeşit deliliktir ölenlerin arkasından bağıra-çağıra ağlamak câhiliye âdetlerindendir. Bazı insanlar Cuma namazına en sonuncu olarak gelip Allah Teâlâ’yı çok az anmaktadır. Günahların en korkuncu ve en büyüğü yalandır. Mü’mine sövmek fâsıklık, onunla savaşmaksa küfürdür. Bir mü’minin malı da aynen kanı gibi haramdır. Kim insanları bağışlarsa Allah da onu bağışlar Allah Teâlâ öfkesini yenenleri mükafâatlandırır ve kendisinden af dileyenleri affeder; felaketlere karşı sabır gösterenleri güzel sonuçlara iletir. Kazançların en kötüsü faizden gelen kazançtır. Yiyeceklerin en kötüsü yetim malıdır. Talihli (said) kimse, başkalarının başına gelenlerden ders ve ibret alan kimsedir. Talihsiz (şaki) kimse de daha annesinin karnında iken talihsiz olan kişidir. Herhangi birinize dünya malından kanaat ettiği kadarı yeterlidir. Herkes sonunda dört arşınlık bir yere (kabre) girecektir. Gidiş âhirete doğrudur ve amellerin insan için önemli olanı en sonuncusudur. Rivayetlerin en kötüsü yalan olanıdır. Ölümün en şereflisi şehitliktir. Belayı tanıyan insan ona karşı tedbir alır ve sabreder, tanımayansa dövünmek zorunda kalır. Kim gurura kapılırsa. Allah Teâlâ onu yerden yere vurur. Kim dünyaya güvenir ve onu dost edinmeye kalkarsa dünya onu yüzüstü bırakır. Şeytana itaat eden kimse Allah’a isyan etmiştir. Allah’a isyan eden kişi de O’nun azabına duçar olur”.

- İbn Abbas (r.a.) şöyle buyurmuştur: Kim riyakarlık yapar ya da şöhret peşinde koşarsa Allah Teâlâ kıyamet gününde onu tüm mahşer halkına teşhir eder. Kim büyüklük taslamaya kalkarsa Allah Teâlâ onu alçaltır ve kim de tevazu gösterirse onu da yüceltir."[865]

 
Selmân-ı Fârisî (r.a.)’ın Nasihatları

-Selmân-ı Fârisî (r.a.) şöyle buyurmuştur: Üç şey beni güldürdü, üç şey de ağlattı. Ölüm peşinde olduğu halde dünyayı ümit edebilen; kendisinden asla gaflet edilmediği halde kendisi gaflet içerisinde yüzenlere ve Rabb’inin kendisinden razı olup olmadığını bilmediği halde ağız dolusu kahkaha atanlara gülerim. Diğer taraftan Hz. Peygamber’den ve onun ashabından olan arkadaşlarımdan ayrılmama, can çekişirken karşılaşacağım zorluklara ve Âlemlerin Rabb’i olan Allah Teâlâ’nın huzuruna çıktığımda O’nun beni cennete mi yoksa cehenneme mi göndereceğini bilemeyişime de ağlarım."

- Selmân-ı Fârisî şöyle anlatıyor: “Allah Teâlâ kullarından biri hakkında şer ya da kötülük dilediğinde ondan haya duygusunu kaldırır. Bunun sonucunda da o kişiden merhamet çekip alınır. Böylece diğer insanlar onu kötü ahlaklı hşin ve kaba biri olarak tanırlar ve bunun içinde sevmezler. Bu şekilde ondan emânet (güvenirlik) de alınır ve insan onu bir hain olarak görür. Sonuçta da İslâm’ın ipi onun boynundan çözülür ve lanetlenir."

- Selmân-ı Fârisî şöyle buyurmuştur: Mü’min yanında hem hastalığını anlayıp hem de tedavisini yapan bir doktorun bulunduğu hastaya benzer. Hasta kendisine zararı dokunacak bir şey yemek istediğinde doktor ona “Sakın bunu yeme; çünkü seni ölüme götürür” der ve iyileşinceye kadar da onun yanından ayrılmaz. Mü’min de böyledir. Allah Teâlâ onu yapmak istediği kötü şeylerden alıkor; ölünceye kadar kontrol altında tutarak cennetine dâhil eder."

- Selmân-i Fârisî (r.a.) kendisine bir mektup yazarak

“Buraya, mukaddes topraklara gel!” diyen Ebu’d-Derdâ (r.a.)’a şu cevabı yazdı:

“Hiç bir toprak parçası insanı takdis edemez; onu ancak amelleri takdis edilebilir. Duyduğuma göre doktor olmuşsun (kadı olarak tayin edilmişsin). Eğer hastalarını iyileştirebiliyorsan ne mutlu sana! Şayet bu işine ehil olmayıp da bu yüzden bir insanın ölümüne sebep olursan cehenneme girmekten kork!” Bu mektubu aldığı günden sonra Ebu’d-Derdâ aralarında hüküm verdiği kişileri tekrar çağırtarak onlara

“Ben bu işte henüz yeniyim; bunun için de aranızdaki meseleyi bir kere daha anlatınız” derdi.[866]

 
Ebu’d-Derdâ’nın Nasihatları

- Ebu’d-Derdâ (r.a.) şöyle buyurmuştur: “Siz Hayırlarınızı sevdiğiniz ve hakkınızda verilen hak hükümleri kabul ettiğiniz sürece hayırdasınız demektir. Biliniz ki hakkı kabul eden kişi onunla amel etmiş gibidir."

- Ebu’d-Derdâ (r.a.) şöyle buyurmuştur: “İnsanlara sorumlu tutulmadıkları şeyleri yüklemeye kalkmayınız. Onları Rabb’leri namına hesaba çekmeyiniz. Ey Ademoğlu! Sen yalnızca kendi nefsine ve ameline bak. Çünkü başkalarının işlerini araştıran kişi uzun sureli üzüntülere ve asla dinmeyen bir öfkeye duçar olur."

- Ebu’d-Derdâ (r.a.) şöyle buyurmuştur: “Allah Teâlâ’ya, sanki kendisini görüyormuş gibi ibadet ediniz. Nefislerinizi ölülerden sayınız. Unutmayınız ki geçiminizi temin eden az birşey sizi meşgul edip gaflete düşürecek çok maldan daha hayırlıdır. Biliniz ki doğruluk ve iyilik hiç bir zaman çürümez, silinmez; günahsa asla unutulmaz”.

- Ebu’d-Derdâ (r.a.) şöyle buyurmuştur: “Hayır mal, ve evladının çok olması demek değildir. Hayır ilminin artması ve Allah Teâlâ’ya ibadette diğer insanlarla yarışmandır. iyilik yaptığında Allah’a hamdedip, kötülük yaptığında ise O’ndan bağışlanma dilemendir."

- Ebu’d-Derdâ (r.a.) şöyle buyurmuştur: “Mü’min, haberi olmadığı halde mü’minlerin kalben kendisine buğzetmelerinden sakınsın. Bunun ne demek olduğunu biliyor musunuz? Kul tenhalarda ve yalnız başına kaldığında Allah’a isyan ederse, Allah Teâlâ da haberi olmadığı halde mü’minlerin kalbine onun buğzunu atar."

- Ebu’d-Derdâ (r.a.) şöyle buyurmuştur: “İmanın zirvesi Allah’ın hükmüne karşı sabır ve kadere rıza göstermektir; ihlaslı ve samimi olarak tevekkül edip Allah’a tam manasıyla teslim olmaktır."

- Ebu’d-Derdâ (r.a.) şöyle buyurmuştur: “Dünya malını biriktirmeye çok düşkün olup ağzını deliler gibi açan, sahip olduklarını görmeyip de başkalarının ellerindeki gören kimselerin vay haline! Bu kişi, eğer mü’min olsaydı gecesini gündüzüne katarak çalışacaktı. Ağır bir hesaptan ve korkunç bir azaptan dolayı vay onun başına geleceklere."

- Ebu’d-Derdâ (r.a.) bir keresinde şöyle buyurmuştur: “Ey Şam halkı! Tüketemeyeceğiniz şeyleri biriktirmeye, içerisinde oturamayacağınız binalar inşa etmeye, ulaşamayacağınız emeller peşinde koşmaya utanmıyor musunuz? Sizden öncekiler de habire mal yığıyorlar; uzun emeller peşinde koşup sağlam binalar inşa ediyorlardı. Ama ne oldu? Sonunda helak oldular; besledikleri emel ve ümitleri yıkıldı, o sağlam binaları virane haline geldi. Bildiğiniz gibi Ad kavmi Aden ile Umman arasını mal ve evlatlarıyla doldurmuşlardı. Peki söyleyin bakalım bugün içinizden kim onların mirasını benden iki dirheme satın alır?"

- Ebu’d-Derdâ (r.a.) şöyle buyurmuştur: “Ey mal sahipleri! Kendisine karşı sizinle bizim aramızda hiç bir farkın kalmayacağı gün gelmeden önce kendinizi mallarınızla serinletiniz”. Ebu’d-Derdâ daha sonra sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ey insanlar! Sizler için, sizi gaflete düşürecek, nimetteki gizli şehvetten korkuyorum. Bu da tıka-basa yeyip karnınızı doyurduğunuz halde ilimce aç olduğunuz zamandır. En hayırlınız, arkadaşına “Gel ölmeden önce oruç tutalım”, en kötünüz de arkadaşlarına “Gelin, ölmeden önce yeyip içelim ve eğlenelim” diyen kişidir”. Ebu’d-Derdâ (ra) bina yapan bazı insanlara rastladığında “Siz Allah Teâlâ’nın harap etmek istediği dünyayı imara ve yenilemeye çalışıyorsunuz; ama biliniz ki sonunda O’nun dediği olacaktır”; yolu viranelere düştüğünde ise “Ey harâbeler harâbesi! Hani daha önceki sahiplerin!” buyurmuştur.

- Ebu’d-Derdâ (r.a.) şöyle buyurmuştur: “Halkın hoşuna gitmeyen üç şeyi severim. Bunlar fakirlik, hastalık ve ölümdür. Ölümü, beni Rabb’ime kavuşturacağı için, fakirliği ahçak gönüllülük verdiği ve hastalığı da günahlarıma keffaret olacağı için severim."

- Ebu’d-Derdâ (r.a.) bir cenaze gördüğünde şöyle derdi: “Siz gidin, biz de arkanızdan geliyoruz. Ölümden daha güzel ve büyük bir nasihat yoktur. Vaiz olarak insana ölüm kâfidir. İnsanların birbiri arkasından gittiklerini gördüğü halde bundan ibret almayan kişinin aklı yoktur."

- Ebu’d-Derdâ (r.a.) buyurmuştur: “Halkın gizli hallerini araştıranlar onların güvenini kaybeder. Kötu durumlara karşı hazırlıksız olan kişi de başına gelen musibetlere sabredemez. Halka küfrettiğinde onlar da sana küfredecektir; fakat sen onları terketsen bile onlar seni terketmeyecektir”. Bunları dinleyen kişinin

“O halde bana ne yapmamı önerirsin?” demesi üzerine de

“Bolluk zamanlarında, fakirlik günlerinde almak üzere borç ver” buyurdu.

- Ebu’d-Derdâ (r.a.) şöyle buyurmuştur: “Kim ölümü çok hatırlarsa onun sevinci ve hasedi azalır."

- Ebu’d-Derdâ (r.a.) şöyle buyurmuştur: ‘Sizlerin tekeffül edildiğiniz şeyler için çaba gösterip vekili olduğunuz şeyleri ihmal ettiğinizi görüyorum. Bizler sizin kötülerinizi bir baytarın atlardan anladığından daha iyi anlar ve tanırız. Bunlar namazlarını kazaya ya da son ana bırakırlar; Kur’ân’ı çok az dinlerler. Kölelerini azat ettikleri halde sanki azat etmemiş gibi olurlar”.

- Ebu’d-Derdâ (r.a.) şöyle buyurmuştur: “Tüm zamanlarınızı Hayır ve iyilikler yapmak için harcayınız. Allah’ın dilediğine nasip ettiği rahmet damlalarını elde etmeye çalışınız. Allah Teâlâ’dan ayıplarınızı örtmesini ve korkularınızı emniyete dönüştürmesini isteyiniz."

- Ebu’d-Derdâ (r.a.), “Bana, kendisiyle Allah’ın yardım ve faydasına mazhar olabileceğim bir kelime öğret” diyen bir adama şunları söyledi: “Bir değil iki, üç, dört hatta beş şey öğreteyim ki kim bunlarla amel ederse Allah Teâlâ katında yüce dereceler elde eder. Yalnızca helal kılınan şeyleri ye! Ancak helalden kazanacağın gibi ailene de helalden başkasını götürme! Allah’tan günlük rızkını iste. Sabahleyin kalktığında kendini dirilerden say ve sana küfredip aleyhinde bulunan kimseyi Allah için bağışla! Bir kötülük işlediğinde de Allah’tan bağışlanma dile!"

- Ebu’d-Derdâ (r.a.) şöyle buyurmuştur: “Göğüs kemikleri yaşlılıktan dolayı birbirine geçmiş de olsa herhangi birinizin dünya sevgisi genç kalacaktır. Bundan Allah Teâlâ’nın kalblerini takva için imtihan ettiği kişiler müstesnâdır ki böyleleri de oldukça azdır."

- Ebud-Derdâ (ra) şöyle buyurmuştur: “Şu üç şey Ademoğlunun işlerinin temelini oluşturur: Başına gelen musibetlerden yakınmaması, acı ve hastalıklarını kimseye söylememesi, dilini ve nefsini islah edip temizlemesi."

- Ebu’d-Derdâ (r.a.) şöyle buyurmuştur: “Mazlumların ve yetimlerin beddualarından sakınınız! Çünkü bu ikisinin bedduası geceleyin, herkesin uykuda bulunduğu bir sırada Allah Teâlâ’ya ulaşır!”.

- Ebu’d-Derdâ (ra) şöyle buyurmuştur: ‘Kendisine zulmedebileceğim insanlar arasında en çok korktuğum, bana karşı yalnızca Allah Teâlâ’dan yardım dileyen kimsedir."

- Ebu’d-Derdâ (r.a.) Selmân-ı Fârisî’ye şu mektubu yazmıştır: “Ey kardeşim! Başına geldiğinde kulluk yapamayacağın belalara duçar olmazdan önce boş zamanlarını değerlendir ve musibete uğramış kimselerin duasını ganimet bil. Ey kardeşim! Mescidi kendine ev edin. Çünkü ben Hz. Peygamber’in “Mescitler müttakilerin evleridir” buyurduğunu işittim. Allah Teâlâ mescitleri ev edinenlere rahat ve huzuru ve köprü (sırat) üzerinde Rabb’in rızasına doğru girmeyi va’detmiştir. Ey kardeşim! Yetime merhamet göster. Onu kendine yaklaştırıp başını sıvazla! Ona kendi yemeğinden yedir; çünkü ben, Hz. Peygamberin, kalbinin katılığından şikayet eden bir kişiye şöyle buyurduğunu işittim: “Kalbinin yumuşamasını istiyorsan yetimi kendine yaklaştırıp başını sıvazla! Ona kendi yemeğinden yedir!” Ey kardeşim! Sakın çok şükrünü eda edemeyeceğin dünya mallarını yığayım deme! Çünkü ben Hz. Peygamber’in bu konuda “Dünyada mal ve servet sahibi olup da Allah’a itaat etmiş olan kişi kıyamet gününde malları önünde olduğu halde gelir. Sırattan geçtiği sırada köprünün her esneyişinde mal kendisine “Yürü, korkma! Çünkü sen üzerine farz kılınan hakkı eda ettin!” der. Dünyada Allah’a itaat etmeyen mal sahipleri de malları omuzlarında olduğu halde gelir. Üzerinden geçtiği sırada sıratın her sarsılışında malı ona ‘Dünyada iken Allah Teâlâ’nın benim hakkımda sana yüklediği şeyleri yerine getirmediğin için vay başına geleceklere der” buyurduğunu işittim. Ey kardeşim! Duyduğuma göre bir hizmetçi satın almışsın. Hz. Peygamber “Kendisine hizmet edilmediği sürece kul Allah’tan, Allah da kuldandır. Ama kendisine hizmet edildiğinde o kul üzerine hesap (sorguya çekilme) vacip olur” buyurmuşlardır. Bir keresinde hanımım Ümmü’d-Derdâ benden bir hizmetçi istedi. O sırada bir hizmetçi alabilecek durumda olmama rağmen Hz. Peygamber’den işittiğim bu sözlerden dolayı almadım. Ey kardeşim! Kıyamet gününde hesaba çekilmeyeceğimizi kim garanti edebilir? Ey kardeşim! Sakın Hz. Peygamber’in arkadaşıyım, sahabisiyim diye aldanma. Çünkü biz ondan sonra nice yıldır yaşıyoruz ve bu arada neler yaptığımızı da Allah Teâlâ daha iyi bilir."

- Ebu’d-Derdâ (r.a.) bir arkadaşına şunları yazmıştır: “Ey kardeşim! Şu anda sahip olduğun herşey senden önce, başkalarının idi; senden sonra da yine başkalarının olacaktır. Bu dünyadan eline geçecek ve sahibi olabileceğin tek şey nefsin için önden gönderdiğin amellerindir. O halde kendin için ameller edinmeye bak. Çünkü sen, mazeret kabul etmeyecek bir zatın huzuruna gideceksin. Dünya malını ise senden sonra seni övmeyecek kişiler için yığıyorsun. Yığmış olduğun bu malları, vefatından sonra ya onunla Allah’a itaat edip senin aksine mesut olacak bir kişiye ya da onunla Allah’a isyanda bulunup senin gibi bedbaht olacak bir kişiye bırakacaksın. Allah’a yemin ederim ki bunların hiç biri kendisini sırtında taşıyacağın mallara değmez. Sakın onu kendine tercih etme. Malının gideriyle Allah’ın rahmetini, kalanıyla da rızkını ümit et! Selam üzerine olsun!"

- Ebu’d-Derdâ (r.a.) Mesleme b. Muhalled’e şunları yazdı: “Allah Teâlâ kendi tâatıyla amel eden kullarını sever. O sevdiği kimseyi halka da sevdirir. Kim de yasakladığı şeyleri işlemekle kendisine isyan ederse Allah Teâlâ ona buğzeder. Bunun sonucunda da o kişiyi halka kendisine buğzedilecek biri olarak tanıtır."

- Ebu’d-Derdâ (r.a.) şöyle buyurmuştur: “İslâm ancak itaat edilmek için vardır. Hayır cemaattadır. Nasihat da Allah, halife ve bütün mü’minler içindir."[867]

 
  Ebu Zerr (r.a.)’ın Nasihatları

- Ebu Zerr (r.a.) bir keresinde Kâbe’nin yanında durarak “Ey insanlar! Ben Gıfar kabilesinden Cündüb isimli kişiyim. Sizleri seven ve daima iyiliğinizi isteyen bir kardeşiniz olarak sözlerime kulak veriniz!” dedi. İnsanların etrafına toplanması üzerine de şunları söyledi:

“Sizden biriniz bir yolculuğa çıkmak istediğinde o yolculuk için gerekli hazırlıkları yapar mı?” insanların

“Evet, tabii ki yapardı” demeleri üzerine de

“İşte bu yolculukların en uzunu kıyamet yolculuğudur. O halde onun için gerekli hazırlıklarınızı yapınız!” dedi. çevresindekiler

“Peki neler hazırlamalıyız?” diye sorunca da şöyle buyurdu: Bu yolculuğun büyük sıkıntılarından kurtulmak için hacc yapınız. Kabirlerinizden kalkıp da mahşer yerine varıncaya kadar yürüyeceğiniz uzun yol için sıcak günlerde oruç tutunuz. Kabirlerin vahşet ve yalnızlığını düşünerek gece karanlığında namaz kılınız. O büyük günün zorluklarından kurtulmak istiyorsanız ya hayır söyleyiniz yahut da susunuz. Sahip olduğunuz mallarınızdan sadaka veriniz. Günlerinizin yarısını helalinden kazanmak diğer yarısını da ahiretiniz için geçiriniz. Üçüncü birşeyle uğraşmanız ise size fayda değil zarar verir. Malını iki kısma ayır; bir kısmını aile efradınıza harcayın, diğer kısmını ise önden, ahiretiniz için azık olarak gönderin. Malınız konusunda bunların dışında yapacağınız şeyler size ancak zarar verecektir”. Sonra yüksek sesle “Ey insanlar! Sizleri sonu olmayan ve asla ulaşamayacağınız bir hedefin hırsı öldürmüştür” buyurdu.

- Ebu Zerr (r.a.) şöyle buyurmuştur: “İnsan bu dünyaya ölmek için gelir. Yıkılıp harap olması için ev yapar; sonsuz olanı terkedip geçici şeyler uğrunda tüm güçlerini harcarlar. İnsanların hoşlanmadığı şu üç şey ne güzeldir. Ölüm, hastalık ve fakirlik."[868]


Huzeyfe b. Yeman’ın Nasihatları

Hüzeyfe (r.a.)’ın Yaşayan Ölülerin Kimler Olduğundan Bahsetmesi

- Ebu’t-Tufeyl şöyle anlatıyor: Huzeyfe b. Yeman’ı şöyle derken dinledim: “Ey insanlar! Niçin benden birşeyler sormuyorsunuz? Diğerleri iyilikleri ve hayırları sorarken ben Hz. Peygamber’den daima şerleri ve kötülükleri soruyordum. Niçin benden yaşayan ölüleri sormuyorsunuz? Allah Teâlâ, Muhammed’i peygamber olarak gönderdi. O da insanları dalâletten hidâyete, küfürden imana çağırdı. Onun çağrısına uyanlar, doğru yola girmek suretiyle canlı iken canlandılar. Onu kabul etmeyenler ise batıla sapmak suretiyle canlı iken öldüler. Hz. Peygamber’den sonra halifelik dönemi geldi. Ancak bir zaman gelecektir ki halifelik yerini zorba ve zalim bir saltanata bırakacaktır. O zaman bazı insanlar kalbiyle, el ve diliyle ona karşı koyar ki bunlar vazifelerini tam olarak yerine getirmiş sayılır. Bazıları da elleriyle değil kalb ve diliyle karşı koyar ki bunlar vazifelerinin bir kısmını yapmamış demektir. Bazıları ise yalnızca kalbleriyle karşı koyup elini ve dilini tutar ki bunlar da görevlerinin ancak üçte birini yerine getirmiş olurlar. Bir de kalb, dil ve elinden hiç birisiyle karşı koymayanlar vardır ki işte bunlar da yaşayan ölülerdir."[869]

 
Huzeyfe (r. a.)’ın “Dört Çeşit Kalb Vardır” Buyurması

- Hüzeyfe (r.a.) şöyle buyurmuştur: Dört çeşit kalb vardır. Birincisi kılıflı ve bomboş olan kalbdir ki bu kafirin kalbidir. İkincisi iki yüzlü olanlardır ki bu da münafıkların kalbidir. Üçüncüsü dümdüz ve içerisinde pırıl pırıl parlayan bin kandilin bulunduğu kalbdir ki bu da mü’minin kalbidir. Dördüncüsü ise içerisinde hem nifak ve hem de iman bulunan kalbdir İman temiz sularla sulanan ağaca benzer. Nifaksa irin ve kanla bezenen çıbana benzer."[870]

 
Huzeyfe (r.a.)’ın Fitne ve Diğer Bazı Şeyler Hakkında Nasihatlarda Bulunması

- Huzeyfe (r.a.) şöyle buyurmuştur: “Kendilerine arzolunup da yapmış oldukları fitneler kalbler üzerinde siyah noktalar meydana getirir. Kendisine arzolunan fitneyi reddeden kalbde de beyaz bir nokta oluşur. Herhangi biriniz karşılaştığı fitneden sonra kalbinde oluşan noktanın beyaz mı yoksa siyah mı oluştuğunu öğrenmek istiyorsa kendisini yoklasın. Eğer daha önceleri haram gördüğü birşeyi helal, ya da helal gördüğünü haram sayıyorsa onun kalbi fitneye maruz kalmış demektir."             

- Huzeyfe (r.a.) şöyle buyurmuştur: “Fitnelerden uzak durunuz. Sakın herhangi biriniz gözünü ona dikmesin. Allah’a yemin edenim ki fitne, kendisine göz dikenleri tıpkı selin önüne geleni sürükleyerek götürdüğü gibi sürükler! Fitneler insana hak suretinde görünür. Kişi ancak içine girdiğinde onun fitne olduğunu anlayabilir. Bir fitneyle karşılaştığınızda evlerinizde oturup kılıçlarınızı kırınız ve yaylarınızın iplerini koparınız."

- Huzeyfe (r.a.) şöyle buyurmuştur: “Katıksız şarap bile insan aklını fitneler kadar gideremez”

- Huzeyfe (r.a.) şöyle buyurmuştur: “İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecektir ki suda boğulmakta olan bir kişinin duası gibi dua edenlerin dışında hiç kimse kurtulamayacaktır."

- Huzeyfe (r.a.) şöyle buyurmuştur: “Sizin Hayırlınız dünyası için ahiretini ya da ahireti için dünyasını terkedenler değildir. Hayırlılarınız her ikisinden de nasibini unutmayanlarınızdır."[871]
 

Übeyy b. Ka’b (r.a.)’ın Nasihatları

- Übeyy b. Ka’b,

“Bana tavsiyede bulun” diyen bir kişiye şunları söyledi:

“Allah’ın kitabını kendine önder edin. Hakem olarak ona razı ol. Çünkü Hz. Peygamber bizler için halef olarak onu bırakmışlardır. O isteği asla reddedilmeyecek bir şefaatçi ve itham edilemeyecek bir şahittir. O hem sizden ve hem de daha önceki ümmetlerden bahsetmektedir. Onda ferdî ve sosyal hükümlerin yanısıra sizlerin ve daha sonrakilerin haberleri de vardır”.

- Übeyy b. Ka’b (ra) şöyle buyurmuştur: “Allah Teâlâ kendisi için birşeyden vazgeçen kullarına onun yerine, hiç beklemediği bir yerden çok daha hayırlısını verir. Kim de bu konuda gevşeklik gösterirse Allah Teâlâ onu hiç beklemediği bir yerden çeşitli sıkıntılara duçar eyler."

- Übeyy b. Ka’b (ra) şöyle buyurmuştur: “Mü’min şu dört şey arasındadır: Başına birşey geldiğinde sabreder; kendisine birşey verildiğinde de şükreder. Konuştuğunda doğru söyler, iki kişi arasında hükmetmesi gerektiğinde adaletle hükmeder. Allah Teâlâ onun hakkında “Nûr üstüne nûrdur (nû’run ala nûr)”[872] buyurmaktadır. Onun için şu beş şey; konuşması, ilmi, bir yere girişi ve bir yerden çıkışı ve kıyamet gününde son varacağı yer nurdur. Kafir içinse şu beş şey; sözleri, amelleri, girdiği, çıktığı ve kıyamet gününde varacağı yer karanlıktır."

- Cebr veya Cüveybir isimli bir kişi şöyle anlatmıştır: Halifeliği döneminde Hz. Ömer’den bir cariye istemek üzere Medine’ye gittim. Oraya vardığımda doğruca onun yanına gittim. Allah Teâlâ bana keskin bir zeka ve güzel konuşma kabiliyeti vermişti. Hz. Ömer’in huzurunda dünyadan bahsettim ve onun değerini hiç mesabesine indirdim. Hz. Ömer’in yanında bir kişi vardı. Sözlerimi bitirdikten sonra bu kişi şunları söyledi:

“Dünyayı bu derece kötülemen dışında bütün söylediklerin çok doğrudur. Sen dünyanın ne olduğunu biliyor musun? O bizi ahirete götürecek bir binek ve bu yolculuktaki azığımızdır. İnsan kıyamet gününde, bu dünyada işlemiş olduğu amellerinden dolayı mükafaatlandırılacaktır”. Bu kişi dünyayı benden daha güzel değerlendirmişti. Bunun üzerine Hz. Ömer’e

“Ey Mü’minlerin Emîri! Yanınızdaki şahıs kimdir?” diye sordum.

“Bu, müslümanların efendisi Ubeyy b. Ka’b’dır” cevabını verdi.

- Übeyy b. Ka’b bir keresinde kendisinden nasihat isteyen bir kişiye şunları söyledi:

“Sakın seni ilgilendirmeyen şeylere karışma. Düşmanından uzak durduğun gibi dostlarından da sakın. Ölen kimselere gıpta ettiğin noktalar hâriç yaşayan kimselerin hiç birşeyine gıpta etme. İhtiyacını onu önemsemeyen kimselere açma ve böylelerinden hiç birşey isteme!"[873]


Zeyd b. Sâbit (r.a,)’ın Nasihatları

- Zeyd b. Sâbit (r.a.) Übeyy b. Ka’b’a şu mektubu yazmıştır: “Allah Teâlâ dili kalbin tercümanı olarak yaratmıştır. Kalbi de dilin kendisine itaat ettiği koruyucu bir merkez yapmıştır. Kalb ile dil arasında tam bir uyum bulunduğu ve dil kalbin emri altında olduğu sürece sözler düzenli olur ve dil sürçüp hata yapmaz. Kalbinin diline hakim olamadığı kişide akıl ve hayır yoktur. Kişi, kalbi istemediği halde diline gelen herşeyi söylediğinde sanki kendi burnunu eliyle kesmiş gibi olur. Akıllı insan sözlerini tartarak söyler. İnsan sözlerini fiilleriyle dengeleyip tasdik ettiğinde daha etkili olur. Cimrilerin sözleriyle cömertlik yaptıkları halde fiilleriyle bunu yalanladıklarına bilmem dikkat ettin mi’? Bunun sebebi dillerinin, kalblerini dinlememesidir. Kendi ayıplarını görmeyip de başkalarının ayıplarıyla uğraşan kişi kendi yükünü bırakıp da başkalarının yükünü taşıyan kimse gibidir. Selam üzerine olsun!"[874]


Abdullah b. Abbas (r.a.)’ın Nasihatları

- Abdullah b. Abbas (r.a.) şöyle buyurmuştur: “Ey günahkar! Sakın işlemiş olduğun günahların kötü sonuçlarından emin olma! Çoğu zaman işlenen bir günahı daha büyük ikinci günah izler. Ancak senin, sağında ve solunda bulunan meleklerden utanmaman işlediğin günahtan daha korkunç birşeydir. Allah Teâlâ’nın senin hakkında nasıl bir hüküm vereceğini bilmediğin halde günah işlerken gülmen işlediğin günahtan daha büyüktür. Bir günah işlediğinde sevinmen o günahtan daha korkunçtur. Bir günahı işleyemediğinden dolayı üzüntü duyman, işlemiş olduğunda kazanacağın günahtan daha büyüktür. Bir günah işlediğin sırada kalbinin seni gören Allah’tan çekinip ürpermemesi, o sırada rüzgar tarafından sallanan bir kapı perdesinden korkman işlediğin günahtan daha korkunçtur. Azap olunasıca! Sen Eyyüb (a.s.)’ın ondan dolayı Allah Teâlâ’nın kendisini mal ve bedence birçok belalara duçar ettiği günahının ne olduğunu biliyor musun? Eyyüb (a.s.)’ın günahı mâni olabileceği bir zulmü üzerinden gidermesini isteyen bir fakire yardım etmemesidir. O emr-i bi’l-ma’ruf yaparak zâlimi zulmünden alıkoymaya çaba göstermedi. Böylece Allah Teâlâ da onu birçok belalara duçar eyledi."

- Abdullah b. Abbas (r.a.) şöyle buyurmuştur: “Farzları yerine getir. Allah Teâlâ’nın senin üzerinde bulunan haklarını öde ve bunu yaparken de O’ndan yardım dile. Çünkü Allah niyeti hâlis olan kullarını, hoşlarına gitmeyecek şeylerden korur. O yegane mülk sahibi olup dilediğini yapar”.

- Abdullah b. Abbas (r.a.) şöyle buyurmuştur: “Hiç bir mü’min ya da fâsık yoktur ki Allah Teâlâ ona helalinden rızık yazmış olmasın. Eğer sabredecek olursa Allah’ın kendisine yazdığı helal rızka kavuşur. Ancak acele eder de haramdan kazanmaya kalkarsa Allah Teâlâ kazandığı kadarını onun helal olan rızkından keser."[875]


Abdullah b. Ömer’in Nasihatları

- Abdullah b. Ömer (r.a.) şöyle buyurmuştur: “Kendisi katında makbul bir kimse de olsa herhangi bir kul bir dünyalık elde ettiğinde Allah Teâlâ onun kendi katındaki derecelerini eksiltir”.

- Abdullah b. Ömer (r.a.) şöyle buyurmuştur: “İnsanları dünyayı ahirete tercih etmelerinden dolayı ahmak kabul etmedikçe kişi imanın hakikatına ulaşamaz."

- Mücahid şöyle anlatıyor: Bir gün İbn Ömer’le birlikte dolaşıyorduk. Bir harabenin yanından geçerken İbn Ömer bana

“Şu harabeye sahiplerinin ne olduğunu sor!” dedi:

“Ey harebe! Sahiplerine ne oldu?” dediğimde de

“Onlar gittiler; geride sadece amelleri kaldı” buyurdu.[876]


Ardullah b. Zübeyr (r.a.)’ın Nasihatları

- Vehb b. Keysan şöyle anlatıyor: Abdullah b. Zübeyr bana bir mektup yazarak şunları söyledi: “Takvâ sahiplerinin, kendileriyle tanındığı bazı alametleri vardır. Onlar, kendileri de bu alametleri nefislerinde görürler. Bunlar bela ve musibetlere sabredip Allah’ın kaza ve kaderine razı olmak, nimetlere şükredip Kur’ân’ın

Navigasyon

[0] Mesajlar

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc