Ezan İle İkamet Arasında Az Bir Süre Oturmak

(1/1)

Reyyan:
Ezan İle İkamet Arasında Az Bir Süre Oturmak

 

Resûlüllah (a.s.) Efendimiz zamanında müezzin ezanı okuduk­tan sonra farzdan önce sünnet varsa o kılınırdı, yoksa -akşam na­mazı gibi- az bir süre oturduktan sonra kalkıp ikamet getirirdi. Gü­nümüzde, özellikle Türkiye'deki gibi ezandan sonra sünnet kılınınca üç ihlâs okunmazdı. O bakımdan ezanla ikamet arasında üç ihlâs oku­mak bid'â-yı hasene sayılır.

Ezan ve ikametle ilgili hadîslerin tamamı biraraya getirilince de ikisi arasında az bir süre beklemenin müstehâb olduğu anlaşılır. Biz konuyla ilgili hadisi nakletmekle yetiniyoruz:

Abdurrahman b. Ebî Leylâ'dan yapılan rivayette, ilim adamların­dan arkadaşlarının Resûlüllah (a.s.) Efendimiz'in yanında şöyle de­nildiğini haber vermişlerdir: Ansardan bir adam gelip, "Ya Resûlellah! dedi. Senin ihtimamını gördüğüm için döndüğüm zaman, üzerin­de sanki yeşil iki elbise bulunan bir adam gördüm. Mescid'in üzerin­de ayağa kalkıp ezan okudu. Sonra az bir oturuş oturduktan sonra kalkıp okuduğu ezanın bir benzerini okudu, ancak Kad Kameti's-Sala dedi..."

Bu ve ilgili diğer hadîslerin ışığında müctehid imamların gö­rüş ve tesbitleri:

a) Hanefîlere göre:

Akşam namazı dışında diğer namazlarda ezanla ikamet arasını ayırmak sünnettir. Çünkü her birinden maksat, ilâm, yani ezanda vaktin girdiğini, ikamette namaza başlamak üzere olduğunu bildir­mektir. Bu da aralarında zaman bakımından bir fasılanın konul­masını gerektirir.

Akşam namazı dışındaki namazlarda fasıl, ya bir süre oturmak­la, ya da sünnet namazı kılmakla gerçekleşir. Ezanla ikameti birleş­tirmek, yani ara yere bir zaman parçası fasıl olarak koymamak mekruhtur.

Hanefilerin bu husustaki asıl delilleri, Resûlüllah (a.s.) Efendimiz'in Bilâl'a:

"Ezan okuduğun zaman teressül yap, (yani harfle­rin mahreçlerine ve durulacak yerlere, uzatılacak kısımlara dikkat et); ikamet ettiğin zaman, biraz seri oku ve senin ezanınla ikametin arasında, yemek yemekte olan kimsenin yemeğini yiyip bitirmesi, bir şey içmekte olanın içtiğini tamamlaması, sıkışık halde olanın girdiği helada tabii ihtiyacını gidermesi kadar bir süre bulunsun... Hem beni görmedikçe kalkıp saf bağlamayın..."

Hem ezan, gaibde olanların hazır olmasını sağlamaya yönelik­tir. O bakımdan ezandan sonra bir süre beklemek lâzımdır, tâ ki gaib olanlar gelip namaza hazır olsunlar.

Sonra zahir rivayette ezanla ikamet arasındaki faslın miktarı zikredilmemiştir. el-Hasen'in Ebû Hanîfe'den yaptığı rivayete göre, sabah vaktinde yirmi âyet okuyacak bir süre; öğle vaktinde, her rekâtinde on âyet okuyacak miktar dikkate alınarak dört rek'ât na­maz kılınacak kadar bir süre; ikindi vaktinde, her rekâtinde on ayet okuyacak miktar dikkate alınarak iki rek'at namaz kılınacak kadar bir süre; akşam vaktinde üç âyet okuyacak kadar bir süre; yatsı vak­tinde, öğle vatinde olduğu kadar bir süre ayarlanır. Ancak bu ge­rekli bir takdir değildir. O bakımdan cemaatin toplanıp hazır olma­sına yetecek kadar bir süre takdir etmek daha uygun olur. Bu da, müstehab olan vakte riâyet edilerek ayarlanır.

Akşam vaktinde ise, ezanla ikamet arası namaz ile fasledilmez. Ancak Şafii'den yapılan bir rivayette, hafif iki rek'atle fasledilebilir.[297]

Bu meselede Hanefiler şu hadîsle istidlal etmişlerdir:

"Her iki ezan (ezan ile ikamet) arasında isteyen kimse için bir namaz vardır, ancak akşam ezanı ile ikameti müstesna... (Yani onlar arasında namaz yoktur)."

Akşam ezanıyla ikameti arasında, İmam Ebû Hanîfe'ye göre, az bir süre olsun oturulmaz bile, ezandan hemen sonra ikamet edilir.. İmam Ebû Yusuf ile İmam Muhamme'd'e göre, hafif bir celse yapıl­dıktan sonra ikamet edilir.[298]

b) Şâfiîlere göre de, akşam namazı hariç olmak üzere beş va­kitte ezanla ikamet arasını ayırmak için bir süre fasıl olarak koy­mak sünnettir. Akşam vaktinde ise, en sahih kavle göre, ezanla ika­met arasında fasıl konulmaz.

c) Hanbelîlere göre:

Ezanla ikamet arasını bir abdest ve iki rek'at namaz kılacak kadar bir süreyle ayırmak, müstehabdır. Akşam vaktinde ise, sade­ce hafif bir celseyle ayırmak müstehabdır.[299]

Hanbeliler bu meselede Ebû Davud ile Tirmizî'nin Ubey b. Kâ'b'den yaptıkları şu rivayetle istidlal etmişlerdir:

"Ya Bilâl, ezanınla ikametin arasına, yemeğini yemekte olanın acele etmeksizin onu bitirinceye kadar ve tabii ihtiyacını gidermekte olanın onu acele et­meksizin bitirinceye kadar bir nefes (zaman) koy."

Buna benzer bir rivayet Câbir (r.a.)'den yapılmıştır. Konunun başına aldığımız hadîs de istidlale uygun görülerek delil sayılmıştır. Nitekim İshak b. Mansur diyor ki:

"Ahmed b. Hanbel'i gördüm, akşam namazı için geldi ve saf yerine kadar yürüdü, o sırada müez­zin de ikamet etmeye başlayınca İmam Ahmed oturdu."

Ayrıca İmam Ahmed'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:

"Akşam ezanı okununca kişinin iki rekât namaz kılacak kadar bir süre otur­ması müstehabdır." Bunun üzerine biri ona:

"Neye dayanarak böyle diyorsunuz?" diye sorunca, şu cevabı vermiştir:

"Enes ve başka sahabinin hadîsinden... Rasûlüllah'ın (a.s.) ashabı, müezzin ezan okuyunca Mescid'deki sütunlara doğru yürürler ve iki rek'ât namaz kılarlardı. Hem ezan, vakti bildirmek için meşru kılınmıştır. O tak­dirde halkın namaza yetişmesi için bir süre beklenir."[300]

d) Mâliki mezhebinde ezanla ikamet arasındaki fasıla husu­sunda yeterli bir açıklamaya rastlayamadım.

Yorumlar, rivayetler ve tahliller:

Câbir (r.a.)'den yapılan rivayette, Resûlüllah (a.s.) Efendi­miz Bilâl'e şöyle buyurmuştur:

"Ezan okuduğun zaman kelimeleri ta­ne tane telâffuz et, uzatılacak yerleri uzat, acele okuyup birbirine karıştırma. İkamet ettiğin zaman biraz acele et, uzatılacak yerleri uzatma... Ezanınla ikametin arasında yemek yemekte olan kimsenin yemeğini yiyip bitirmesi kadar bir süre bulundur..."

Tirmizî bu hadîsi rivayet etmekle beraber zayıf olduğunu söy­lemiş ve "biz bunu ancak Abdülmun'im hadîsinden biliyoruz ki, is­nadı meçhuldür" diye belirtmiştir. Aynı hadîsi Hâkim de tahrîc et­miştir.

Ancak sözü edilen hadîs, Ebû Hüreyre ve Selmân'dan yapılan rivayetler şâhid olarak bulunuyor ki, Ebuşeyh tahrîc etmiştir. Ayrı­ca Abdullah b. Ahmed'in Ubey b. Kâ'b'den rivayet ettiği hadîste şa­hit olarak bulunuyor.[301]

Diyebiliriz ki, şevahid olarak gösterilen hadisler de zayıftır. O bakımdan istidlal ve ihticaca pek uygun sayılmazlar.

Nitekim İbn Battal diyor ki:

"Ezanla ikamet arasında bir süre koymanın belli bir sınırı yoktur. Vaktin iyice girmesi ve namaz kılacak cemaatin toplanması söz konusudur. Bu da, ezanı tane tane, uzatılacak yerleri uzatarak kılmaya, ikameti seri okumaya delâlet eder. Çünkü ezandan maksat, uzakta bulunanlara vaktin girdiğini duyurmaktır. O halde onların hazırlanıp gelmesini beklemek en uy­gun süredir.[302]

Konumuzun başına aldığımız Abdurrahman b. Ebî Leylâ hadî­sini aynı zamanda Dârekutnî, A'meş hadisinden, Amir b. Mürre'den, o da İbn Ebî Leylâ'dan, o da Muâz b. Cebel (r.a.)'dan rivayetle tahric etmiştir. Ebû Şeyh ise onu ezan bölümünde Yezid b. Ebî Ziyâd tarikiyle rivayet etmiştir ki, Yezid, Abdurrahman b. Ebî Leylâ'dan, o da Abdullah b. Zeyd'den rivayet etmiştir. İbn Hacer diyor ki: Bu hadîsin munkatı' olduğu açıktır. İbn Münzir ise mursel olduğunu belirtmiştir. Ama İbn Ebî Şeybe'nin, İbn Huzeyme, Tahavî ve Beyhâkî'nin rivayetine bakılınca munkati' olduğu belirginleşiyor.

O  bakımdan hadîsi İbn Hazım ve İbn Dakıyk el-Iyd sahihlemişlerdir.

 
Çıkarılan Hükümler:

 

1- Ezan ile ikamet arasını az da olsa bir zaman parçasıyla ayırmak müstehâbdır.

2- Ezan okunduktan sonra farzdan önce sünneti bulunan va­kitlerde sünnetin kılınmaya başlaması, haliyle ezanla ikameti bir­birinden ayırmakta ve araya bir süre koymaktadır. Farzdan önce sünnet kılınmayan vakitlerde ise, bir süre beklemek müstehab sa­yılır.

3- Akşam vaktinde, müctehidlerden kimine  göre, ezandan sonra hemen ikamet getirilir, hafif bir celse olsun fasıla olarak arayere konulmaz.

Kimine göre ise, iki rek'at hafif bir namaz kılınır, kimine göre ise, hafif bir celse yapılır, yani birkaç saniye oturulup öylece kalkı­larak ikamet okunur.

Navigasyon

[0] Mesajlar

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc